Bu bir sendrom mu bilinmez.
Sendrom ya da belirgi, birbirleriyle ilişkisiz gibi görünen, ancak bir araya geldiklerinde tek bir olgu olarak kendilerini gösteren bulgular bütünüdür. Bu, kalıtsal olabilir ya da edinsel nedenlerle de oluşabilir.
Belirsiz bulguların teşhisi güçleştirdiği durumlar sendromdur.
Evet beyaz yakalılarla dalga geçilir aynen mahalle ve köy delileri gibi. Mahalle ve köy delilerinin ortak noktası gerçek olamayan bir kimlik yada hayali eşyalara, kişilere ve kurallara göre takıntılı olmalı. Kimisi arabaya takıntılı ve elinde bir direksiyon, diğeri askerliğe takıntılı olduğundan sopadan yapılma bir tüfek gibi hayali eşyalar, komik durumlar. Mahalle halkı bu durum sapıklığa varmadığı sürece durum ile eğlenir, dalga geçer ve aynı zamanda da elinden geldiğince bu delinin barınma, yemek, hamam ve berber ihtiyaçlarını karşılar.
Peki bunca deli arasında hepsi deli de hiç mi sadece iş olarak mahalle deliliği yapan yok. Yani deli gibi davranıp bütün ihtiyaçları karşılanıyor olduğu için deliliğe devam eden. Alay ediliyor ve gülünç durumda olduğun bildiği halde hoşuna gitmesede yapacak başka şey- bilmediği, tercih etmediği veya bulamadığı- için deli olmaya devam etmesi gibi.
Mesela bir deli tanıdım Akmerkez’in oralarda arazisi var herkes peşinde ama adam sahilde balık tutuyor kimseyle konuşmuyor sadece köpeklerle takılıyor. Bu adama deli raporuda veremiyorlar çünkü doktorun karşısında arazi benim kimseye vermiyorum bunlar deli deyip elimden almaya çalışıyorlar deyip doktoru ikna ediyor mahkeme kapanıyor.
Yani iki çeşit delilik var bir işe gelen, birde dolu dizgin. Dolu dizgin olanla bir işimiz yok ama işe gelen biraz ilginç. Beyaz yakalıda bu kategoride. O kadar aşağılanma yok sayılma, mobing, düşük geri dönüş, çok azının geleceği olmamasına rağmen beyaz yakalılığa devam. Bir ev belki şirket vermediyse bir araba alacak bu arada karın tokluğuna işe gidip gelecek adam. Aldığı maaş içinden birikim yapması imkansıza yakın ama bir taraftanda ekonominin dönmesine en büyük yardımcı. Kirası para, yemesi içmesi para, giyinmesi para, hiç olmadı öğle yemeği para. Cafeler, AVM’ler, caddeler, meyhaneler, lokantalar sayelerinde dolu. Birde pirezantabıl var. Elalemin biri kravattır, gömlektir pantolondur, ayakkabıdır bir sürü şeyi zorunlu olmasada, şart koşar. Her gün kot, gömlek ve bez ayakkabı ile yapabileceğin işleri çok pahalı olmasada hatrı sayılır bir rakama alınmış kıyafetler, ayakkabılar ve diğer şeyler hep cepten karşılanır. Adamın şirketini temsil edersin ama bu temsilin temizliği, giyimi, gösterişi senin cebinden çıkarda gıkın çıkmaz. Maaşı 20 binlerde dolaşan üstlerin iş sözleşmesinde tüm kıyafetlerin şirkete fatura edilmesini ister ama bir beyaz yakalının üst düzeye geçmesi 50 yılda bit görünür. Bir beyaz yakalıdan borç istediğinde en az 3. kere ertelenmiş kredi kartının borcu halinize şükür ettirir.
Mavi yakalı ile dalga geçildiğini hiç gördünüz mü? Ben hiç görmedim çünkü iş yerinde bir arkadaşlarının hakkı yendiğinde hiç olmadı iyi kötü örgütleniyorlar. Ast üst çatışması açıkça alenen yapılıyor. Birbirlerinin yerine geçmek, patronun(ustabaşının) gözüne girmek için çok azı birbirini satar. İyi çalıştıklarında çok iyi gelirleri olur. Bildikleri dışında başka beklentileri olmadığından daha mütevazi bir yaşam peşinde olduklarından birikimleri zengin etmesede ev alabilirler çünkü memleketin her yerinde mesleklerini icra edebilirler. Memlekette ev ucuz İstanbul’da pahalı. Galeriden araba alma hayalleri yoktur hafta sonu bir mesire yerine götürsün yeter. En önemlisi maaşı 20 binlerde dolaşan abilerinkini ödediği gibi bu mavi yakalı arkadaşlarında tulumları şirkettendir ve altına ne giydiğiniz ile ilgilenmezler.
Beyaz yakalı İstanbul ve çevresine bir kaç büyük şehre bağlı bir hayat sürer, diğer beyaz yakalılar ile sürekli rekabettedir ve bu rekabet sistem tarafından canlı tutulur. Onlar için çocuk sahibi olmak bile terfi,maaş zammı, sorumluluk teslimi anlamına gelir. Erkekleri çocuk sahibi olduklarında terfi alır kadınları kariyere ara verip tekrar başladığı için işveren açısından çok ucuza çok iş yaptırma fırsatı olurlar.
Yani çıkışı adı gibi bildiği labirentin içinde vakit öldürüler. Labirenti her daim daha zor hale getirmeye kendilerinin bildiği çıkışı dışarıdan seyredenlerin ve rakiplerinin gözünün önünden uzaklaştırmaya çalışırlar.
Kimse sonunu bildiği komediyi seyretmez bu yüzden oyuna herkesi dahil etmek adına bir an bile bildikleri çıkışa yaklaşmak istemezler.
Hiç farkettimiz mi bilmem ama bir beyaz yakalı bom boş aylak aylak oturmaz. Ekonomik sıkıntısı ciddi değilse (ekonomik sıkıntısı yok demiyorum) evde oturup 1 dakika dahi sessizlik dinlemez. Evde,tatilde, vesairede bir müzik, bir kulaklık, bir tv, bir arkadaş, çocuk(genelde bu sebep çok derinlerde de olsa vardır) sesi olmadan olmaz çünkü ortalık sakinleşince iç sesleri labirentin çıkışını tarif eder.
Sonuç olarak köyün delisinin gerçekten deli olup olmadığını sorgulamayız sadece güleriz, dalga geçeriz ve vakit öldürürüz. Kendimiz başka bir köyün delisi olasa bile yaparız bunu. Bildiğimiz başka hayat yok ve özlediğimizi yaratamayacak kadar deliyiz.