Kerimcan Durmaz Üzerine

Hayatımızda artık Kerimcan Durmaz diye bir karakter var. Kendisi bundan birkaç ay öncesine kadar abartılı üslubu ve görgüsüz tavırlarıyla insanların dikkatini çeken bir Snapchat kullanıcısıydı.

Cinsel kimliğini neredeyse karikatürize edecek kadar kullanan bu kişi, izlediğim ilk videosunda bir arkadaşıyla birlikte bir taksinin arka koltuğunda sinir bozucu çığlıklar atıyor ve taksiciye yer yer hakarete varan sözler ediyordu. Bana izleten kişi ise bu duruma karnını tutarak gülüyordu.

Sonra da çeşitli dijital iletişim kanallarında tanınırlığı arttı ve karşımıza bir “sosyal medya fenomeni” olarak çıktı. Aslına bakarsanız uzun dönem markalar Kerimcan’ı kullanmadılar. Kerimcan’ın yarısı kadar takipçisi olmayan hesaplar tanesi 4.000 TL’den tweet atarken kendisini pek bir viral ya da branded dijital kampanyada görmedik. Çünkü Kerimcan nihayetinde cinsel kimliğini ifade eden bir eşcinseldi.

Kerimcan eğlence sektörü için resmen bir vahaydı. Hali, tavrı, kimliği vs. derken bir Male Drama Queen olabilir ya da aslında müzikten anlamasa bile “DJ” diye yedirilerek üzerinden reklam yapılabilirdi. Nitekim öyle de oldu. Kerimcan, bir şekilde bazı eğlence mekanlarının reklam yüzü oldu. Anladığımız kadarıyla çektiği insan sayısı da fena değilmiş.

Aldığı para ise elbette insanın sinirini bozuyor. Ancak sinir bozucu olan şey Kerimcan’ın şahsıyla alakalı değil. Serdar Ortaç’ın Filli Boya’dan aldığı parayla, İDO Tatlıses’in McDonalds’dan aldığı parayla, Gökhan Gönül’ün Beşiktaş’tan aldığı parayla falan barışık mısınız mesela? Ben değilim.

Kerimcan da, barlar da, izleyenler de rolünü yerine getiriyor. Benim derdim rejisörle. İnsanları bu kadar yoz bir eğlence tüketimine yönlendiren, bu yozluk ekonomisini bu raddede büyüten ve yoksulluğun hüküm sürdüğü bir dünyada adaletsizliği daha da simgeleştiren her şeyin yıkıcı ve yaralayıcı olduğunu düşünüyorum.