9 Numaranın içi

“Neden iyidir” serisinde bu sefer bir İngiliz dizisi hakkında yazmak istedim.

İngilizler dizi işinde oldukça iyidirler. Neden? Bölümleri kısa tutarlar, vurucu işler çıkartırlar ve tabii hemen hemen her dizide zeka unsuru ön plandadır. Çoğu dizinin tutması üzerine Amerikan versiyonları çekilmiştir. House of Cards olsun, Shameless olsun…

Öncelikle Inside No:9'u diğerlerinden daha fazla etkileyici bulduğumu belirtmek isterim. Bu bir İngiliz kara komedi antolojisi televizyon programı. Reece Shearsmith ve Steve Pemberton tarafından yazılmış ve BBC tarafından çekilmiş. Zaten tanıştığımdan beri İngiliz dizileri ve daha çok kara komedilerine bayılırfım. Bu ayrıca ayrıca ayrıııcaaaa beni memnun etti.

Bu adamlar öyle böyle yetenekli değiller. Ha bir de zeka katsayısının yüksekliğinden bahsetmeyeyim.

Sadece bu değil, İngiliz komedilerinden Black Books’u ayrı tutarım. Channel 4'da 2000–2004 arasında yayınlanmış kısa bölümler halindedir. Bazılarına komik dahi gelmez ama beni çok mutlu etmiştir.

Bill Bailey, Tamsin Greig ve Dylan Moran. Tamsin ayrıca Inside No:9'da da bir bölümde oynadı.

Sonra IT Crowd gelir. Bilişimle alakalı olun olmayın seyredeni mest eder.

Katherine Parkinson da Inside No:9'da hem de ilk sezon ilk bölümde oynuyor.

Tabii bunlar benim sıralamam. İngilizlerde Black Mirror da var, BBC’nin Sherlock’u, Utopia, Dr. Who serisi, Dr. Jekyll ve Mister Hyde var demeyin lütfen. Onlar da şahane. Sadece Tinker, Tailor, Soldier, Spy bile dikkatli seyretmeniz gereken dizilerdendir. Hem de çok dikkatli.

Evet, onlar da var ama komediden bahsediyoruz, kara ya da değil komedi. Ki ben kara komediye daha çok meraklıyımdır ve tabii zeka unsuru, kalburüstü işler, yağmurlu memleketten daha çok çıkar. Tabii öncelile önereceğin başka var mı derseniz, A young Doctor’s Notebook oldukça iyidir.

Yes, Prime Minister. Benim politikayı İngiliz gözü ile görmeme sebep mükemmel bir dizidir.

Tabii damardan İngiliz modern hayatının iki yüzlülüğünü gösteren The peep show’u da burada adını vermeden geçemeyeceğim. Ancak gereğinden fazla İngiliz gelebilir. Sevenler olur sevmeyenler olur. Ben sevenlerdenim.

Diğer yandan biraz İngiliz mizahına meraklıysanız Monty Python’s serisini es geçmemek gerekir.

Yine de mizah benim için her türlü önemli diyorsanız benim en çok sevdiğim İngiliz kara komedilerinden biri olan Psychoville’i şiddetle öneririm.

Bu da BBC’nin dizisi ve bunda da kimler rol alıyor…
Tabii ki Inside No:9 yaratıcıları…

Neyse İngiliz dizilerine olan düşkünlüğüm belli oldu. Barış Özcan isimli youtuber önerdikten sonra Inside no:9'un daha fazla izlenir olduğu da bir gerçek. Ben de tüm sezonların üzerinden geçtim. Sizlere sezon ve bölüm bazında açıklama yapacağım. Spoiler vardır. Araya uyarı ve satır boşlukları koydum. Lütfen izleme zevkinizi bozamamaya dikkat ediniz.

Bölümlerin iki ortak yönü var, her bölümde olaylar 9 nolu mekanda geçiyor ve her bölümde dizinin yaratıcıları olan Reece Shearsmith ve Steve Pemberton (Pembe ton gibi geliyor kulağa) muhakkak oynuyor. (Sadece iki bölüm istisna) Onlara gerçekten yetenekli oyuncular eşlik ediyorlar ama her bölümde farklı oyuncular ve bu ikisi dışında.

Favori bölümlerimi şimdiden sunuyorum. Her bir bölümde farklı bir konu farklı bir olay işlendiğinden istediğiniz bölümden başlayabilirsiniz. Ben de karışık takılıyorum bazen.

2. Sezon 2. Bölüm

  1. Sezon 3. Bölüm

3. Sezon 3. Bölüm (seyrederken dikkat. Fena etkileyici)

4. Sezon 3. Bölüm (Flash back böyle yapılır)

4. Sezon 6. Bölüm

2. Sezon 1. Bölüm

Evet, şimdi tek tek bölümler hakkındaki yorumlarımı açıklıyorum. Bence seyredin öyle gelin.

— — SPOILER ALERT — — -

— — SÜRPRİZBOZAN UYARISI — — -

Aslında çok açıklama da yapmadım ama yine de zevkinizi rezil etmeyin. Kısa kısa açıklıyorum bölümleri.

Bundan sonra benden günah gitti.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

bu boşluk bilerek bırakılmıştır.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

  1. Sezon 1. Bölüm

Bütün diziler 9 numaralı odada, evde ya da malikanede geçiyor. Olmasa bile 9 nolu bir şey göze sokuluyor. Bazense her şeyin 9 no’lu mekanda geçtiğini dizinin sonunda dahi öğrenebiliyoruz.

Tek mekanlı çekimler zordur. Inside No:9'da (İşbu dizi bu satırdan sonra IN9 diye kısaltılacaktır) bazen bu mekanı bırak tek bir dolabın içinde bile geçebiliyor.

Dizinin genelde sonu sürprizli bitiyor. Bazen sürpriz bile sürprizle değişiyor. Bir bölümde paronaya sahibi oyunculardan biri işlenirken ertesi bölümde yine aynı sendrom var mı diye takılıyorsunuz. Hep ters köşe, hep…

İlk bölüm de çok hoş tüm ailevi detayların hepsinin tıkış pıkış bir dolaptayken toptan “halledilmesi” hoş…

1. Sezon 2. Bölüm

Çok değerli bir tablonun hırsızlığı belki de bu kadar güzel işlenebilirdi. Bölümde replik neredeyse yok. Çok hoş.

  1. Sezon 3. Bölüm

Belki de en karışık bölüm bu. Favorilerimden. Kim var kim yok bilmiyoruz. Ancak çok acayip bir senaryo. Şahane. Hermon Melville’in yazdığı Katip Bartleby isimli eser mi yoksa Fight Club mı. Seçin birisini.

  1. Sezon 4. Bölüm

Reece Shearsmith’in oynamadığı tek bölüm. İnsanların para için yapmayacağı bir şey kalmadığını gösteren bir bölüm.

  1. Sezon 5. Bölüm

Tiyatro oyuncuları ve hatta Hamlet sergilenmesi sırasında olanlar. Sürprizli sonlara bayılırım. Bu arada oyunculuklar şahane.

  1. Sezon 6. Bölüm

Korkunçlu malikaneli bir bölüm. Bu bölümde de bu sefer Steve Pemberton oynamıyor.

2. Sezon 1. Bölüm

Trende ben de İstanbul Ankara 4 kişilik yataklı vagonda yolculuk ettim ama tüm bölmün geçtiği ufacık mekan bu acayip vagonun kompartmanı. Yine sürpriz yüne kıraym…

2. Sezon 2. Bölüm

Belki de en güzel bölüm budur. Bu diziyi seyretmeden önce yazdığım bilimkurguda buna yakın bir konuyu yazmıştım ama yayınlanmadı daha ve kanıtlamam olanaksız. Olsun çok güzel bölüm.

2. Sezon 3. Bölüm

Cadı avı. En komik bölüm diyebilirim. Çok ince espriler var sonu da yine şaşırtıcı sürprizli.

2. Sezon 4. Bölüm

Kameralarla bölünmüş bir güvenlik kaydı gibi bir çekim. İnanılmaz akıllıca çok iyi bölümlerden biri. Bunu tahmin etmiştim ama seyrederken. Kimin ne yaptığını. Şahitlerim var.

2. Sezon 5. Bölüm

Ambulansın yetişmesi hayat memat meselesidir.

2. Sezon 6. Bölüm

Güzel bir korku hikayesi. Tabii kişilerin bencillikleri de ortada.

3. Sezon 1. Bölüm

Dizi içinde dizi. Çekim içinde çekim. Bazıları sevmeyebilir ama ben yine çok yaratıcı buldum.

3. Sezon 2. Bölüm

Komplonun güzelliği ve tabii oyunculuk. Pörfektoooo. Bizimkavgamızdır da ben ödüycem sen ödüycen…

3. Sezon 3. Bölüm

Bulmaca danışmanı çalıştırmış manyaklar. Belki de en sert bölüm buydu. “Oldboy” havasının hası var.

3. Sezon 4. Bölüm

Komik ama en hafif bölüm bence buydu. Biraz gürültüyü sevmediğimden olsa gerek. Ama hafif derken, tüm bölümler arasında hafif yoksa yine çok iyi.

3. Sezon 5. Bölüm

En duygusal bölüm bu olsa gerek. Saçma başlıyor ve öyle mantıklı bitiyor ki.

3. Sezon 6. Bölüm

Sanat, halk içindir. Pardon sanat intikam içindir. Sonu da çok başarılı.

4. Sezon 1. Bölüm

İşte İngiliz tiyatrosu. Sadece bir otel koridoru ana mekan. Şahane demek az kalır yanında.

4. Sezon 2. Bölüm

İki yakın arkadaşın hikayesi. Önce birine çok acımasız diye kızarken işlerin öyle olmadığını görmek hüzünlü.

4. Sezon 3. Bölüm

Al işte en iyi bölümlerden biri. Tabii 9 numarasının bölümün sonunda kerametinin çıkması ve flashback nasıl yapılır görmek şahane. Bu bölümde de Steve Pemberton oynamıyor, sadece Charles’ı seslendiriyor. (Evet, dikkatli seyrederim)

4. Sezon 4. Bölüm

En vurucu bölüm budur diyebilirim. Biraz da rahatsız edici. Aman dikkat.

4. Sezon 5. Bölüm

Her ama her göndermenin bir yeri vardır muhakkak. İngiliz oyunculuk sektörünü bir çırpıda gözler önüne seriyor. Şahane ötesi.

4. Sezon 6. Bölüm

Alladdinin sihirli tavşanı… :*)

Bu kadar ben çok sevdim, siz de sevdiniz inşallah.