Fargo neden iyidir?

Coen kardeşlerin en iyi filmi Fargo’dur diyemeyiz belki (Keza Big Lebowski var, yukarılarda bir yerlerde) ama oldukça iyi olduğunu söyleyebiliriz. Herkes bizimle aynı fikirde değil belli ki, Ekşi Sözlük’te sanki bilerek serpiştirilmiş gibi, filmi yere göğe sığdıramayanlar olduğu gibi, dünyanın en sıkıcı filmi diyenler de var. Bir öyle bir böyle…

Seyretmediyseniz “spolier” denen şeye yani film seyretme zevkinizi yerle bir edecek açıklamalara maruz kalmamak için gerisini okumayın, filmi seyredin öyle gelin. O yüzden “Seyret de öyle gel” dizimizin ilkine hoş geldiniz…

Tabii hep soğuk memlekette geçen sahneler. (Filmde de, dizide de) O yüzden geyikli baltalı, kar taneli ve dolarlı haroşa kazak…

Bahsettiğimiz sinema filmi Fargo’dur, Fargo. 2006'da ABD Ulusal Film Koruma Kurulu tarafından, “kültürel, tarihi ya da estetik açıdan kayda değer” sayıldığı ve kara komedinin önde gelen örneklerinden biri olduğu gerekçesiyle, ABD Ulusal Film Arşivi’ne (National Film Registry) alındı. Seyretmediyseniz ya çok gençsiniz ve çevrenizde size “şunu seyret” diyen bir iyiliksever yakınınız yok ya da bu yazıyı da boşuna okuyorsunuz.

Arşive alınmış olsa bile klasik bir başyapıt filan değil kabul ediyorum ben de. Fargo düşük hatta çok düşük bütçeli bir durum polisiyesidir. Coen kardeşlerin bundan önceki filmi zarar ettiği için çok düşük bütçe bulabilmiş. Müzik seçimleri çok çok iyi olan bu film komiktir fakat kahkaha ile güldürmez. Garip bir akışı vardır. Bazen başroldeki hamile polisin karda buzda kaymadan düşmek için dikkatlice yürümesini izleyicinin gözüne sokar, bazense 3–4 kişinin öldüğü bir aksiyon sahnesini bittikten sonra seyircinin anlaması için geçer, siz tamamlarsanız tamamlayabilirsiniz.

Dediğimiz gibi film öyle aksiyonla dolu değildir. Yavaş yavaş geçer. Başlangıcındaki araba çekme sahnesi ile upuzundur. Hatta sadece film değil, neredeyse filmdeki herkes “yavaş akıllı”dır. (Slow minded) Polisler, olaydan etkilenen etkilenmeyenler ve hatta suçlular bile yaptıklarının neye sebep olacağını bilmeden hareket ediyorlarmış gibidir. Salakça kararlar verir ve bunu çok normalmiş gibi yaparlar.

Filmin konusu anlatmayacağım. Salak bir adam, salak bir plan yapıyor. Plan olabilecek en kötü şekilde devam ediyor. Tek akıllı olansa polis memuru Marge Gunderson rolünde Frances McDormand. Kendisi bu rolüyle Oscar kazanmıştır. Zaten Olive Kitteridge’yi oynaması (bak arada seyredilecek film tavsiyesi veriyorum. Bu minidizi’yi de seyredin bence) Hamiledir, çalışma arkadaşları tam bir gerizekalıdır. Suçluyu ele verecek çok önemli bir ihbarı değerlendirmeye bile almamışlardır. Kocası genelde hiçbir şey yapmaz galiba bir doğa ressamı ve en büyük başarısı bir resminin pul üzerine basılması. Kadın cin gibi.

Marge Gunderson. Kasabadaki tek zeki birey bence.

Filmin başında “BU GERÇEK BİR HİKÂYEDİR. Bu filmde anlatılan olaylar 1987'de Minnesota’da yaşanmıştır. Geride kalanların isteği doğrultusunda isimler değiştirilmiştir. Ölenlere saygıdan dolayı, diğer her şey gerçekleştiği gibi anlatılmıştır.” İbaresi geçer. Fargo gerçek bir hikaye filan değildir. Bu ön uyarı seyirciyi çok etkiler, doğruya doğru. Hatta filmden sonra iki sezon dizisi çekildi, o zaman bu ibarenin doğru olmadığını bildiğimiz halde etkilenmiştik.

Coen kardeşlerden birinin sinema, diğerinin de felsfe okuduğuu bildiğimizden çok şaşırmıyoruz.

Filmde şaşırdığımız konuysa şiddetin bu kadar kolay başvurulur bir yol olması. Gerçek hayatta da öyledir ya. Sıradan bir hayatınız vardır, öylesine bir iş için karakola gitmek zorunda kalırsınız. Orada suçun ne kadar kolay işlendiğini, şu hayatta ne garipliklerin döndüğünü anlarsınız. Bir gün İstanbul dışında bir araba kiralamıştım. Parkettim, bir geldim ki, kiraladığım araca, biri yandan fena girmiş ve kaçmış. Kredi kartıma binlerce lira masraf yazılması diye kiraladığım şirketi aradım, araçta kasko var zabıt tutturmanız lazım dediler ve bu yüzden gece vakti karakola gittim. Polisler bu kazayı benim yapıp yapmadığımı da test etmek istediler. Peki, haklılar ve ne gerekiyorsa yapalım dedik. 2–3 saat zamanım gitti ama neler neler gördüm o karakolda bir bilseniz. Köyden biri gelmiş, şikayetçi. Komşusu ödünç aldığı şeyi vermiyormuş, bu yüzden kırsaldaki köyünü bırakıp onu aramaya şehre gelmiş fakat bulamamış. Önce polis “Kardeşim bu gecenin bir vakti çözülecek konu değil, yarın bir avukatla görüş” diye gönderecekken, ödünç verdiği şeyin adamın karısı olduğunu anlayınca işler değişiverdi. Amir olaya müdahil oldu ve müştekiye “Peki yanındaki kadın kim” diye sorunca o da kaçan komşunun karısı olduğu anlaşıldı. Olayın gerisini siz çözün artık.

Nedir yani. Karla kaplı bir yol kenarındaki biteviye devam eden bir çit işte…

İşte Fargo da böyle. Benim örneğimde olduğu gibi benim aracı havalimanında kiralamamı, kiralık aracımın çarpılmasını, benim karakola gitmemi, sıra beklememi, sıra beklerden nöbetteki polislerin çayı nasıl demlemek gerekir nutuklarını tüm sıradanlığıyla anlatıp, olmayacak ve garip olayları araya serpiştiriyor. İşte bu yüzden film iyi…

Bazıları da filmi çok şiddet içerdiği için sevmemiş. “Dostum sen bir de aynı yönetmenlerin No Country Old Men isimli çalışmasını izleyiver, sonra konuşalım” demiyoruz. Filmlerdeki şiddet konusunda bir başka yazıda işlemek üzere, izlemediyseniz acilen Fargo’yu (önce filmini sonra iki sezon dizisini) seyretmenizi, izlediyseniz bir kere daha izlemenizi “şiddetle” tavsiye ederim efendim.