Linux Yaz Kampı 2016

Tüm eğitmenler son gün sahnede

Öğrenmek, eğlenmek, yeni dostluklara ve yeni fikirlere yer açmak için müthiş bir deneyim.

Bu yıl ilk defa katıldığım bu kampla ilgili, henüz ders notlarımı temize çekmeden, aklımda kalan her şeyi paylaşmak istiyorum.

Geçtiğimiz sene çalıştığım proje sebebiyle 1 yıl boyunca Terminal ekranında ufak tefek işler yapıyordum. Bir kısmı ezber, bir kısmı da anlık işi kurtaracak kadar bilgiler edinerek yaptığım işlerdi. Ancak önümüzdeki dönem doktoraya başlayağım ve yeni projede kullanacağım teknolojiler beni açık yazılımları öğrenmeye davet ediyordu. Lisans ve yüksek lisans dönemim boyunca R, Libre Office gibi yazılımları kullanıyordum ancak şimdi derine inme zamanı gelmişti. Önceki yıllardan katılan arkadaşlarımın da ısrarı üzerine Linux Yaz Kampı’na başvurumu tamamladım ve işte macera o noktada başladı. Buna macera diyorum çünkü daha önce ne yurtta kalmıştım ne de ailemden, arkadaşlarımdan kimsenin olmadığı bir yerde 15 gün geçirmiştim. Gerçekten büyük heyecan başlamıştı.

5 Ağustos sabahı yaka kartımı alır almaz başlamıştım fotoğraf çekimlerine. KYK yurtları için para yatırma kuyruğunda tanıştığım insanlardan ikisi ile oda arkadaşı oldum, kamp sonunda hayatımdan asla çıkarmayacağım dostlarım arasına girmişlerdi bile. Kamp ortamında genel olarak insanlarla sohbete başlamak için 25–30 saniye göz göze gelmeniz yeterli oluyordu. “Selam, hangi kurs?”, “Linux 1”, “Ah öyle mi ben de Ağ Güvenliği” gibi kısa cümlelerle başlayıp çay-kahve-çekirdek eşliğinde, yaptığınız her şeyden konuşabiliyordunuz.

Hocamız bize iyi bakıyordu :)

Kamptaki bu çok keyifli sosyalleşme ortamından bahsetmeye devam edeceğim ama belki de okurken “Tamam her şey güzel de eğitim nasıldı, neler öğrendin?” diye aklınızdan geçiriyor olabilirsiniz. Daha ilk gün öğlenden sonra Mustafa Akgül, Doruk Fişek ve Barış Büyükakyol’un kısa bir “Hoşgeldiniz” seslenişinin ardından Linux 1 öğrencilerini sınıflara ayırmak için çimlere topladılar. Tüm kurslar arasında öğrenci sayısı en çok olan Linux 1 sınıflarıydı. Bu yüzden çimlerde “Bilenler, Az bilenler, Bilmeyenler, CentOS öğrenmek isteyenler, Debian öğrenmek isteyenler” olarak hızlıca ayrıldık. Ben yaptığım çok ufak bir araştırma sonucu CentOS öğrenmek istediğime karar vermiştim ve Güray Yıldırım’ın eğitim verdiği Linux 1 sınıfına dahil oldum. İlk gün sınıfta kısaca tanışma konuşmalarının ardından bilgisayarlarında VirtualBox ve CentOS olmayanların kurulumları gerçekleştirildi. Ardından dinlenmek ve kalan 14 günlük maratona başlamak üzere dağıldık.

Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra esas dersimize başladık. [root@localhost~]# neydi ki? echo, ls -l, touch, cat gibi komutlarla başlayıp whoami, whatis pwd gibi komutlarla devam ettik. Daha ilk günden çok şey öğrenmiştik aslında. Kalan günlerde Güray Hocamızın başını en çok inode,dosya sistemleri, dizinler ve network konusu ile ağrıtmış olsak da tüm sınıflar arasında dizinleri en iyi biz bildik, ne nerede hiç karıştırmadan söylüyorduk (değil mi?). Bu arada sınıfça en sevdiğimiz aktivitenin “disk uçurma” olduğunu söylemeden geçemeyeceğim (kabul, biraz sıkıntı yaşadık). Alias, chmod, linkleme, paket kurma, crontab, bash script, tar-bzip-gzip, find/grep öğrendiğimiz konu ve komutların daha bir kısmı. Gerçekten bir sistem yöntecisine en çok lazım olacak şeyleri 15 günde detaylı olarak öğrenme fırsatımız oldu. Ayrıca bu öğrendiklerimizin yanına neler ekleyeceğimiz de söylendi. Örneğin bash script kullanıcılarına Regular Expression (RegEx), sed ve awk çalışması, döngüler ve özel değişkenlere önem vermesi söylendi. Linux Booting Process’lerden, SysVinit gibi eski sistemden ve INITRAMFS gibi yeni sistemlerden de de bahsedildi (neredeyse 1 gün boyunca Systemctl yaptık). Logları nasıl okuyacağımızdan tutun da Program vs. Process ayrımlarına, hatta ve hatta kamptaki herkesin artık ezbere bildiği Şifre vs. Parola ayrımlarına kadar her şey anlatıldı. Son günlerde artık yanımızdaki arkadaşımızın makinasına bağlanıp çok da duygusal olmayan eğlenceli mesajlar bırakıyorduk, Güray Hocamızın sunucusuna atılan ping’lerin sayısını kendisi bile unutmuştur :)

Bazen böyle saçmalıyoruk :)

Eğitim gerçekten de sıkça sorulan sorularda bahsedildiği gibi sabah 9.30 — akşam 9.30 şeklinde ileriyordu. Derslere her zaman tek bir hoca ile devam edilmiyordu, bazen 1–2 saatliğine başka hocalar gelip çok iyi bildikleri bir alanı anlatmayı tercih ediyorlardı. Ya da Mustafa Akgül hoca gibi, tahtaya bir soru bırakıp tüm gün onunla meşgul olmamızı da sağlıyorlardı :) Bu kadar çalışırken tabi ki arayı da hak ediyorduk. Sınıfımızın organizatörü sayesinde Gölcük’e de gitme fırsatımız oldu (Teşekkürler Rümeysa Demir). Kubbealtı’nda gözleme, çorbacı Mülayim’de çorba (doğal olarak) yemeden ayrılmadık. Şehrin manzara ve havası şahaneydi. Bolu şehrini gerçekten çok sevdik. Üniversite içerisinde Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeydi eğitim ve balkonundan görünen manzara, ders aralarımızı güzelleştirdi. City Park’ta çay, nargile ve şehrin merkezindeki lunaparkta eğlenmek kampçıların en sevdiği etkinliklerdi. Tabi kampüste yapılan langırt ve masa tenisi turnuvası da cabası.

Son gün sertifikalarımız dağıtılırken duygusal anlar yaşadık pek tabi. 15 günün sonunda bilgilerimiz aklımızda, arkadaşlıklarımız kalbimizde ayrıldık oradan. Hayatıma kattığı tüm güzelliklerden dolayı kampı organize edenlere, bu işi gönüllü yapan eğitmenlere ve yaz sonunu böyle güzel bir eğitime ayıran herkese teşekkür ederim. Umarım herkes hayatı boyunca uygulayabileceği, üzerine yeni şeyler katabileceği bilgiler öğrenmiş ve süper insanlarla tanışmış olarak ayrılmıştır kamptan. Önümüzdeki yıllarda bu vefa borcumu eğitmen olarak ödemek için çok çalışacağım. Seneye yeni eğitimlerde görüşmek üzere!

NOT: Gerçekten ESİYOR!

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.