İllüstrasyon : Uğur Orak

Komünite Kürasyonu

Komünite kürasyonu için kapsamlı bir rehber

Yazan: Atılım Şahin, Komünite ve Prototipleme Lab Yöneticisi, ATÖLYE

‘Kürasyon’ terimi son zamanlarda sıkça kullanılan bir kavram haline geldi. Müzik, seyahat, yeme-içme ve daha pek çok farklı sektördeki şirketlerin kullanıcılarına özel içerik sunma stratejilerinde bu kavramın trend oluşuna şahit oluyoruz.

ATÖLYE’de, biz de projelerimizi, etkinliklerimizi, ve en önemlisi komünitemizi şekillendirirken bu kavramı merkeze koyuyoruz. Bu yazıda, kürasyonun bizim için neden bu kadar önemli olduğunu, bunu komünitemiz üzerinde uygulamaya geçirmedeki amaçlarımızı, ve komünitemizi titiz bir kürasyon sürecinden geçerek nasıl oluşturduğumuzu anlatmaya çalışacağız. Bunu yaparken, bu konudaki güncel tartışmaları ve yaptığımız literatür taramasını da yazı boyunca alıntılar halinde paylaşacağız. Bu yazıda detaylıca ele alacağımız ve kürasyon yaklaşımımızın temelini oluşturan Mekân, Amaç ve Çeşitlilik konularındaki yaklaşımlarımızın uluslararası literatüre katkıda bulunacağına inanıyoruz.

https://graphcommons.com/graphs/418872da-b28a-49e5-94ad-cfbecc1f3485?auto=true

Kürasyon bugünün fazlalıklar dünyasının vazgeçilmezi oldu

Çok değil, 10 yıl kadar önce, “kürasyon” terimi çok daha sınırlı bir tanıma sahipti. O zamanlar, kürasyon denince aklımıza esasen müzeler veya resim sergileri geldiğini söylemek yanlış olmaz. Sözcüğün etimolojik yolculuğuna baktığımızda da, 19. yüzyıldan beri daha çok sanat eserlerinin seçilmesi, düzenlenmesi ve bakım faaliyetlerini açıklamak için kullanıldığı anlaşılıyor.

Kürasyon sözlük anlamı

Michael Bhaskar (Curation:​ The power of selection in a world of excess,​2016) adlı kitabında, sanat dünyasından aldığımız bu terimin çağımızda nasıl önemli ve bazen de tartışmalı bir stratejiye dönüştüğünden bahsediyor ve Apple, Netflix, Amazon gibi günümüzün en başarılı şirketleri arasında sayılabilecek şirketlerin büyümelerini ‘kürasyon’la müşterilerine daha kişiselleştirilmiş ve uygun seçenekler sunabilmelerine bağlıyor.

Bhaskar’ın da işaret ettiği gibi Kürasyon kavramını algılayışımızdaki bu dönüşümü erişimizin kolay olduğu ‘şey’lerin fazlalığına bağlayabiliriz. Şu an o kadar çok bilgi ve artefakta maruz kalıyoruz ki, bunlarla ne yapacağımızı, esasen hangilerini kullanacağımız gerektiğini kestirmek imkansız hale geliyor. Bilgiye erişim konusunda böyle bir bolluğun içinde olmak, seçme, bulma ve gerçekten önemli olana indirgeme becerilerini çok daha önemli hale getiriyor. Herhangi bir ihtiyaç için çoğu zaman birden fazla seçeneğe sahip olma durumuna alıştık. Bu da, hepimizin bizim için iyi olana daha kolay ulaşma beklentisini yükseltti. Hepimiz artık önümüze konulanların bize özel, kişiselleştirilmiş olmasını istiyoruz. Öyle ki, bizim ilgi alanlarımız ve beklentilerimiz için özel olarak sunulduğunu, diğer bir deyişle ‘seçildiğini’ düşündüğümüz şeylerle daha kolay ilişki kuruyoruz; onları daha çok seviyoruz. Bu noktada kürasyonun neredeyse yerine getirilmesi gereken bir zorunluluk haline gelmeye başladığını söyleyebiliriz.

Bolluğun azaltılması insanları bir şeylere aktif olarak katılmaya yönlendiriyor.

Fransız Start-up Topluluğu Kurucusu Cedric Giorgi’nin yöneticisi olduğu iki farklı Facebook grubu üzerinden yaptığı katılımcı aktivasyonu karşılaştırması, erişimi kolay olan ve içerik olarak herhangi bir kürasyona tabi tutulmamış grubun kullanıcı katılımı açısından diğer gruba nazaran nasıl daha az aktif olduğunu verilerle ortaya koyuyor. (Linkedin​,​2017)

Katılımcı aktivasyonu karşılaştırması (Linkedin​,​2017)

İlk gruba katılım için herhangi bir onay mekanizması yok (açık grup) ve grup üyeleri her türlü içeriği grup duvarında doğrudan paylaşma konusunda özgürken ikinci grubu kapalı tutarak üyeler konusunda seçici ve paylaşılacak gönderiler konusunda da kısıtlayıcı bir yol izliyorlar. İlk grupta ikinci gruptakinden neredeyse üç kat daha fazla üye olmasına rağmen iki grup kıyaslandığında herkese açık olmayan ve paylaşımların denetlenerek yayınlandığı ikinci grupta çok daha fazla etkileşim (yorumlar + beğeniler) olduğu görülüyor.

Komünite ve kürasyon: ‘’Yanımda kim var?‘’

Tıpkı kürasyon gibi komünite sözcüğünün geleneksel tanımının da miadını doldurduğunu söyleyebiliriz.

Eskiden komüniteler, daha çok mahalle, okul ya da şehir gibi aynı fiziksel ortamı paylaşan kişilerin oluşturduğu grupları bir kavram olarak görülüyordu. En azından sözlükler böyle söylüyor. Oysa, şimdi komünite denince akla sadece içine doğduğumuz ya da otomatik olarak katıldığımız bir şey değil, kendi seçtiğimiz ve sayesinde kimliğimizi ifade ettiğimiz bir şey geliyor (The​ Atlantic,​ 2017). Komünite belli bir fiziksel tanıma, mekan paylaşımına indirgenemiyor; komünite artık coğrafi sınırlar tanımıyor.

Komünite sözlük anlamı

‘Sosyal medya devrimi’ sayesinde günümüzde her türlü bilgiye kolayca ulaşıp diğer insanlara erişmenin bu kadar kolay hale gelmesi, biz milenyum insanlarının erişebildiği bu kaynaklar arasında bir seçki yapmasını kaçınılmaz hale getirdi. Erişebildiğimiz insan sayısı arttıkça ‘Kimlerle birlikte olmalıyım?’ sorusunu çok daha kolay sorar hale geldik. Bir topluluğun parçası olmayı ancak içinde kimlerin bulunduğunu net olarak anladıktan sonra tercih ediyoruz. Bunu seçerken de ortak değerler, ilgi alanları ve ihtiyaçlara göre hareket ediyoruz. İşte tam bu noktada artık komüniteler fiziksel birliktelikler üzerinden değil; ortak amaç ve ihtiyaçlar etrafında oluşmaya başlıyor. Komüniteler kürasyonu otomatik olarak içinde barındırıyorve bu kürasyonun en temel öğesi de ortak amaçlar çevresinde bir araya gelmek oluyor.

Ortak amaçlarımız var. Peki biz artık bir komünite miyiz?

Pek sayılmaz.

Herkesin başkalarıyla paylaşacabileceği milyonlarca farklı amacı ve ilgi alanı var. Ancak, bu kişiler birbirlerini önemsemediği müddetçe, aynı amacı & ilgi alanını paylaşmaları bir komünite oluşturmalarına yetmiyor. Komünite mimarı (Community Architect) Victoria Stoyanova misafir olduğu “Curating Communities with Victoria Stoyanova” isimli podcast programında, ortak bir amaç etrafında bir araya gelmiş, güçlü bir komünite yaratmanın temel şartlarından bahsederken komünite üyeleri arasındaki sahiplenme ve karşılıklı güven duygularının önemine işaret ediyor. Stoyanova, doğum günü kutlama, ya da birisinin köpeğinin adını hatırlama gibi çok basit şeylerin bile üyelerin önemsendiğini hissetmesi yolunda çok önemli adımlar olduğunu ifade ediyor. Eğer birbirimizi dinlemiyor ve önemsemiyorsak, zayıflıklarımızı/kırılganlıklarımızı da asla birbirimize gösteremeyiz. Bu da bizim ancak yüzeysel şeyler paylaşmak için bir arada bulunan bir insan grubu olmamıza yarar, bir komünite değil.

Komünite Geliştirici Fabian Pfortmüller komünite algımızın dünden bugüne nasıl değiştiğini yazdığı Medium makalesinde derinlemesine inceliyor, ve komünite olarak tanımladığımız gruplar ile diğer insan grupları arasındaki farkı tanımlıyor (Medium​,​2017). Dıştan gelen (harici) amaçlar için uğraşan proje takımları, şirketler veya politik hareketlerin aksine, komüniteler içten gelen, (dahili) amaçlar (ilişki ve ortak kimlik) için uğraşırlar. Pfortmüller, komüniteleri diğer gruplardan ayıran en önemli özelliği, dahili amaçlarını en az harici amaçları kadar, ve hattan ondan daha önde yaşamaları şeklinde tanımlıyor.

Pfortmüller’in komünite tanımı

Her komünitede, bu ilişkileri kolaylaştıran, ve sistematik olarak güven inşa eden bir kişi olması komünitelerin devamlılığı için bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Bu kişi(ler) komünite yöneticileri / kurucuları / mimarları / küratörleri gibi roller üstlenerek komünitelerin hayatta kalabilmesi, iç ve dış amaçlarına ulaşmalarıyla yolunda stratejiler belirlenmesini sağlıyorlar. 
Tabi bu da ancak, komünite üyelerinin inisiyatif alabilecekleri bir güven ortamının yaratılmasıyla gerçekleşebiliyor.

“Biz sınırlara karşıyız, bizim komünitemiz herkese açık.”

Özellikle yaratıcı platformlar ya da ortak çalışma alanları bağlamında yapılan pek çok sohbette üstte alıntılanan cümlenin platform kurucuları ya da yöneticileri tarafından sıkça kullanıldığına şahit oluyorum. Bir komünitenin herkese açık olması gerçekten mümkün olabilir mi? Ya da herkese açık olan bir grubun komünite olarak tanımlanması gerçekçi midir?

İdari Danışman Charles Vogl, “Komüniteler neden sınırlara ihtiyaç duyar?” (‘’Why​ do communities need boundaries?’’) adlı makalesinde bu konuya yerinde bir yorum getiriyor:

“Eğer komünitenize herkes dahil olabiliyorsa, onun olmayan bir komüniteden farkı yoktur. Komünitenizi var eden şey, dış dünya ile arasındaki sınırdır; o olmadığı müddetçe yeni bir şey yaratmış sayılmazsınız.”

Eğer bazı organizasyonlar (bazı yaratıcı platformlar ya da ortak çalışma alanlarında olduğu gibi) oluşturdukları komüniteler üzerinden bir iş modeli kurmuşlarsa, burada elbette bu işletmenin sürdürülebilirliğini de düşünmek gerekir. Komüniteye üyelik ücreti ödeyerek dahil olmak isteyen herkesi kabul etmek, finansal sürdürülebilirlik için en kolay yol gibi görünebilir, ve bu kurumların yöneticilerinin yukarıda alıntıladığım ‘açık komünite’yle ilgili cümleyi sarf etmelerinin ardında yatan strateji de pekala bu olabilir Bu elbette yanlış değil, doğal olarak her organizasyon öncelikle finansal sürdürülebilirliğini sağlamak durumunda. Burada sıkıntılı olduğunu düşündüğüm şey, daha fazla üye alabilmek adına komünite kavramını sınırları tamamen açık olan bir şeye indirgemek ve onu bu şekilde kullanmak.

Komünite kurarken belli başlı kürasyon kriterleri / sınırlamaları getirmenin elitist ya da şımarık bir yaklaşım olacağını düşünenler çıkabilir. Fakat konulacak her türlü sınırın ‘kötü’ olduğu ön kabulüyle hareket etmek bizi çıkmaza sürekler . Yukarıda bahsettiğimiz ortak amaçlara ulaşabilme noktasında belli konularda sınır koyabilmek oldukça önemli oluyor. Sınırlar koymak, zayıflıkların/ kırılganlıkların paylaşılabileceği bir güven ortamı yaratma açısından da oldukça kritik. Sınırları dikilecek ‘katı duvarlar’ olarak görmek yerine ‘geçirgen membranlar’ olarak tanımlamak en doğrusu olur. Çünkü komüniteler, öyle ya da böyle dışarıdan beslenmeye açık organizmalar olmalı. Bu sağlanabilirse, komünitenin içinde yer almayan kişilerden de en verimli şekilde yararlanabilmenin ve ‘dışarı’yla organik bir ilişki kurmanın yolları açılmış olur.

ATÖLYE’DE KOMÜNİTE KÜRASYONU

ATÖLYE olarak komüniteden, kürasyondan, ve komünite kürasyonundan kavramsal olarak ne anladığımızı açıklığa kavuşturduktan sonra, sıra bu kavramlara ilişkin belli başlı kilit öğeleri ATÖLYE’de komünitemizi şekillendirirken nasıl pratiğe döktüğümüzü açıklamaya geldi. Mekân, Amaç ve Çeşitlilik üst başlıklarında toplayabileceğimiz bu öğeleri aşağıda ayrıntılı olarak ele alalım.

Mekân

Doğru komşular vs. doğru ev: Bir komünite kürasyonu rehberi

Ev alma komşu al demişler. ATÖLYE’deki komünitemizi kürate ederken bu atasözünden epey esinlendiğimizi söyleyebiliriz. ‘Önce Komünite, Sonra Mekân’ yaklaşımımız, komünitelerin doğrudan fiziksel sınırlar veya bağlantılar üzerinden oluşturulamayacağına olan inancımızdan geliyor. (Medium​,​ 2017). ATÖLYE’de komünitemizi bu bakış açısıyla şekillendiriyoruz. Eğer insanlar, başka bir motivasyonu olmaksızın sadece rahat bir alanda çalışmak için ATÖLYE’ye katılmak istiyorlarsa, onların komünite için doğru adaylar olmadıklarını söyleyebiliriz.

Bu yaklaşım, komünite için çizdiğimiz büyüme stratejimizle ilgili de ipuçları da verebilir. Pek çok alan paylaşımına dayalı ve gayrimenkul odaklı girişimin aksine biz enerjimizi komünite kürasyonuna, ve doğru insanların katılmasıyla oluşturulabilecek özgün sinerjinin yaratılmasına harcamayı tercih ediyoruz. Çünkü ancak böyle bir sinerjinin uzun vadede değer yaratabileceğine inanıyoruz. Bu bakış açısını, Hız Kesme: Yavaşlığa ve Güvene Övgü (Deceleration:In Praise of Slowness and Trust’​ (Medium​,​2017) isimli makalemizde de etraflıca irdelemeye çalıştık. Eğer sadece komünitede bulunan üye sayıları üzerinden büyümeyi planlamış olsaydık, ikinci bir mekân açarak açarak orayı yeni üyelerle doldurma yolunu seçebilirdik.

Mekân, kapasitemizi belirlemesi itibariyle kürasyon sürecindeki önemli yapı taşlarımızdan birini oluşturuyor. Geçen yıldan bu yana , yaklaşık 150 kişi olan kapasitemizi doldurmuş durumdayız. Bu durum kürasyon sürecinde daha önce belirlediğimiz kriterlere her geçen gün yeni bir tanesini ekleyerek bizi bu süreçleri daha sıkı bir şekilde yürütmeye itiyor. Alanı tasarlarken, 150 kişinin komünitede yer bulacağı şekilde üyelik modelleri (yarı-zamanlı, tam-zamanlı, oda bazlı veya kurumsal) geliştirdik. Bu kararı Dunbar sayısından esinlenerek aldığımızı söyleyebiliriz. Antropolog Dunbar, ister avcı-toplayıcı bir toplum olsun, ister çevrim içi bir grup, grup içinde en fazla 150 kişiyle anlamlı ilişkiler kurabileceğimizi ifade ediyor.

ATÖLYE’deki deneyimimiz bize, Dunbar’ın önerdiği alt dizilerdeki sayılardan oluşan kümelerde (5–15–50–150) insanların birbirleriyle daha kolay ilişkilenebildiğini gösterdi. Bu sayılarla paralellik gösterecek şekilde, 150 kişilik komünitemizden, mekânımızamıza günde ortalama 50 kişi gelip gidiyor. Ayrıca, komünite etkinliklerinde en etkili bilgi paylaşım ortamının en fazla 15 kişi katıldığında sağlandığını gözlemliyoruz.

Amaç

İç ve dış amaçları ilk günden açıkça ifade etmek ve insanlar komüniteye dahil olduktan sonra da sürekli hatırlatmak komünite kürasyonunun en önemli adımlarından birini teşkil ediyor.

ATÖLYE komünitesini oluştururken hem disiplinerarası hem de kişilerarası dengeleri korumaya çok önem veriyoruz. ATÖLYE komünitesini oluşturmaktaki ana amacımızı komünite üyelerinin sosyal ve profesyonel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri onlara kendi potansiyellerini ortaya çıkarma fırsatı verecek, ve uzun vadede değer yaratacak projeler için iş birliği yapmalarına alan açacak bir öğrenme ortamı yaratmak olarak ifade edebiliriz.

Bu pek çok kişinin kolaylıkla içselleştirebileceği genel bir amaç gibi görünebilir. Ancak bizim için önemli olan, bu amaca uyum sağlayacak değil katkıda bulunabilecek üyelere erişebilmek.

ATÖLYE komünite buluşmasından bir kare
Tanımlanan amaca katkı sağlamak, komüniteye uygun olmaktan çok daha önemli.

IDEO’nun eski ortağı Diego Rodriguez, bir makalesinde işe alım ölçütlerinin takım kültürü ile ilişkisine değiniyor (Linkedin​, 2015). Rodriguez, doğru adaylar seçilirken kültürel uygunluk yerine kültürel katkıya öncelik verilmesi gerektiğini öne sürüyor. Benzer şekilde, bizler de komüniye katılacak bir üye adayının tanımlı amacımıza sunacağı katkıyı ve komüniteye neler sağlayabileceğini anlamaya çalışıyoruz. Tüm bunları üyelik başvuru süreci olarak tanımladığımız süreç içinde kapsamlı olarak değerlendiriyoruz.

ATÖLYE komünitesine katılmak isteyen kişiler için ilk temas noktası, web sitemizde yer alan üyelik başvuru formu oluyor. Bu form, uyguladığımız kürasyon ve amacı hakkında başvuran kişilere ipuçları veriyor. Formu inceledikten sonra başvuran kişileri detayları konuşmak üzere görüşmeye davet ediyoruz. Bu görüşmeler her aday için yaklaşık bir saat sürüyor, ve çoğu yerde görmeye alışkın olduğumuz salt mekânın ve imkânların tanıtımının yapıldığı turlardan içerik olarak ayrışıyor. Bunun yerine bu görüşmelerde adaylara, samimi bir sohbet ile ATÖLYE’de insanların ve insanların arasındaki etkileşimlerini nasıl önemsediğimizi aktarmaya çalışıyoruz. Komünitenin bir parçası olmak isteyen insanlarla yüz yüze konuşmak, onların beklentilerini, nasıl en iyi şekilde çalışabileceklerini, ilgi alanlarının neler olduğunu, komünite içindeki insanlara nasıl destek olabileceklerini ve karşılığında komüniteden nasıl yararlanabileceklerini öğrenmemizi sağlıyor.

Bu görüşmeler aynı zamanda bize adayların gelecekte ne tür girişim ve projelerde yer alma planlarının olduğunu öğrenme şansı da veriyor. Böylece, diğer ATÖLYE üyeleri ve stratejik tasarım stüdyosu ekibi ile ne tür işbirlikleri yapabileceklerine dair fikir edinmiş oluyoruz. Adaylar bu görüşme sayesinde komünite üyelerinin birbirlerini profesyonel olarak da desteklemesi ve farklı işbirliklerine atılmasına ne kadar önem verdiğimizi de anlamış oluyorlar.

Diğer taraftan, bu görüşmeler sayesinde, komüniteyi bir arada tutan şeyin, üyeler arasındaki ilişkiler olduğunu da aktarmaya çalışıyoruz. ATÖLYE’de artan üye sayısı ile değil, yukarıda da dahili amaç olarak tanımladığımız üyeler arasındaki bağların gücü sayesinde büyüyoruz. Dahili amaçlara ulaşmak için güven temel unsurdur. Güven olmadığında, ilişkiler olmaz, arkadaşlıklar olmaz ve işbirlikleri olmaz. Bu yaklaşım, kimseye ihtiyacı olmadığını düşünen benmerkezci kişileri otomatik olarak elememize yardımcı oluyor.

Tüm bu detayları üye adaylarına aktarmadaki tek derdimiz birlikte bir sosyal kontrat imzalamak, komünite üyelerinden beklentimizi net bir şekilde ortaya koymak. İnsanlar ekip halinde başvursalar dahi, sadece takım lideri ile değil aynı zamanda her bir takım üyesi ile bir araya gelerek aynı değerleri paylaştığımızdan emin olmak istiyoruz.

Çeşitlilik

Az bulunurluk, katılımı ve kaliteyi doğuruyor.

Çeşitlilik, ATÖLYE’deki en önemli kürasyon ölçütlerinden biridir. Yukarıda tanımladığımız amacımızla birlikte düşünüldüğünde, yenilikçi projelerin ve beklenmedik atılımların ancak doğru insanlar bir araya geldiğinde ortaya çıkabileceği fikrindeyiz. İlham ve parlak fikirler, bilgi ve perspektif çeşitliliği sayesinde artar. Bu hususta Stanford d.School ve NYU ITP gibi kurumlar, farklı disiplin gruplarından insanları bir araya getirerek, tek bir disiplinin grubunun kendi başına hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceği atılımlar göstermesine alan açan mükemmel örneklerdir.

Yukarıda bahsettiğimiz niteliksel ölçütlerin yanında komünite kürasyonunda uyguladığımız birçok sayısal ölçüt de bulunuyor. Bu sayısal verileri günlük olarak takip ediyoruz. Bu akışı düzenlemek, bazen dengeleri anında değiştiren büyük ekipleri aramıza kabul ettiğimiz için zor olabiliyor. Benzer şekilde, üye hareketliliğimiz, üyelerin şehir/yurtdışına taşınması veya ekipleri büyüdüğünden alana sığamamaları ve kendilerine ait olacak yeni bir ofise geçmeleri gibi durumlardan etkileniyor. Bu dinamik sistem içinde çeşitlilik, zor sağlanan ancak değerli bir ölçüt olarak yerini korumaya devam ediyor.

Disipliner Denge

Disipliner denge: ATÖLYE’de disiplinleri dört ana kapsama ayırıyoruz ve bu dört alan içinde bir denge yakalamayı hedefliyoruz.

  • Yaratıcı Endüstriler: Amaçlanan %30; mevcut komünitenin %30’u(Tasarımcılar: Ürün, Hizmet, Sistem, Grafik, UX/UI; Mimarlar, Fotoğrafçılar, Videografikerler, Sanatçılar, İllüstratörler, Animatörler)
  • Teknoloji & Mühendislik: Amaçlanan ​ %25; mevcut komünitenin %19'u (Mühendisler: Bilgisayar, Yazılım, Mekanik, İnşaat, Elektrik-Elektronik; Kod Geliştiriciler)
  • Strateji ve İş Geliştirme: Amaçlanan %25; mevcut komünitenin %25’i (Girişimciler, Stratejistler, İş Geliştiriciler, Danışmanlar, Koçlar)
  • Sosyal Bilimler ve Komünite Oluşturma: Amaçlanan %20; mevcut komünitenin %26’sı (İletişim Uzmanları, Sosyologlar, Araştırmacılar, Avukatlar, Psikologlar, Yazarlar, Editörler)

Bu dört ana alan altında, aynı mesleğe sahip 6’dan fazla kişinin bulunmamasına dikkat ediyoruz. Örneğin Yaratıcı Endüstriler alanındaki Grafik Tasarım iş kolunda altıdan fazla grafik tasarımcı olmamasına gayret ediyoruz. Bu diğer iş kolları için de geçerli. Tüm bu ağ, interaktif bir arayüz olan ve bir ATÖLYE mezunu üyelerimizden Burak Arıkan’ın girişimi olan Graph Commons kullanılarak haritalandırılıyor. Komünite ölçeğinde uyguladığımız bu disipliner denge kürasyonu, disiplinler ötesi yaklaşımımızı tüm iş akışlarımıza yaymamızın bir uzantısı olarak görülebilir. Bu vizyon hakkında detaylı bilgiye Bir Amaç Olarak Disiplinlerötesilik başlıklı makalemizden erişebilirsiniz.

Cinsiyet Dengesi: Başladığımızdan beri komünitemizde 1:1 cinsiyet oranını hedefliyoruz. Şu anda kadın ve erkek üye sayımız eşit.

Uluslararası denge: Komünitemizin %10’u uluslararası üyelerden oluşuyor. Bu oranı %15–20’ye yükseltmek öncelikli hedeflerimiz arasında. Verimli bir öğrenme ve ilham ortamı oluşturmanın ana unsurlarından birinin kültürel çeşitlilik olduğuna inanıyoruz. ATÖLYE’ye gelen yabancıların sayısını artırmak için İstanbul’da yaşayan yabancılar için kurulmuş bir İngilizce kaynak ve komünite platformu olan Yabangee ile iş birliği yapmaya başladık. Yabangee ile beraber İstanbul’da yaşayan yabancılar için çeşitli etkinlikler (Expat Spotlight) düzenliyoruz ve içerik geliştirme çalışmaları yapıyoruz.

Özenli Değerlendirme Süreci

Kürasyon için sürece iyi odaklanmış bir takım gereklidir.

ATÖLYE’de kürasyonu sadece komüniteye dahil olacak insanları seçerken değil, aynı zamanda seçilen kişiler arasındaki etkileşim potansiyelini daha iyi hale getirmek amacıyla da kullanıyoruz. Kürasyon sürecinin ilk temas noktası olan başvuru formundan, seçilen üyenin komünite ile birlikte geçireceği ilk güne kadar, titiz bir odaklanma süreci gerektirdiğine inanıyoruz.

ATÖLYE’nin çokdisiplinli topluluğu

Her hafta ekip toplantıları yaparak o haftanın başvuru yapmış adaylarının son değerlendirmelerini yapıyoruz. Değerlendirme, yukarıda bahsedilen kürasyon ölçütleriyle başlayıp (mekân, amaç ve çeşitlilik) , adayın aşağıda belirtilen üç başlık üzerinden değerlendirilmesi ile devam ediyor. Bu üç başlığı bizim için olan önem sırasına göre hiyerarşik olarak listeleyeceğim:

1. İşbirliği potansiyeli

ATÖLYE’nin stratejik tasarım stüdyosu tarafındaki projelere ve mevcut üyelere profesyonel alanlarında işbirlikleriyle katkı sağlayabilecek profilleri komüniteye katmak istiyoruz.

2. Komünite ile etkileşim potansiyeli

Komünite ile farklı yollarla ilişki kurabilecek insanlar arıyoruz. Bu, etkinliklere katılmak, workshop/101 dersleri/geri bildirim seansları organize etmek, iletişim kanallarında aktif olmak ve istenilen sıklıkta alanda bulunmak gibi çok farklı şekillerde mümkün olabilir. Herkes komünite ile farklı bir yolla etkileşim halinde oluyor ve bu etkileşimin düzenli olarak takibini yapıyoruz.

3. Profesyonel Tanınma

İlgili alanda minimum 2, ideal olarak 4+ yıllık profesyonel deneyime sahip kişiler arıyoruz. Ancak bu yeni mezunların ve umut vaat eden yeteneklerin potansiyelini ihmal ettiğimiz anlamına gelmiyor. Adayları özgeçmişlerine veya geçmiş başarılarına göre değerlendirmiyoruz. Bizler için asıl önemli olan, bu kişilerin gelecekte atacakları adımlara ilişkin planlarını, ve bunların komünite ile ilişkisini öğrenebilmek oluyor..

Bu değerlendirme seansları genelde %15–20 kabul oranı ile sonuçlanıyor. Elbette komünite ile etkileşim halinde olmak için tek yol üyelik değil. Adaylarla üyelik dışında başka yollarla ilişki kurulabileceğini düşündüğümüz durumlarda, sürece siyah veya beyazı seçmek gibi değil, grinin tonlarından birini seçmek gibi yaklaştığımızı aktarmaya çalışıyoruz. Üye olarak ATÖLYE çatısı altında bulunulmasa bile projeler, etkinlikler ve workshoplar üzerinden birçok iş birliği yapma fırsatı bulunuyor. Disiplin kotalarından ötürü komünitede yer sunamadığımız kişilere bekleme listesinde bulunmalarını teklif ediyoruz ve yer açıldığında onları bilgilendiriyoruz.

Son Sözler

ATÖLYE’de komüniteye ve kürasyon ölçütlerine yaklaşımımız, yolculuğumuz boyunca stratejimize uygun olarak evrildi ve komünite üyelerimiz tarafından adım adım şekillendirildi. Her komünitenin kendine özgü özelliklere sahip olduğunu ve hepsinin, bünyesine dahil olan yeni kişilerle farklı bir yöne doğru dönüşme potansiyelini barındırdığını söylebiliriz. Komünitelerin bu kadar dinamik, bu kadar dönüşüme açık oluşumlar olmasının sebebini böyle açıklayabiliriz.

Örneğin bizim ulaşmaya çalıştığımız ortak amaç proje iş birlikleri ve komünite ile ilişkilenme açısından esneklik gerektirdiği için, modelimiz şimdiye kadarkurumsal şirketler yerine bu konuda esnek olan ‘freelancer’ çalışanların daha çok ilgisini çekti ve bu komünitenin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı.

Ne tür bir komünite ile çalışıldığından bağımsız olarak, belirli kürasyon ölçütlerinin ve tanımlı amaçların olması gerektiğini inanıyoruz. Ancak bu şekilde tanımlanmış amaçlar doğrultusunda ilerleyip ilerlemediğimizi ölçüp değerlendirebiliriz. Aksi takdirde, komüniteler hakkında konuşmak biraz anlamsız olabilir.

Alan, amaç ve çeşitlilik unsurlarına yaklaşımımız, komüniteyi oluşturma biçimimizi ciddi şekilde etkiledi. Komünitemiz de bu yaklaşımlarımıza mümkün olabilecek en güzel şekilde karşılık verdi. Komünite üyelerimiz ATÖLYE çatısı altında bugüne kadar 110 farklı projede işbirliği yaptılar. Özenle seçilmiş bir komüniteye sahip olmak, yeni bilgiye erişme ve işbirliği olanaklarını pek çok anlamda değiştirip geliştirdi.

Tabi ki burada sıraladığımız ilkeler taşa kazınmış değiştirilemez kanunlar değiller. Önerdiğimiz her yaklaşım yeni yorumlarla geliştirilmeye açık. Çağımızın sürati de göz önünde bulundurulduğunda, yaklaşımımızın önümüzdeki yıllarda daha farklı şekillerde gelişeceğini öngörüyoruz. Yeni keşiflerle karşılaştıkça, bunları sizlerle de paylaşmaktan mutluluk duyacağız.

Her türlü geri bildiriminiz bizim için çok kıymetli.

Like what you read? Give ATÖLYE a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.