İllüstrasyon: Deniz Ayaz

Önce Komünite Sonra Mekan

Mekân odaklı girişimler için yol haritası

Yazan: engin ayaz, Kurucu Ortak ve Tasarım Direktörü & Bala Gürcan, İletişim Sorumlusu, ATÖLYE

Birçok mekân odaklı girişim (ortak çalışma alanları, üretim alanları, etkinlik mekânları, kuluçka merkezleri vb.), mekân prototiplemenin zorluğu sebebiyle ürün-pazar uyumunu test etme konusunda zorluklarla karşılaşabiliyor. Hâlihazırda mevcut bir mekân olmadığında, kullanıcı akışını öngörmek zorlu bir süreç haline gelebiliyor. Bununla birlikte, mekânın inşasından sonra iş veya kullanıcı deneyimi konusunda yanılgılar fark edildiğinde ise, mekânı yeniden inşa etmek çok maliyetli olacağı için çoğu zaman mümkün olmayacaktır.

Bu gerçekliğin farkında olarak, birçok mekan odaklı girişim, gerekli altyapıyı kurmak için mevcut pazar araştırmasına ve öngörülerine güveniyor. Bu girişimlerin kurucuları deneyimli uzmanlar veya iyi gözlemciler ise, bu işi doğru yapabilirler. Ancak, çoğu durumda, mekânı hızlıca inşa etmek ve kullanıcılarının kimler olacağını sonrasında görmek, istenilen sonuca ulaştırmıyor. Hatta bazı durumlarda, kullanıcı gelmeyebiliyor. Böyle durumlarda elde kalan, bir komünite değil, boş bir mekân oluyor.

Konseptleştirme

Ortak değerler üzerinden bir komünite kurun, daha sonra onların gereksinimlerini karşılayacak mekânı oluşturun.

ATÖLYE’yi kurma sürecimiz, projenin herhangi bir sermaye olmadan, yurt dışında akademik bir proje olarak başlamasından ötürü uzun ve karışık bir yol izledi. Kurucu ortaklar olarak, Kerem Alper ve ben (Engin Ayaz), İstanbul’da topluluk merkezli bir inovasyon platformu kurmayı düşündüğümüz zaman, Amerika’da yaşıyorduk. İkimiz de, serbest çalışanları, küçük şirketleri ve girişimleri aynı çatı altında bir araya getiren, işbirliği, ortak öğrenme ve çalışma kültürünü benimseyen sembiyotik bir sistem oluşturma konusunda oldukça tutkuluyduk. Stanford ve NYU kurumlarındaki eğitimlerimizden yola çıkarak disiplinlerötesi düşüncenin gücünü deneyimledik ve tasarım, teknoloji, iş dünyası ve girişimcilik alanlarındaki birbirini tamamlayıcı özgeçmişimizin, bu projeyi hayata geçirmemizde yardımcı olacağını düşündük.

Bu esnada, bir mekâna veya sermayeye erişimimiz yoktu. Yani, oluşumu bu fikir etrafında kurmamız gerekiyordu. Ayrıca, sahip olduğumuz içgörünün, yeterince büyük bir kitlede karşılık bulduğundan emin olmak istiyorduk.

ATÖLYE’nin ilk tez sunumundan, iş ve kat planı

İlk adım 2013’te, yüksek lisans programlarımızın bir parçası olarak Stanford d.school ve NYU ITP’de geçirdiğimiz 6 ay sonunda durum tespiti yapmaktı. Süreci paylaşarak, ilk önce İş Modeli Kanvası’nı kullanarak bir iş plânı geliştirdik ve öğrenmeden prototiplemeye, sosyalleşmeden ortak üretime kadar uzanan değer önerilerimizi ve dış bağımlılıklarımızı belirledik. O esnada, eğitim bileşeninin, bu sistemdeki temel etken olacağını düşünüyorduk.

Bunun yanı sıra, ortak çalışma alanı, üretim alanı, medya laboratuvarı, sınıflar, kafe, galeri ve sergi alanından oluşan ilk mekânsal programımızı geliştirdik. Parçaların nasıl birbirlerini tamamlayacaklarını henüz bilmiyorduk fakat bu programlar arasındaki sinerjinin eşsiz değer yaratabileceğini biliyorduk.

İlk manifestomuzu, stratejimize uyumlu kültürü belirlemek için yazdık. Bu manifestoda, ortak tasarım süreçlerinin, bir topluluğun ihtiyacını karşılayan bir mekân yaratma ve temel vizyonumuzu sosyal etkiye ve değişime odaklama konusundaki potansiyelini belirttik.

Bu değerlere uygun bir biçimde projemizi son haline getirdik ve en sonunda, araştırmamız ve gelecek planlarımızı ana hatlarıyla çizdiğimiz bir tez sunumuyla sonuçlandırdık.

Aklımızdaki yeni mekân ve topluluk türünü gösteren animasyondan kareler.

Bu araştırmayı tamamlarken, projemiz için, yaratıcı sektörlerden bir serbest çalışan, kurumsal çalışan ve şirket yöneticisinden oluşan üç ana personamızı gösteren bir animasyon oluşturduk ve açık iletişimin önemini vurguladık. Sadece bu üç personayı aynı çatı altında barındıran bir mekân değil, aynı zamanda işbirliği ve ortak üretim için imkân sağlayan bir mekânı tarif ettik. Böylece, uzun vadeli değer ve etki yaratan, disiplinlerötesi bir platform kurmaya yönelik vizyonumuzu bir adım öteye taşıdık.

Tasarımdan teknolojiye, stratejiden girişimciliğe uzanan uluslararası uzmanlar ile görüşmelerden bir alt küme.

Bu kazanımların yanı sıra, gözleme dayalı hataları en aza indirgemek için akademiden ve endüstriden 200’den fazla uzmanla görüştük. Altı aylık bir akademik çalışma sonrasında, asıl fikri bir sonraki seviyeye taşımak ve İstanbul’a dönerek projenin temellerini atmak için ikna olmuştuk.

Sürece uygun fakat devamlılıkta optimistik bulduğumuz, İstanbul’daki proje uygulamasının bir zaman akışı.

İki yıllık bir zaman akışı öngörüsünde bulunarak, öncesinde komüniteyle başlamamız ve aynı anda bir mekân ve fon arayışına girmemiz gerektiğini de biliyorduk. Zamanlama açısından optimist davranmış olsak da, süreç tasarımımızın nokta atışı olduğunu fark ettik. Özellikle, sorumluluğumuzun mekân bulmaktan ziyade, belli değerler etrafında konumlanmış bir komünite geliştirmek olduğuna inandık. Bu yüzden, uzun bir komünite oluşturma sürecine girdik.

Saha Çalışması

Sosyal ivme yaratın ve dengeli bir paydaş haritası temin edin.

ATÖLYE tarafından yürütülen pop-up workshop’lardan görseller.

5 yıllık bir sürecin ardından, fikrimizi yerelleştirmek için yaratıcı endüstriler, büyük şirketler, küçük girişimler ve akademiden sayısız kişiyle birebir görüşme yaptık. Ayrıca, sisteme entegre olacak düzinelerce pop-up workshop yürüttük. Herhangi bir mekâna ya da araca sahip olmadan, tasarım odaklı düşünme, mücevher, pinhole fotoğrafçılık ve kullanıcı deneyimi tasarımı ile ilgili workshop’lar düzenledik. Bu workshop’larda araçları kiraladık veya ödünç aldık, genellikle yakın çevremizde yer alan galerileri, sınıfları veya toplantı odalarını kullandık. Örneğin; 2013 yılında 3Dörtgen işbirliğiyle düzenlediğimiz, gelecekte benzer etkinliklerin düzenlenmesi için katalizör görevi gören 3 boyutlu yazıcı workshop’umuz, İstanbul’daki ilk herkese açık 3 boyutlu yazıcı workshop’uydu.

2014’te TEDxReset (solda) ve 2015’teki TEDxKocUniversity konuşmalarımızdan kareler.

Workshop’ların yanı sıra, TedXReset ve TedXKocUniversity’nin de aralarında olduğu düzinelerce konferansta yer aldık, workshop odaklı öğrenci yarışmaları düzenledik ve Banny Banarjee, Dan Klein ve Dale Dougherty gibi uluslararası düşünce liderlerini ağırladık. Tüm bu etkinlikler, dikkat çekici video dökümantasyonlarını kapsayan istikrarlı bir sosyal medya stratejisiyle birleşti ve altı aylık sürecin sonunda 7.500 kişiden oluşan ilgili bir iletişim ağını sağladı.

Bu çapta bir sosyal ivmenin sonucu olarak, çeşitli üniversiteler, şehir planlamacıları ve şirketler onların çatısı altında etkinliklerimizi yürütmemiz için bizimle görüştü. Neticede birçok kurum, sağladığımız yaratıcı potansiyelin, gelecek planlamaları konusunda onlara avantaj sağlayacağının farkındaydı. Bizse birden fazla fon kaynağına bağlı kalarak devam etmenin, vizyonumuzu gerçekleştirmek için tek yol olduğunun farkındaydık.

Özellikle, gelir kaynakları özel, akademik, kurumsal ve kamusal sektörler boyunca çeşitlilik gösteren bir sistem hayal ettik. Özel fonlar açısından ise, en az beş bağımsız ve uluslararası bireysel yatırımcı bulmayı hedefledik. Bu yatırımcıları sadece sermaye sağlayacak kişiler olarak değil, aynı zamanda farklı sektörlerden projemize rehberlik edebilecek uzmanlar olarak gördük. Bu nedenle, aklımızda iki tip sermaye vardı: ekonomik ve bilgi bazlı.

Ayrıca, düzenli olarak mekândan faydalanacak, yeni etkileşimleri tetiklerken ek değer yaratacak bir akademik ve üç kurumsal partner arayışına girdik. Bunun yanı sıra, danışmanlık ve girişim projeleri gerekli olan değer yaratımını kısa ve uzun vadede sağlarken, geniş bir komüniteden edinilen üyelik ücretleri ve tek seferlik etkinlikler için alınan kira bedeli, düzenli bir gelir temeli oluşturdu.

Nihayetinde, çabalarımızın sosyal etki boyutlarını gördüğümüzde, kentsel ve ulusal ölçüdeki devlet fonlarını, elzem olmayan finansal kaynaklar olarak kullanmayı planladık, fakat sürekliliğimizi bu kaynak üzerine dayandırmadık.

Bu ilgili paydaşların ve onların bağlantılarından oluşan sistem mimarisinin, hem yerel hem de küresel anlamda ekonomik etkilere direnç gösteren bir sistem sağlayabileceğini düşündük.

Beta Mekân ve bomontiada

Komüniteyi gözlemleyin ve mekânı, ivmeyle orantılı olarak genişletin.

Biraz nostalji, (solda) Tarihi Bomonti Bira Fabrikası, (sağda) bomontiada.

Ocak 2014’te, son 15 yıldır Türkiye’nin önde gelen eğlence grubu Pozitif ve Babylon’un kurucuları bizimle görüşmeyi talep etti. 12.000 m2’lik Tarihi Bomonti Bira Fabrikası’nı (şimdiki adıyla bomontiada), bir kültür, müzik, yemek, bira, performans sanatı, tasarım ve teknoloji merkezine dönüştürme vizyonlarını bizimle paylaştılar. O anda fark ettik ki; tasarım, teknoloji ve girişimcilik etrafında konumlanan vizyonumuzu tamamlamak için eğlence ve sanat sektörlerinden paydaşlara ihtiyaç duyan ATÖLYE, bu topluluğa mükemmel bir uyum sağlayabilirdi.

Birkaç ay süren sürecin sonunda, bomontiada hissedarlarıyla birlikte harekete geçtik ve mekânsal programımızı, mevcut mekâna uygun hâle getirdik. 150 m2’lik, tek katlı, kendiliğinden dört bölüme ayrılmış bir yer seçerek, soyut fikrimizin, bu yapı aracılığıyla fiziksel köklere sahip olabileceğini hissettik. Tüm projenin çok paydaşlı ve geniş ölçekli yapısı dikkate alındığında, inşaatın başlama ve tamamlanma süreci, beklediğimizden çok daha uzun sürdü. 2015’in Eylül ayında, yani ilk diyalogdan 1.5 yıl sonra, evimize taşınabildik.

Beta mekân günlerine bir geri dönüş.

Yine de bu sürecin uzaması, 150 m2’lik bir beta mekân kurarak ve ardından 20 kişiden oluşan bir komüniteye ulaşarak iş modelini prototipleştirme sürecimize destek verdi. Bu beta mekân, daha büyük olan ve bu oranda da karmaşıklaşacak mekânımıza taşınmadan önce iş akışlarını düzenleyerek, komünite içi bağları pekiştirme ve iş modelimizi prototipleme imkanı sağladı. Ayrıca, Kırmızı Minder Gecesi gibi, daha geniş bir paydaş ağı ile sosyalleşmeye imkân tanıyan birçok farklı etkinliği de bu mekânda düzenledik.

Eylül 2015’te, nihayet bomontiada’daki mevcut mekânımıza taşındık. O esnada, sistemi devam ettirecek gerekli özel-akademik-kamusal ortaklıkları kurmuştuk. Biraz fazla parçalı olsa da, benzer girişimleri başlatmak isteyenler için bu süreci ve iş yapısını paylaşmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Özel hibeler açısından, komüniteye ve ilgili projelere en yakın halka olma talebi ile katkı sağlamayı kabul eden dokuz farklı uluslararası çekirdek yatırımcıyla anlaşmaya vardık. Bu yatırımcıları sadece birer fon sağlayıcı olarak değil, aynı zamanda yazılımdan eğitime, medyadan donanım teknolojisine uzanan sektörel deneyime sahip liderler olarak gördük. Kurumsal açıdan, sabit gelirleri koruyarak, etkinlik mekânını düzenli olarak kullanmaları için birçok şirketle anlaştık.

Akademik fon açısından, Özyeğin Üniversitesi (ÖzÜ) ve gelişmekte olan girişimleri Istanbul Institute of Design ile hafta içi akşam üstleri ve hafta sonları seminer ve etkinlik mekanlarımızı kullanabilecekleri bir anlaşmaya vardık. Bu durum mekânın kullanımını arttırmakla kalmayıp, aynı zamanda sürekli eğitime katılan uzmanlar, üniversite öğrencileri, eğitimciler ve ATÖLYE komünitesi arasında yeni etkileşimlere olanak sağlayacaktı. Kuruluşumuzdan bu yana vizyonumuza inanan Özyeğin Üniversitesi’ne bu sebepten ötürü minnettarız.

Kamusal fonlara gelince, İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA) tarafından düzenlenen ‘Yaratıcı Şehirler’ (Creative Cities) programı için başvurduk ve ATÖLYE’nin şehir kapsamında bir tasarım ve yaratıcılık merkezi olmasını önerdik. Bir yılda 72 workshop ve 1200 ziyaretçi gibi hedefler koyarak, toplumla daha fazla etkileşim sağlamayı planladık. Alınan fon, Makerlab’i finansal açıdan destekledi ve ayrıca geniş bir etkinlik takvimi geliştirilmesine yardımcı oldu.

bomontiada, dinamik ziyaretçileri için her zaman yeni etkinlikler ve heyecan verici aktivitelerle dolu.

Bugün, bomontiada’ya taşınmamızın üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Bulunduğumuz yerde, 2015’te Türkiye Mimarlık Yıllığı’nda kendine yer bulan ilham verici bir mekâna, fakat daha da önemlisi, 150 kişilik dinamik bir komüniteye, ayda 20’den fazla etkinlik sunan bir etkinlik alanına ve 15.000 takipçisi olan bir ağa sahibiz.

Bu süreç boyunca, etkinliklerin, komünitenin ve ortak bir vizyonun “basit altyapı”sının, gösterişli bir mekândan çok daha elzem olduğunu fark ettik. Yavaş yavaş büyüyen, mekânın yetersiz kaldığı organizasyonel yapıların, yaratıcı güçlerini geliştirebildiğini düşünüyoruz. Bizim örneğimizde, girişimleri, serbest çalışanları, şirketleri ve kamuyu bir araya getiren bir platform hayal ettik. Bizim yönetimimizde olan bir sermaye ve mekâna sahip olmadığımız için şanslıydık, çünkü bu durum bize temelden güçlü bir yapı inşa etme fırsatı verdi.

Bu deneyimi diğer alanlara genişletirken, mekân odaklı girişimler veya “önce komünite sonra mekân” diyen girişimler için yeni iş modeli aşağıdaki gibi olabilir:

  1. Belirli bir vizyon, iş plânı ve mimari bir şema ile konseptinizi belirleyin.
  2. Konsepti yenilerken bir mekâna bağlı olmayan pop-up workshop’lar ve etkinlikler aracılığıyla komünitenizle bağ kurun.
  3. Sunduğunuz vizyona ve nihai mekânı bulmaya bağlı gelişecek olan komüniteye dayanarak özel, akademik ve kamu kurumlarından paydaşlıklar kurun.
  4. İş modelini test etmek ve ekibi kurmak için bir beta mekân inşa edin.
  5. Tasarım ve inşa süreci boyunca komünite ile ilişkileri sürdürerek nihai mekânı belirleyin ve taşının.
  6. Sosyal, profesyonel ve kültürel etkileşim noktalarını test edin ve özenle geri bildirim alın.

Lütfen fikirlerinizi bize yorum olarak bildirin.