İlüstrasyon: Uğur Orak

Çetrefilli Bir Dünyada Tasarım Yapmak

Yazan: Mert Çetinkaya, Organizasyon ve Öğrenme Tasarımı Yöneticisi, ATÖLYE

İngilizce aslından çeviren: Bala Gürcan

Görsel Materyaller: Yasemin Demirel

“Tasarımcının kimliği, ‘ihtiyaçların belirleyicisi ve sistemlerin tanımlayıcısı’ olmaktan çıkarak, gerekli değişim için ‘kolaylaştırıcı’ ya da ‘sistemsel dönüşüm için bir katalizör’ hâline gelmeli”. Banny Banerjee, Stanford ChangeLabs, Kurucusu, ATÖLYE mentoru

Dünyamız, yıkıcı ve öngörülemeyen bir değişimden geçiyor. Siyasi istikrarsızlık ve sosyal kutuplaşma küresel ölçekte yükselişte. Ekonomilerimiz değişken ve belirsiz. Bunlarla beraber, dünyanın yaşam destek sistemleri insan nüfusunun artmaya devam etmesiyle birlikte alarm vermeye devam ediyor.

Günümüzün son derece karmaşık dünyasında, organizasyonlar bir ‘çetrefilli problemler okyanusu’ ile karşı karşıya. Her yıl, giderek daha fazla kurum, sorunların karmaşık doğasını tanımak ve bunları doğru bir şekilde ele almak için adımlar atıyor. Bununla birlikte, bu zorluklarla başa çıkma tek bir kurumun çabalarından fazlasını gerektiriyor, ortak tasarım artık bir şart.

ATÖLYE’nin ‘Çetrefilli Problemler’e Yaklaşımı

İlk günlerinden beri ATÖLYE, Türkiye’de ve ötesinde, eğitimden organizasyonel değişime, sürdürülebilir kentsel sistemlerden sosyal inovasyona kadar, sistematik ve karmaşık bazı sorunları çözmek için bir yolculuğa çıktı. Geçtiğimiz yıl, iki girişimimizin hayata geçtiğini ve geliştiğini gördük: Öğretmenleri birer değişim öncüsü olarak güçlendirmek için Eğitim Reformu Girişimi ile kurduğumuz çok paydaşlı Öğretmen Ağı platformu ve girişimciler için bir sosyal inovasyon platformu olan, Zorlu Holding ve S360 iş birliğiyle kurduğumuz imece.

Daha fazla organizasyonel değişim, ürün-hizmet-sistemi tasarımı ve platform projeleri 2018'te gerçekleşmek üzere sıralanıyor. Karşılaştığımız ilgi ve bu alandaki geçmişimiz, ATÖLYE’nin tasarım yaklaşımının, toplumun ve organizasyonların karşılaştığı en zorlu sorunların bir kısmının ele alınmasında bir potansiyel vaat ettiğini gösteriyor. Bu yazı ile, bu vaadi, tasarımı neden ve nasıl çetrefilli problemlerin üstesinden gelmek için bir yaklaşım olarak uyguladığımızın arkasındaki temel eğilimlere, teorilere ve varsayımlara ışık tutarak, daha etkin bir şekilde paylaşmak istiyoruz.

Bu makale, bu yolculukta bize katılacak ve dünyada olumlu etki yaratmak için güçlerini birleştirecek potansiyel iş birlikçiler için küresel bir çağrı olarak da düşünülebilir.

İş ve Toplumda Yükselen Tasarım Trendi

Tarihsel yolculuğu boyunca tasarım, yalnızca materyal nesnelerin yaratılmasına odaklanan bilimsel bir disiplin olarak görülmekten giderek uzaklaştı.

Görsel Jo Szczepanska’dan uyarlanmıştur. Daha yakından incelemek için buradan göz atabilirsiniz.

21. yüzyılın başlangıcında, iş dünyası, tasarımın, kurum kültürünün dönüştürülmesinden müşterilerin seveceği yeni hizmetlerin yaratılmasına kadar bazı önemli iş sorunlarına yenilikçi yaklaşımlar getirme potansiyelini fark etmeye başladı. Son yıllarda, tasarımın iş dünyasında değer yaratmaya büyük ölçüde katkı sağladığı; küresel hizmet tasarım şirketi Fjord’un Accenture’a katılmasıyla (Fast Company, 2013), IBM’in dünya çapında binlerce tasarımcıyı işe almaya başlamasıyla (Fast Company, 2014), McKinsey & Company’nin San Francisco merkezli tasarım şirketi Lunar’ı satın almasıyla (Fast Company, 2015) ve son olarak Boston Consulting Group’un en eski tasarım firmalarından biri olan Maya Design’ı bünyesine katmasıyla daha belirgin hâle geldi (BCG, 2017).

Tasarım, iş dünyasının farklı alanlarında popülerlik kazanırken, son birkaç yıldır tasarım alanında başka bir dikkat çekici tartışma şekillenmeye devam ediyor. Bu tartışma, iki önemli soruyu ele alıyor:

1.Günümüzün çetrefiili problemlerini çözmek için tasarımın tam potansiyelini nasıl kullanırız?

Tasarım odaklı düşünme yöntemini şu anki ününe kavuşturan küresel tasarım firması IDEO, Peru’da yeni bir okul sistemi tasarlamaları istendiğinde bu soruya cevap aradı (Harvard Business Review, 2015). Bu soru aynı zamanda IDEO’yu, yaratıcı şirketlerden oluşan global bir etki kolektifi olan Kyu’ya katılmaya yönlendirdi (Fast Company, 2016).

“Tasarım odaklı düşünme prensipleri, insanların yenilikçi fikir ve deneyimleri benimsemelerini içeren soyut sorunlara uygulandığında çok güçlü bir potansiyele sahip.” Tim Brown ve Roger Martin

2. Yeni ürün ve hizmetler tasarlarken, bütünsel bir yaklaşımla nasıl uzun süreli sosyal ve çevresel etki yaratabiliriz?

Tasarım dünyasında, tasarımcıların nasıl değişim öncüleri olarak hareket edebilecekleri ve yaptıkları işlerin topluma ve çevreye olan doğrudan ve ikincil etkilerini nasıl ele alabilecekleri üzerine yeni bir tartışma ortaya çıktı (Fast Codesign, 2017). Sosyal ve çevresel etki odaklı tasarım, aynı zamanda, ATÖLYE’nin oluşumunda yer aldığı önemli bir manifesto olan Kopenhagen Mektubu’nun doğduğu Techfestival’in de merkezinde yer alıyordu.

İmzalmak için: https://copenhagenletter.org/
“İnsan odaklı tasarımdan, insanlık odaklı tasarıma geçmeliyiz.” Kopenhag Mektubu

Günümüzde tasarım, iş dünyasında yaygın olarak kabul gören bir problem çözme yaklaşımı olma yolunda ilerliyor. Aynı zamanda bir disiplin olarak da gelişerek, toplumda olumlu, sürdürülebilir etki yaratma misyonunu gerçekleştirmeye başlıyor.

Fakat, dünyada olumlu etki yaratmak için tasarıma inancımız tam olacaksa, önce tasarımın çetrefilli problemleri çözmek için neden ve nasıl uygun bir yaklaşım olabileceğini anlamalıyız. Yüzümüzü akademiye çevirirsek, tasarım teorisi ve yönetim bilimleri bizim için bazı cevapları barındırıyor olabilir.

Tasarım Teorisinde Çetrefilli Problemler

1970'lerin başında, Alman akademisyen ve tasarım teorisyeni Horst Rittel, “çetrefilli problemler” (wicked problems) terimini ilk olarak sosyal politika ve planlama bağlamında kullandı. Rittel’e göre çetrefilli problemleri tanımlama ve anlama aşamalarında paydaşların, yani sorunu etkileyen ve sorundan etkilenen aktörlerin, birbiriyle çelişen bakış açıları bulunuyor. Bu nedenle kalıplaşmış teknik çözümler, bu tip sorunları çözmek için yeterli değil (Rittel & Webber, 1973).

Görsel “Design thinking origin story plus some of the people who made it all happen” ‘dan uyarlanmıştır
“Çetrefilli problemler, çelişen değerlere sahip pek çok paydaşın ve karar vericinin bulunduğu ve tüm sosyal sistemdeki bilgi akışının tamamen kafa karıştırıcı olduğu, doğru tanımlanamayan sosyal sistem problemleri kategorisidir. Horst Rittel

Ardından, önde gelen bir tasarım profesörü olan Richard Buchanan, 25 yıl önce “Tasarım Düşüncesinde Çetrefilli Problemler” başlıklı ikonik makalesini hazırladı. Alandaki öncü düşünürlerden biri olan Buchanan, tasarımın; hem problem hipotezi hem de çözüm alanı ile iteratif olarak esnek çalışma yaklaşımının, çetrefilli problemlerin belirsiz ve tanımlanamayan doğasıyla başa çıkmasına olanak sağladığını ileri sürdü (Buchanan, 1992).

Bu görsel Soventa sitesinden uyarlanmıştır.

Rittel ve Buchanan bu alanda güçlü bir kuramsal temel sağladı, ancak tasarım yaklaşımının çetrefilli problemler için pratikte neden önemli olduğunu da anlamak gerekir. Bunun için önce, neden çetrefilli problemlerin herhangi başka bir sorun gibi olmadığına ve nasıl bir bağlam içerisinde var olduklarına bakmalıyız.

Cynefin Framework: Anlamlandırmanın Yolu

Önceden IBM’nin Bilgi Yönetimi Enstitüsü’nün Avrupa Direktörü olan ve şu anda bir yönetim danışmanlığı şirketi olan Cognitive Edge’in Lideri olan David Snowden, yöneticilerin farklı durumları teşhis etmelerine, bu durumlara uygun şekillerde hareket etmelerine ve daha iyi kararlar almalarına yardımcı olmak için kavramsal bir anlamlandırma çerçevesi olan Cynefin Framework’ü yarattı (Snowden & Kurtz, 2003). Cynefin çerçevesine göre; karşı karşıya olduğumuz durumlar, neden ve sonuç ilişkilerinin doğası ile tanımlanan beş bağlamda ele alınabilir:

Cynefin, kunev-in, çevremizdeki çoklu faktörlerin asla anlayamadığımız şekillerde bizi tecrübelerimize etki etmesini simgeleyen Galce bir kelimedir. Bu görsel The Cynefin Framework — A Problem Solving Mindtool” başlıklı makaleden uyarlanmıştır.

Burada, çetrefilli problemlerin tam olarak nereden kaynaklandığını görmek için dört ana bağlam üzerine yoğunlaşabiliriz:

Basit: En İyi Uygulama Alanı

Bu ‘bilinen bilinenlerin’ alanıdır. Sebep ve sonuç arasında açık bir ilişki vardır. Durum nettir. Sorunu çözmek için takip edeceğimiz kuralları, prosedürleri ve ‘en iyi uygulamaları’ biliriz. ‘Algıla-sınıflandır-yanıtla’ yaklaşımını izleriz: duruma neden olan olguları değerlendirir, konuyu ön bilgiye dayanarak sınıflandırır, sonra ‘en iyi uygulamayı’ uygulayarak karşılık veririz.

Büyük bir lastik jant üreticisi olduğunuzu düşünün. Fabrikada, son on beş dakikadır hatalı bir jant serisi ürettiğinizi fark ediyorsunuz. Jantlardaki arıza, daha önce gördüğünüz türde bir çizik ve makineye nasıl bir müdahale yapıldığında bu sorunun çözüleceğini biliyorsunuz.

Karışık: Uzmanların Alanı

Bu alan ‘bilinen bilinmeyenler’i temsil eder. Sebep ve sonuç arasındaki ilişkiyi anlamak güçlü analiz ve uzmanlık ile mümkündür. Bu bağlamda, doğru yaklaşım ‘algıla-analiz et-yanıtla’dır: verileri değerlendir, problemi ve olası yol haritalarının etkilerini analiz et, veri odaklı bir ‘iyi uygulama’ ile cevap ver. Sorunu analiz etmek ve nasıl çözüleceğini öğrenmenin yollarını bilmek için genellikle alanın uzmanlarına ihtiyacınız vardır.

Üretim hattında bu kez mükemmel imal edilmiş jantlarla birlikte, bir hafta boyunca aralıklarla üretilmiş bazı hatalı jantlar görüyorsunuz ve hataların çoğu birbirinden farklı. Sorunun nasıl adlandırılacağı hakkında hiçbir fikriniz yok. Bu karışık bir durum. Kullandığınız makineleri üreten ve bir araya getiren şirketten uzmanları arıyorsunuz. Geliyor, durumu analiz ediyor ve olası çözümler arasında seçim yapmanıza yardımcı oluyorlar.

Karmaşık: Yeniyi Oluşturma Alanı

Karmaşık alan, ‘bilinmeyen bilinmeyenlere’ ev sahipliği yapar. Karışık alanın aksine, burada doğru cevap yoktur. Neden ve sonuçları sadece geriye dönük olarak anlayabiliriz. Yönlendirici kalıpların ortaya çıkabilmesi ve olası çözümleri aramak için deneyler yapmamız gerekir. Bu alanda ‘ölç-algıla-yanıtla’ sürecini kabul ediyoruz: konuyu araştırmak, ortaya çıkanları anlamak ve işe yarayan çözümü uygulamayı öğrenmek için başarısızlığa da açık bazı ölçme odaklı çözüm deneyleri yaparız. Bu alan, açık bir sorun tanımı veya konuya yönelik somut bir çözüm olmadığı için ‘çetrefilli problemlerin’ alanıdır. Bu tip sorunları çözmek için ‘gelişmekte olan uygulama’ gereklidir.

Bir üretici olarak, araç paylaşımının yükselişe geçmesi ile insanlar artık araba satın almadığı için iş düzeniniz tümden bozuluyor; bu da lastik jantlarına olan talebin azaldığı anlamına geliyor. Her şey değişim hâlinde olduğu için hangi stratejiyi izleyeceğiniz konusunda emin değilsiniz. Bu ortamda, gelecekte büyüyebilmek için hangi yöne ilerleyeceğinizi bulmak adına, öğrenme portföyünüzün bir parçası olarak çeşitli deneyler yapmanız ve bu deneylerin sonuçlarını ölçerek kararlar almanız gerekir.

Kaotik: Hızlı Tepkinin Alanı

Kaotik alanda, neden ve sonuç arasındaki ilişkiyi anlamak mümkün değildir. Doğru cevabı aramanın bir anlamı yoktur. Keşfedilecek bağlantılar yoktur. Yapabileceğiniz tek şey harekete geçmek, düzen oluşturmak, istikrarın nasıl sağlanacağını ve durumun kaotikten karmaşığa nasıl dönüşebileceğini anlamaktır. Buradaki yaklaşım ‘harekete geç — algıla — yanıtla’dır.

Bir güne doğal bir felaketle uyanıyorsunuz. Fabrikada ciddi bir hasar var. Üretim durduruldu. Bir krizdesiniz. Hasarı en aza indirgemek ve istikrar yaratmak için herhangi bir eylemde bulunacaksınız. Ardından kaynaklarınızı yeni gerçekliğe uyum sağlamak için yeniden düzenleyebilirsiniz. Bu duruma getirdiğiniz her çözüm yeni olacaktır.

Çetrefilli Problemler ve Karmaşıklık

Karşılaştığımız farklı türlerdeki sorunların farklı bağlamsal gerçekliklerde var olduğu ve hepsine belirli yöntemler ile yaklaşmamız gerektiği açıktır. Çetrefilli problemler, karmaşık doğalarıyla, özel yaklaşımlar gerektirir.

Çetrefilli problemlerle daha etkin çalışmak için ATÖLYE’nin tasarım yaklaşımı üç farklı tipte karmaşıklığı göz önünde bulundurur: dinamik karmaşıklık, sosyal karmaşıklık ve üretken karmaşıklık — bu kavramlar MIT Kıdemli Öğretim Görevlisi Peter Senge’nin organizasyonel öğrenme alanında yıllardan beri süregelen çalışmalarından gelmektedir (Senge & Scharmer, 2001).

Bu farklı türleri daha ayrıntılı olarak ele alacağız, çünkü her biri çetrefilli problemlere yanıt verebilmek için ayrı yaklaşımlar, yöntemler ve araçlar gerektirir.

Dinamik Karmaşıklık: Çetrefilli problemler söz konusu olduğunda, bu sorunların neden ve sonuç ilişkisi zaman ve mekân olarak birbirlerinden çok uzakta olabilirler. İndirgemeci analiz araçları ve tek bir kişinin deneyimleri, sorunların nedenini belirlemek için yeterli değildir. Yüzeyde semptomlar vardır ancak bu semptomlara yönelik çözümlerin etkileri geri bildirimlerdeki gecikmeler sebebiyle daha büyük sorunlara neden olabilir.

Örnek olarak, daha etkili ve üretken bir kurum oluşturmak isteyen bir yönetici bunu yalnızca zaman yönetimi ve kişisel hedeflere yönelik teşvikler için daha katı politikalar yoluyla gerçekleştiremez. Etkin çalışma ve verimlilik; belirli zihniyetler, davranışlar ve beceriler yoluyla kurum kültürüne yerleşmiş olan çalışan motivasyonlarıyla derinden ilişkilidir. Verimliliği katı politikalar ve indirgemeci teşviklerle yönetmeye çalışmak yalnızca başlangıçta başarılı olabilir. Çalışanlar her zaman özerklik ve güçlenme arayışında bulunacaklarından, bu durum uzun vadede tatminsiz çalışanların verimsiz davranışları ile sonuçlanacaktır.

ATÖLYE’de, farklı parçalar arasındaki ilişkiyi ve bütünü görebilmek için sistemsel düşünmeyi ve sentez yaklaşımını kullanırız. Bu yaklaşımlar, semptomlar yerine temeldeki nedenleri irdelemek için stratejiler geliştirmemize yardımcı olur. Ayrıca büyük resmin, kendi katılımımız ve sisteme müdahalelerimiz ile dinamik olarak değiştiğini de biliyoruz. Bununla birlikte, objektif karar verme süreçleri sağlamak için psikolojik ve bilişsel ön yargılarımızı da fark etmeye çalışıyoruz.

Problemlerle ilgili ilk hipotezlerimiz, problemin içinde bulunduğu sistemi ve bizim bu sistemi etkilemedeki rolümüzü öğrendikçe değişim gösterir.

Sosyal Karmaşıklık: Çetrefilli bir sorun, farklı görüşlere, değerlere ve çıkarlara sahip birçok sosyal paydaşı ilgilendirir. Ayrışmış dünya görüşleri nedeniyle sorunun tanımlanmasında ortak bir anlayış mevcut değildir. Paydaşların sorunlar ilgili farklı varsayımları, ihtiyaçları ve hedefleri arasında bir çatışma mevcuttur.

Bir yönetici, kültürel bir değişim süreci ile iş yerindeki verimliliği ve üretkenliği arttırmak istediğinde, bir işin nasıl yapılması ve bir kurumun nasıl işlemesi gerektiğine dair insanların farklı dünya görüşleri ile çatışan varsayımlarını göz önünde bulundurmak zorundadır. İnsanların, parçası olmak istedikleri organizasyon hikâyesini birlikte tasarladıkları ve yarattıkları, derin bir katılımcı süreç gerçekleşmelidir.

ATÖLYE’nin sosyal karmaşıklıkla başa çıkma şekli, geleneksel olarak tasarım alanında ön plana çıkmış olan katılımcı yaklaşımlarını benimsemektir. Bu doğrultuda durumu olabildiğince çok farklı paydaşın bakış açısından görebilmek için etnografik yaklaşımları kullanırız.

ATÖLYE olarak çoğunlukla kendi çatımız altında farklı paydaşları ve bakış açılarını bir araya getirerek sorunlar için ortak bir anlayış kazanmalarını kolaylaştırırız. Uygun kolaylaştırıcı araçları kullandığımızdan ve çözümlerin ortak bir zemin üzerine birlikte tasarlandığı bir süreci takip ettiğimizden emin oluruz. ATÖLYE’nin mimari yapısı, katılımcı ve çok paydaşlı bir tasarımı ilk günden itibaren mümkün kılmak için tasarlandı.

Sorun hipotezlerimiz, diğer insanlarla empati kurarak, gerçeğin paylaşılan bir algısı üzerinden oluşturulur.

Yaratıcı Karmaşıklık: Çetrefilli problemleri yaratan ortam, biz onları ele almaya devam ederken sürekli değişmektedir. Gelecek ile ilgili belirsizlik yüksek bir seviyede. Böyle bir ortamda yolumuzu çizmek için hazır uygulamalarımız, kılavuzlarımız veya araçlarımız yok. Bu yüzden yeni çözümler gerekiyor.

Yöneticiler; verimliliği, canlı sistemler olan organizasyonlarının ortaya çıkan bir özelliği olarak görme yönünde bir adım ileri gidebilirler. Bir kurumun kültürünü değiştirmek söz konusu olduğunda, herkesin kullanabileceği türde kesin çözümler yoktur. Her kurumun, ideal bir kültür yaratmak için çözüm oluşturma yöntemleri kendine özgüdür. Bu nedenle, kalıcı kültür değişimi için insanların çözüm üretme süreçlerinde yaratıcı potansiyellerini kullanmaları çok önemlidir.

ATÖLYE’nin yaklaşımı, ATÖLYE’nin çekirdek ekibinden, komünite üyelerinden ve müşterilerimiz arasından seçtiğimiz takım arkadaşlarından oluşan proje ekiplerimizde yaratıcı özgüveni sağlamayı ve özgün ve yenilikçi fikirler üretebilmek için tasarım odaklı düşünmenin tam gücünü kullanmayı kapsar.

2018'de İleriye Bakmak

2018'e de farklı yönleriyle toplumu ilgilendiren bazı çetrefilli problemler üzerine çalışarak başladık. Bazı öne çıkan konular aşağıdaki gibidir:

KOBİ’lerin finansal okuryazarlığını artırmak için pazara yeni bir finansal hizmetler aracı tanıtmak,

Türkiye’de endüstri-sonrası bir şehir için yeni nesil akıllı şehir yaklaşımı geliştirmek,

Sürdürülebilir kalkınma hedeflerini ele alacak çok paydaşlı bir sosyal laboratuvar oluşturmak,

Bu projeler kapsamında, tasarım ve yönetim alanlarındaki onlarca yıllık araştırmadan yararlanmamız, aynı zamanda uygulamalarımızı sürekli olarak gözden geçirmemiz ve geliştirmemiz gerekecektir. Müşterilerimiz, paydaşlarımız, komünitemiz ve toplumumuz için, disiplinler ötesi yaklaşımımızı kullanmak ve değişim öncüsü olma yolunda becerilerimizi mükemmelleştirmek için sabırsızlanıyoruz.

Geri bildirimlerinizi bekliyoruz.


Originally published at medium.com on May 7, 2018.