Arrivaile -1-

İyi okuyunuz bakın “NVWnH” yazıyor.

Sonunda gittim gördüm. Beş kişiydik sinema salonunda. Çok reklamlı bir seans olsa da gündüz vakti iyi konsantre olduğumu söyleyebilirim. Arkamdaki gençler karanlık bir ortamı uygun bulmuş olabilir, film de biraz ağır ilerliyor, normaldir diye biraz da rahatsız etmemek için onlara bakmadım hiç. Fakat tam tersi oldukça ilgiliydiler. Hem bizim gençliğimiz klişsesidir, kuytu sinema köşeleri, şimdiki gençler oooo… Olayı aşmışlar bir de böyle bir filmle, az sayıda seyirci olarak izleseler bile ilgililer. Yorumlarına kulak kabarttım, moralim yerine geldi.

“Arrival” yani “Geliş” kelimesinin kökeni “Arrivaile” den yani Anglo-Frenk (geç 14.yy) altlıktan geliyor. Asıl eylem anlamı, genelde uzun süren deniz yolculuğu sonrası karaya ulaşmak yani yine İngilizce tabiri uygun olacak: “disembarkation” demek. Açıkçası son anda uyarlandığı romanın isminden “arrival” e devşirilen filmin ismi, uzay araçlarının dünyaya gelişleri değil karaya çıkışları olarak algılanabilir.

Spolier Alert:

Harbi harbi Spolier

Şimdi desem ki bu yazıyı okumayı filmden sonraya bırakın. Eh zaten öyle olmalı ya. Kabul edersiniz, filmi seyredip öyle gelirsiniz. Fakat “Önce Kurt Vonnegut’un matrak kitabı Mezbaha 5'i okuyun da sonra bu yazıyı okursunuz” desem olmaz. Kim kaybetmiş de, ben bulmuşum o kadar arzulu ve meraklı okuru. Olsun, aklınızda bulunsun. Biriktirip, kargo maliyetini birkaç kitabın ederine dağıtıp tasarruf ettiğiniz, online kitap satan sitelerden birinde sepetinizde bulunsun. İlk alışverişinizde uygun fiyata gelir. Ortalama bilimkurgu kitaplarına göre oldukça incedir bu kitap. Yazar konuşur gibi yazdığı için hızlı okunur. (Ben de aynı şekilde yazmaya çabalarım)

Azıcık kendimden bahsedeyim ki, filmi seyredip bana pek bir faydası olmadığını bildiğim bu blog yazısını yazmak için bile ne kadar çaba sarfettiğimi bilin. Çok zaman harcadım. Kopi peyst değil parmak ucu teri.

Ben de kitap yazıyorum. Beş adet kitap yazdım. Öyle az buz değil yeri geldi 10.000 bastı, satıldı bitti. Yeri geldi üçüncü baskı yapıldı. Yeri geldi adımız duyulmadığı için mütekait memurların şiir kitabı gibi amatörce görüldü, “Sen kim, yazarlık kim” bile dendi. Üç adedi teknik kitaptır, son iki tanesi ise roman. Şimdi yazdığım ise benim gibi fabrika ayarı ukala birine göre bile iddialı bir iş, bir bilimkurgu... Allahtan yazarken ne kadar zor olduğunu görebiliyorum. Şu anda sadece 80 sayfa yazabildim. Fakat gerçekten kafamda bitti tüm kurgu.

İnsan böyle bir zor işe girince etrafından beslenmek istiyor. Bilimkurgu altyapısı ne olursa olsun, yeni trendlere klasiklere bir kere daha bakıyor. Bazısı onu yeniden etkiliyor. Örnek: Douglas Adams’tan ve tabii Kurt Vonnecut’tan matraklığı kapmaya özen gösterdim. Alferd Bestler’ın ileri zamanın hayal gücünü yakalamaya çalıştım. David Lynch’in çektiği Dune serisinin kitaplarını bir daha gözden geçirdim. Önce devamlılık nedir onu öğrendim ve tabii o derinlikli felsefeyi de…

Vikipedi bilimkurguyu şöyle tanımlıyor.

1- Gelecek, alternatif zaman dilimleri ya da bilinen tarih ve arkeolojik kayıtlarla çelişen geçmiş zaman kurgulamaları. (En sevdiğim II. Dünya Savaşı’nı kazanan Naziler konusudur mesela. Bir kitabımda buna girişmiştim.)

2- Dış uzay, diğer dünyalar ya da uzaylılar içeren kurgulamalar.(İşbu yazının konusu, Arrival isimli sinema filmi.)

3- Bilinen doğa yasalarına aykırı teknoloji ve bilimsel kurallar içeren hikâyeler. (Uçan insanlar, azıcık teknolojik vampiler filan)

4- Zamanda yolculuk ya da psiyonik, nanoteknoloji gibi yeni teknolojiler, ışık hızı üzerinde seyahat, robotlar ya da yeni politik ya da sosyal sistemler (Distopya desene şuna)

Sonra alt türlerine giriyor. Şu 3.10 maddesinde hem de uzayda değil dünyada geçen bir örnek olarak Westworld giriyor herhalde. (Biliyorum çok örneği var; ilk akla gelen Firefly ama ben konuyu daha da dağıtmamak için bu maddeye hiç dokanmıyorum)

Sonra Çinlilere sardım. Evet, bilimkurgunun önemli ödüllerinden biri olan ABD merkezli Nebula ödüllerinin bir de Çin Nebula ödülleri var. Hugo en iyi roman ödülünü ve Locus Ödülü alanlar da var. Örneğin en az Arrival (ki 1998‘de Ted Chiang tarafından yazılmış kısa hikaye “Story of Your Life”ın bir uyarlamasıdır. Sanırım Türkçeye çevrilmedi) kadar beğendiğim bir çalışma var. Cixin Liu’nun Üç Cisim Problemi oldukça etkileyicidir benim için.

The Story Of Your Life’ın yazarı Ted Chiang

Arrival’ın öyle vurdulu kırdılı olmayacağı belliydi. Benim de sağlık durumum çok iyi değildi bir türlü sinemaya gidemedim. Kaçırdım kaçıracağım derken doktordan izni kapıp gittim vallahi. Ne var canım sonra DVD filan çıkar demeyin lütfen. Interstaller’a iki kez gittim. Sinemada sadece uzay mekiğinin ters hareketle dönerek diğeriyle birleşmesini sessiz, çıt çıkmadan büyük bir ekranda izleyip sonra bir anda gelen ses efekti… Tartışmayalım kırmayalım birbirimizi: bu tür sinema filmleri sinema salonunda seyredilir, zevki alınır.

Sonra Twitter’da sıkı takipçisi olduğum Umut Yıldız (ki Nasa’da çalışır: It is not pipe) attığı bir tweet ile beni dellendirdi. Passenger’in fragmanını izledim ancak Arrival kadar heyecanlanmadım. Evet, kılım biraz.

Tabii işbu yazıyı yazmadan önce kim ne demiş bir bakayım dedim. Böyle bir sinema filmini geç seyretmenin böyle avantajları da var. Herkes gazını almış oluyor, daha durunmuş oluyorlar daha iyi sonuç alınabiliyor. Önceden hiç spolier yememeyi başardığımı da belirteyim. Keza en az 1.5 metrelik plastik, metal parça mideme dokunur beni rahatsız ederdi.

Ekşi Sözlük’e baktım. “ekşi sözlük hiçbir s.ki beğenmeme timi” var orada biliyorum. Adı böyle buraya koyduğum için özür dilerim. Hatta güzel bir esprisi vardı. Bundan böyle Interstellar gibi bir film çekileceği zaman Fizikçi danışmanların önce Ekşi Sözlük tedrisatından geçmeleri gerekir diye. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Ayrıca çok beğenenler de var, güzel yorumlar yapan da var.

Size sır olmayan bir bilgi vereyim. Bu bir sinema filmidir. Beğenen de olur beğenmeyen de olur. O gün çokça sahnesi karanlık olan bu filmi anlayacak gücü, sabrı olmayan, aksiyon filmine geldiğini zanneden, lanet olası uzaylıların taaaa ebelerine selam edecek ve onları dünyadan kovacak insanlığın (pardon Amerikalıların) zaferini mutlu son sosuyla yemeyi arzu eden biriyseniz bu sinema filmi kötü gelir. Bunda ayıplanacak bir şey de yoktur. Aynı şekilde bu film için abartı övgülerle kendini kaybedenin de fütursuzca kötüleyenden bir farkı yoktur. Sevdiyseniz kararında fikrinizi beyan edersiniz. Çok sevdiyseniz bir daha seyredersiniz sonra da DVD’sini alır, yorumları okur ve yorum yazıları yazarsınız. Kafanızı bu filmle doldurursunuz.

Severseniz, seversiniz. Sevmek ve tabii ondan bir şeyler almak... Biraz kafa açıcı alıştırmalar yapmak, bilmediğin bazı konuları öğrenmek, yanındakinden kaçırdığın bir detayı kapmak… Bunlar bana göre çok zevkli şeylerdir. İzdivaç programı müptelası kayınvaldemi eleştirmemiş adamım ben, filmi sevmeyenleri neden eleştireyim. Herkesin kafası kendi omuzunun üstünde durur, benimkinin ağırlığı omuz ağrısı yapıyor ve bundan memnunum banane milletten.

Bu arada “Arrival’deki inanılmaz mantık hatası” buluculara da sözüm var. Evet, olabilir. Her konuda eksiksiz bir bilimkurgu yoktur. O seviyede bir projeksiyon yapabiliyorsanız buluş yaparsınız zaten. Bilimkurgu ufuk açıcı, zevkli ve öğretici bir daldır. Zevklidir bir kere. O yüzden yanlış bulmaya çalışmak yerine yorum yapın. Bırakın mantık hatası da olsun.

Ha, yok ben ayar vereceğim diyorsanız, aşağıda ayarın daniskası verilmiş bence pek üstüne çıkmaya uğraşmayın.

2015'te en iyi görsel efekt Oscar’ını kazanan Interstellar’a Nasa’nın verdiği tarihi ayar. Hehe.

Nasa’nın bu tweeti ayrıca neden önemli. Sinema filmi efektler filan, sunum içindir. Gerçek olan o kadar büyülü olmayabilir. O yüzden bilimkurgunun büyülü dünyasına sırtınızı dönmeyin.

Uzun yazılar çok okunmuyor. Ben daha konuya bile giremedim. Kısa yazacak vaktim yoktu çünkü. Özür dilerim. Diğer yazıda konuya girip ne diyeceksem diyeceğim. Bunu altlık olarak görünüz.

Eksik ve yanlışlar var ikinci yazımda. Bu gece bitirip size sunacağım efendim.

Yazının devamı şurada