Camiler ve Ayakkabı Meselesi -1-

Camilerimizin güzel, eşsiz, temiz ve kullanışlı olmasını isteriz. Gayrimüslim uzmanların bile kabul ettiği gibi İslam mimarisindeki en yetkin camiler, bulunduğumuz topraklarda arz-ı endam ederler. Bir mimar olarak övündüğüm konulardan biridir.

Ancak övünülecek bir unvanı korumak ve kollamak gibi bir zorluk vardır. Diğer yandan, unvanı hâlâ taşıyıp taşıyamadığımıza emin değiliz.

Camilerin gövde yapıları, kubbe kullanımı, minare sayısı, minare boyu ve şerefe sayısı gibi konularda yazdık, çizdik. Ayrıca, genel olarak camilerin iç mekânlarını da irdelemek gerekir. Bu konu ne yazık arka planda kalmış gibi. Ecdadın mirasının yükü öyle ağır ki, iç mekâna sıra gelemedi galiba…

Cami iç mekânı, ibadetin doğru yapılması için bazı şartlara haiz olmalıdır. Öncelikle temiz olmalıdır. Ülkemizdeki camiler temizdir. Öyle ki çok büyük camilerimiz, eski eserler, Selatin camileri, yeni yapılmış betonarme camiler ya da ufacık bir mescit bile tertemizdir. Dinimizin temizliğe verdiği önem ortadadır, bu topraklarda bu koşula değer verilmekte olduğu sarihtir. (Hindistan’daki bir camiyi uzaktan da olsa görmüş biri olarak, rahatlıkla beyan edebilirim.)

Kıbleye yönelmek de önemli bir kıstastır. Ne yazık Kıble yönü yanlış olan camiler de vardır. Örneğin 1956’da yapılan Kütahya Kakaç Camisi’nde kıble yönü 69 derece hatalıdır. Cami zeminindeki halıların üzerine, doğru Kıble yönünde şerit çekilmiştir, 60 yıl sonra ancak şimdi doğru yönle namaz kılınmaktadır. Mihrap ve minberin yerleri de düzeltilecektir.

Cami iç mekânında, temizlik ve Kıble’ye yönelmeden sonra mihrap, minber, mahfiller, son cemaat mekânı, avlu, şadırvan, abdesthaneler, aydınlatma, ısıtma, soğutma, havalandırma, fiziki rahatsızlık sahibi Müslümanların ibadetleri, kadınların da camilerden erkekler kadar faydalanmaları, otopark sorunu, cenaze namazlarının çok kılındığı camilerdeki sorunlar ve hatta cami tuvaletlerinin yeri ve temizliği de doğru tasarım kriterleriyle tanımlanmalı ve çözülmelidir. Yazılarımızda tüm bu kavramlar, mimar gözüyle tek tek incelenecektir. Bunlar dışında her camiye gittiğimizde aklımıza gelen bir başka zorluk beklemektedir bizi; Ayakkabı meselesi.

Başımıza geldi, eşimin rahmetli dedesinin İstanbul’a ailemizi ziyarete geldiğinde, vakit namazı kıldığı camiden, plastik terlikle eve dönmesini unutamamaktayız. Mahallemiz camisinde böyle bir üzücü durum meydana geldiği için sanki kabahatli bizmişiz gibi çok utanmıştık. Ne yazık bunun sadece İstanbul’da değil, her yerde yaygın olduğunu gördük. Anadolu’da cemaati kalabalık olan camilerde nöbetçi cemaat uygulamasına mecbur kalınmış. Camiye gelenlerin ayakkabısını çalanların, gerçekten ihtiyacı varsa, ifşa etmeden ayakkabı almaları için yardım edileceğini aynı caminin cemaati beyan ettiği halde, her seferinde altı yedi ayakkabı çalınması, zaruri bir ihtiyaçtan öte planlı bir hırsızlığı işaret etmektedir. Yine de bilinmelidir ki, camiden ayakkabı çalacak kadar alçalanlar, kutusunu kullananlardan daha fazla günahkâr değildir.

“Başmak”, pabuç demektir. “Başmaklık” ise hem camide ayakkabı konulan yer (pabuçluk anlamında) hem de Padişahın anne, kız kardeş, kız ve hasekilerine bağlanan ödenek, has, arpalık demektir. Ayakkabıları çalanlar, kutusunu kullananlar gibi daha çok “arpalık” anlamını bellemiş, tercih etmiş olmalılar.

Her ne kadar kamera kayıtlarında hırsızlık anı görünüyorsa bile, hırsızların serbest bırakılması ve buna rağmen onları yakalayanların suçlandığını görmekteyiz. Camilerde ayakkabı meselesine daha belirgin çözümler sunacağız, bu köşeyi takip ediniz.