4x4.16

“Yeni bir güne başlamanın sıkıntısı” diyordu Oğuz Atay. Senin, benim bizim yani ikimizin tek kelime ile özeti “Tutunamayanlar”ında. Her sabah bir cesed olarak uyanıyorum. Neredeyse ellerimle tutarak atıyorum ayaklarımı yataktan dışarıya. Gözlerimi hafifçe aralıyorum, gri bir gökyüzü. Mevsim bahar fakat hâlâ gri… Bir süre iki büklüm oturuyorum yatakta, sonra başucumdaki sehpaya uzanıp bir sigara yakıyorum. İlk sigara günaydın diyor bana sonra ayna.

Her sabah traş olmak zorunda mıyım? Daha kaç yılın kaç sabahı kazıyacağım yüzümü jiletle… “Aslında kolayı var şikayet ediyorsan” diyorum kendime.

“Bir gece bir jilet at geceye ve sonra uyu… “

Kolayı bu.

Rastgele bir takım elbise seçiyorum, kravat ne kadar gevşek bağlarsam bağlıyım boynumu hep sıkıyor. Aynaya bakıyorum, sonra kravatın uzunluğuna ve en son tavana.

“Olmaz” diyorum. 
“Hâlâ kısa…”

Evden çıkarken kapı eşiğinde kendi saçlarımı okşuyorum. Kokluyorum çocukluğumu ve üzerine kapıyı üç defa kilitleyip çıkıyorum. Ben çıkmalıyım ama o kalmalı. Karışmamalı insan içine, büyürken benzememeli diğerlerine.

Evden iş yerine giden adımların sonunda hâlâ aynıyım. Gülüyorum kendime, “ahmak diyorum”. Kendisini bile isteye bir zindana hapseden ahmak… 
Zindana girince makasa ilişiyor gözüm, zarf açacağına… Ama olmuyor. Üst çekmecemden önce antidepresanı sonra da şu vitamin haplarından alıyorum birer tane…

“Günaydın, iyiyim siz nasılsınız?”