THE MAN WHO SAVED THE WORLD | DÜNYAYI KURTARAN ADAM

By Caderyn Owen Jones, ES’19

ORIGINAL

“Eğer bir insan beyni ele geçirirsem, dünyayı elde edebilirim” — Sihirbaz
“Islığı yanlış çaldın… kadın yerine iskeletler geldi.” — Murat
“Artık arkadaş değiliz… beddua edilmişsin” — Arkadaşım; filmi izlediğimi öğrenince

1980’lerin sinemasının tozlu raflarında saklı bir haz- ine yatıyor: halk arasında Türk Yıldız Savaşları olarak bilinen kötü şöhretli bir film. Dünyayı Kurtaran Adam (orijinal adı) patlamalar, kötü davranma, tamamen karmaşık bir kurgu ile çalın- mış sahnelerin bir toplamasıdır. Fakat, bir türlü, tüm parçaların güzelce biraraya geldiği açık. Kurgusu kıvrak kıvrak başlıyor— dünya, her tehdit edildiğinde kendisini koruyan beyin molekülleri tabakasının üstesinden gelmek için bir insan beynine ihtiyaç duyan kötü bir düşmanın acımasız saldırısı altında. Hala orda mısınız? İki Türk pilotu sihirbazı bulsun diye gönderildi, ama jetleri bilinmemiş bir güç tarafından bir çöl gezegenine çekildi. Manzarası elbette Kapadokya ve Giza olan geze- gende, savaşlara, baştan çıkarmalara, dört dakikalik beden eğitimi sahnelerine, kötü kostümlere, zavallı çocuk- ların öldürülmesine, ve sadece boş bakişlarla geçen bir aşka rastlıyorlar. Hepsi doksan dakika içinde. Buna Indiana Jones’un müziğini ve dakika- larca süren Yıldız Savaşları sahneler- ini ilave edersek, büyük bir başarıya ulaşıyoruz.

Filmi baltalamayacağım—bu konuda hiç de yardıma ihtiyacı yok— ama film gerçekten de izlemeye değer.

Bu anıtsal filmin bir bağlamı var. Türkiyedeki sinemanın Yeşilçam Dönemi yeni bitti. O ülke her yıl yü- zlerce filmi üretmişti 1950, 1960 ve 1970 yıllar boyunca, ve ayrıca sinema endüstrisini şimşek gibi geliştiriyordu. 1980 İhtilali, maalesef, Yeşilçam Dönemine son vermiş gibi göründü.

Ancak, iki yildan sonra, ünlü bir aktör, Cüneyt Arkın, bu başyapıtı hem yaptı hem de başrolü oynadı. Şimdi artık 79 yaşında, 250’den daha fazla filmde başrol oynadı, ama ölümsüzleşmek için tek bir filme ihtiyacı vardı. Film, sahnelerinde, görsel efektlerinde (gevşek bir biçimde kullanıyorum) ve İslam hakkındaki tuhaf, alakasız diyaloglarında zamanının yaygın moti erini kullanıyor—nükleer silahlar, uzay yarışı ve din.

Onun Yıldız Savaşların sahnelerini “ödünç alması” (aynı şekilde, “ödünç almayı” gevşek bir biçimde kullanıyorum) çok taktikseldi—yönetmeni bir şekilde o zamanın popüler kültürünü çok iyi anladı. Doğu ve batı kültürlerinin bu karışımı, Avrupa ve Orta Doğu’nun birleşiminde yer alan Türkiye’ye gerçekten çok yakışıyor. Batı- daki en iyileri—Indiana Jones, Yıldız Savaşları, Flash Gordon—taklit etmek niyeti olan Türk bir aksiyon filmine göre, rahatlıkla başarılı oldu.

Belki mükemmel bir film değil, ama kendince döneminin simgesidir, ve işte onun için bu kadar güzeldir.

Yani, bu ve ayrıca Yıldız Savaşları sahneleri sayesinde.

Youtube’de bu filmi bulun (hiç bir telif hakkı yok):

Dünyayı Kurtaran Adam (Türk Yıldız Savaşları).

TRANSLATION

“If I get hold of a single human brain, I can conquer the Earth.” — The Wizard

“You whistled the wrong tune… skeletons are coming instead of women” — Murat

“I am no longer a friend… you are now cursed” — My friend, after I watched the film

Tucked away in a quiet corner of 1980s cinema lies a hidden gem: the infamous film colloquially known as the Turkish Star Wars. The Man Who Saved The World — the original title — is a collection of explosions, poor acting, extremely muddled plot, and stolen footage. Yet somehow, everything comes together in a way that is unmistakably beautiful.

The plot begins in a convoluted way — the Earth is being relentlessly attacked by an evil villain who needs a human brain to pierce the brain-particle barrier that protects the planet Earth every time it is
threatened. Still following? Two Turkish pilots are sent out to find this villainous wizard, but an unknown force pulls their jets onto a desert planet. On this planet (whose scenery is all-too-familiar to Cap-
padocia and Giza), they encounter battles, seduction, four-minute training montages, poor costumes, the murder of far too many children, and a romance consisting entirely of extended staring — an action-packed ninety minutes. Combine this plot with Indiana Jones’ music, and full minutes of cutaway scenes from Star Wars and you have a roaring success.

I will not spoil the film too much — it really doesn’t need much help in that regard — but it’s worth watching. Despite its infamous reputation, this monumental work held importance. At that time, Turkey had just gone through the Yeşilçam era of its cinema history. From the 1950s to the 1970s, Turkey’s film industry developed at lightning rates, releasing hundreds of films each year.

Despite the 1980 coup that seemed to signal the end of the Yeşilçam era, two years later, a prominent actor, Cüneyt Arkın, produced (and starred in) this masterpiece. Currently 79 years old, he has starred in over 250 films, but needed only one of them to be immortalised, The Man Who Saved the World. This film evoked common motifs of the time — nuclear weapons, the space race, religion — in its shots, special e ects (I use this term loosely), and strange and unrelated dialogue on Islam.

The film’s borrowing (again, I use this term loosely) of footage from Star Wars was also very tactical — the director was acutely aware of the popular culture of the time. This blend of Eastern and Western in uences is, in fact, most fitting for Turkey, which lies in the confluence of Europe and the Middle East. For a Turkish action film that intended to imitate the greats of the West — Indiana Jones, Star Wars, Flash Gordon — The Man Who Saved the World has achieved its goal.

This film may not be perfect, but in its own way, it represents its time and provenance, a symbolic signi cance that makes the film truly great.

Well, let’s not forget about the magnificence added by Star Wars clips.

Find it on Youtube with English subtitles (there’s no copyright): The Man Who Saved The World (Turkish Star Wars).

Show your support

Clapping shows how much you appreciated POP!’s story.