Elyazınızı nasıl geliştirirsiniz. -1-

İşbu yazı, elyazısını geliştirme (düzeltme) konusunda yazılmış makale serisindedir. Daha önce bir yerde yayımlanmamıştır. Ayasofya Blog’un (www.atkoksal.com) sayın okuyucuları için özeldir.

Efendim, elyazısı kişiye özeldir ve bunda karakteriniz etkilidir. Elyazısı ve imzadan karakter analizi yapmak ise çok doğru bulmadığım bir yöntem. Bununla ilgili kestiğim ahkamlara tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Pilot marka Paralel Kalem ile yazıldı. Detaylı bilgi verilecek…

Çoğu kişi elyazısının iyi olmadığından şikayetçi. İstiyorlar ki inci gibi yazsınlar. Öncelikle bu istek geçici bir heves olsa dahi çok değerli. Yazı ile ilişkili bir şeylerden haberli ve farkındalıkları olmuş ki şikayet ediyorlar. Bir özlemleri var, yazılarını kendileri de beğenmek istiyorlar. Bu çok değerli bir istek ve farkındalık.

Ya da şöyle diyelim, elyazımı düzelteceğim (ki bence doğrusu “geliştirme” olmalı) diyenler bu konuda ne kadar ciddiyse o kadar çok zaman ayırıyor ve sabırla istedikleri seviyelere ulaşabiliyorlar. Geçici bir hevesle, “Ay çok saldım ben bu göbeği” deyip, ilk öğünde kebaba, pilava karşı gelemeyenler gibi daha ilk alıştırmada “olmuyor işte” sonucuna varanlar da gördüm.

Mimarlık öğrencisi, birinci sınıfta daha “Elyazınızı geliştirmeniz gerek” dediğimde “Hocam, bu saatten sonra yazı mı değişir, artık olduğu kadar” diyebiliyor. Soruyorum 20 yaşındaymış. El-yorum: Yazıyla ilgili geliştirmenin yaşı yoktur efendim. Erken başlanırsa daha iyidir ama yaşı yoktur.

Şimdi aşağıda maddelerle de desteklenmiş yazıyı anlamak zor geliyorsa, hemen şu videoyu izleyiniz. İki adet madde var. Önce kendinizi test etmeniz gerekiyor. Anlamanız gerekiyor. Yazınız kötüyse kötü, geliştirmeye çalışıyoruz. Kendinizi kasmayınız, rahat olunuz.

Kendi elyazınızı kendiniz tahlil ediniz. İsterseniz taradığınız ya da fotosunu çektiğiniz bir sayfa yazınızı submitodev@gmail.com adresine gönderiniz. İşte video:

İlk videodaki görevleri yerine getiriniz.

Şimdi bu makale serisine, yazının tarihinden, oluşumundan ve semiyotikten filan başlardım (yalan yok, hoşuma da giderdi bu sıra) ama okunmuyor efendim. Sıkılınıyor. O yüzden sonuca hemen ulaşacak maddelere girmeye niyetliyim. Sonra belki bolgumda kendim için bunları da yazarım, az okuyan da olsa, onlar bendendir derim.

Yalnız bir uyarı yapmama izin veriniz. Ben yazı uzmanı filan değilim. Belirtiğim gibi yazıdan karakter analizi de yap(a)mam. Hattat değilim ha-şa. Kimseden icazet de alamadım. Mürekkeb yapmayı, kamış tutmayı, biraz da hat meşk etmeyi bilirim ama asıl becerdiğim efsane hattatların eserlerine bakıp haz almaktır. Gerçek bir hat sanatçısı olmanın zorluğunu ve tabii sahip olunması gerekli meziyetleri bildiğimden haddimi bilirim. Ayrıca bu yazı dizisi hakkında her türlü uyarıya açığım.

Fakat, mimarlık fakültelerinde ve çevremde kişilerin iyi yazması için elimden geleni yaparım. Pratikte çoğu kişiye daha iyi elyazısı kazanması için tavsiye verdiğimi ve onların da sabırla görünür düzeyde başarılı olduğunu biliniz efendim.

Bir madde bağımlısı olarak başlayalım efendim.

Yiğit Özgür, sen nasıl bir beyne sahipsin yahu…

1- Tedavisi var mı?

Var tabii. Elyazınızı geliştirmek için öncelikle iki şeye ihtiyaç var. El ve yazı.

Kızmayın komiklik yapmıyorum. Yazmak isteyen bir “el”. Sabırlı ve bir “el”. Tabii zevkli bir “el”. Yazıyı olsun varsın beğenmeyin, dert değil. Eliniz olsun.

İkinci lazım şey. “Yazı”. Bunun için şöyle pahalı limitli sayıda üretilmiş üzerinde isminizi hakkedildiği hak etttiğiniz (*) bir kalem ve asitlik oranı Ph:7.3'den düşük ve en az 280gr/m2 bir kağıt, ayrıca balmumuyla güçlendirilmiş iplikle diklimiş, suni deriyle ciltlenmiş defter, masif meşe bir masa, ortam da sessiz olacak, 47 desibeli geçmesin ve Franz Joseph Haydn’ın Yaratılış Orataryosu’nu dinlemelisiniz…

Yok yahu, yok. Yok öyle şeyler. Ki zaten ben Haydn yerine Mozart ya da Beethoven’ı tercih ederim. (**)

Yazı her yerde yazılır. Her kağıda yazılır. Amaç geliştirmek. Hah olursunuz icazet almış bir hat sanatçısı, o zaman hokkadaki lika+is mürekkebi oranıyla, kamışın ucunu açan bıçağın keskinliği ve tabii kenarları ebru ve tezyinle değerli kılınmış kağıtlar hakkında konuşuruz. Siz yazın efendim yazın. Yeter ki yazınız.

(*) Kelime oyununa dikkat

(**) -Why couldn’t Beethoven find his teacher?
-Because he was Haydn.

2- Ücret ne kadar?

Bu size pahalıya patlayabilir. Dolar, Euro ya da TL cinsinden değil. Kan,ter ve gözyaşı da değil. Sadece sabır, inatçı arzu ve özen cinsinden. Yalnız son tahlilde kendi yazınızı sevmeye başladınız mı, işte o zaman her şeye değiyor vallahi.

3- “El” için ne gerekli?

Dedik ya elyazısı için önce “el” gerekli diye. Doğuştan ya da sonradan elini kaybedenler var, ayaklarıyla dişleriyle yazı yazabiliyor, resim yapabiliyorlar. İnsanoğlu ya da kızı zora geldi mi çoğu olmayacak şeyi başarır. Bizim ellerimiz bileklerimizin devamındaysa neden değerini bilip yazı için kullanmıyoruz. Kısaca “El” derken bahsettiğimiz kalem tutabilmek.

Zamanında sol elle yazmak isteyen ilkokul öğrencilerinin elini vururlur zorla şerle sağ elle yazması için baskı yapılırdı. Hatırlarım. Oldukça yanlış bir uygulamaydı. Sol elle yazmak, öğreticiler, ebeveynler için kabul edilmez bir “negatif”likiçeriyordu nedense . Çocuğa yapılan baskı da “negatif”.

Fakat hayatta nadir görülür ya, iki negatif bir pozitif olabiliyor. Sol elle yazmaya meyilliyeken zorla sağ elle yazdırılanlar eğer gizli gizli sol elle de yazmaya alışırlarsa, her iki ellerini de kullanabiliyorlar. Ben sağ elle yazan çocuklara, haydi bir de sol elle yazmayı dene diye teşvik ediyorum. Zorlamıyorum ama. Sadece komiklik olsun diye, yamuk yumuk yazınca bakıp bakıp gülüyoruz.

Temel kural: Yazı yazanın rahatını bozmamak onu özgür bırakmak ama tecrübelerimize dayanarak onu yönlendirmektir. Yetenekli bir sporcunun antrenörü gibi davranmak. Onu spordan soğutmamak lazım.

O yüzden genelde yabancı memlektlerde bu “serbest” bırakma öyle abartılmış ki, kalemi pek bir acayip tutanları gördüm. Kalemle bizim kültürümüzde ayıp sayılan “hareket” çekenler gördüm. Bir de kaleme süslü püslü bir arkalık takmış, iki satır yazı yazacak sallayıp duruyor.

Ayıplamıyorum ama bakmadan da edemiyorum tabii. Yahu şunu kendini de yormadan yazsan, daha rahat yazarsın diyorum ama…Yazıları güzel mi diye bir istatistik tutmadım ama kalemi garip tutup yazısı güzel olan sadece iki kişi gördüm. Belki benim çevrem kısıtlıdır.

Kalem tutma konusunda Uzman Psikolog Ayşe Başak Erk’in makalesini öneririm. Ya da şu videoyu izleyiniz. Uygulayınız.

Yok ben kalemi kendime has şekilde tutarım diyorsanız bizde zorlama yok. İleride daha farklı kalem tutmayı da ben önereceğim zaten.

Dördüncü maddeden diğer yazıda devam ediniz efendim.

Bizle kalınız. Sizsiz inceyiz, kırılır gideriz zaten.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.