Hayır mı, Evet mi?

Başlık aslında “Kendini bu denli kolay affedebilen sistem” olacaktı. Fakat kimse bu başlığı görünce ilgilenmezdi bence. “Hayır mı, evet mi” daha ilgi çekici. Böyle videolar filan yayınlanıyor ya, çelınç melınç, davet etmek, meydan okumak, magazin... Onlara da değineceğiz efendim Sen hele bi’ dur, bi’ dur…

Serkan Altuniğne

Merak ettiyseniz, fikrim sabittir. Anayasa taslağını okudum. Genel olarak “başkanlık” hakkındaki düşüncelerimin ne olduğundan bağımsız, 18 yaşını yeni girmiş, tabii eğitimini bitirmemiş ya da devam etmemiş (ilkokul mezunu olmak yetiyor) belki de eş dost, çocuktan seçilmiş bir CB yardımcısı yetkilerini sorgulamak yeterli. (Cumhurbaşkanı görevinden ayrıldığında artık yerine TBMM Başkanı değil, Cumhurbaşkanının tamamen kendi seçtiği yardımcısı geliyor.) Sırf bu maddenin gereksizliği “hayır”ı hakediyor. Prof. Dr. Cem Say’ın yazısı burada, okumak isteyen olabilir.

AKP iktidarı o kadar eskidi ki, o kadar kendini örseledi ki, nereden bakarsanız, bakın her telden tutarsızlık gösteriveriyor. Öyle ki Cumhurbaşkanı kendinden emin olarak bir demeç veriyor ve hooopp ufak bir internet araştırmasıyla, eskiden tam tersini dediğini ya da yaptığını bulabiliyorsunuz. O kadar çok konuşmuş, o kadar çok keskin demeçler vermiş ki devamlı kendiyle çelişiyor. AKP iktidarı işine geldiği konularda öyle pozisyonlar aldı ki, şimdi işine gelmediğinde o pozisyonun tam tersini yapıyor ve pişkince savunuyor.

Kolaylıkla kandırılabiliyor. Kandırıldığında, kandırıldık diye kendini AFFEDEBİLİYOR. Bakın, önemli, gelin sizle kendini affetmek meselesine bir bakalım.

KENDİNİ AFFETMEK

Bu kişiye ya da kuruma limitsiz bir müsamaha sağlarsanız hesap vermeyeceğini bilirse, her yaptığı yanlışta ilk olarak kendini affeder. Eğer çocuğunuzu her konuda rahat bırakırsanız, şekerin çikolatanın dibine vurur. Ondan sonra hasta olur. Sanki başka birinin sorumluluğundaymış gibi, doktora “Yaa işte çikolatanın dibine vurmuş bizimki de, kih kih kih” deyince, Doktor “Çocuk bu kadar çok şeker yerken siz neredeydiniz?” diye sorunca “ Ben zaten az şeker yenmesinden yanayım.” diyemezsiniz. Ama diyorlar işte. Bunu deyince de herkes inanıyor.

“Sen o anda madem baştaydın, neden müdahale etmedin?” diye hesap sorulması gerekir değil mi? Sorulmuyor işte. Belki ileride neden AKP iktidarı bu kadar örselenmiş ve eskimişken neden hala ona yapışıldığını kendimce anlatırım. Muhalefete de kızmıyorum. Onlar da ayrı bir fanatik çünkü, AKP iktidarı bırakmamak için ne gerekiyorsa yapıyorken, onlar da muhalefet partisi olarak kalmak için ne gerekiyorsa yapıyorlar.

Ama tabii her şey nazar. Her şey bizi sevmeyen, güçlü Türkiye istemeyen dış mihrakların işi. Kendimizde hiç hata yok.

Ne pizzalar yendi bu ülkede, kol kol börekler, fırına verilmiş mercimekler…

O yüzden çocuk kendini hemen affediyor. Ebevyn de kendini affediyor, kimsede sorun yok. Nazar olur, efendim dış mihraklar olur. Hiç onda suç yok, dışarı suç atabiliyorsan at. Atamıyorsan kabullen. Ne olabilir ki?

Numan Kurtulmuş “Suriye politikası başından beri yanlıştı” diyor. Sonra “Referandumdan Evet çıkmazsa terör artabilir” diyor. Böylece suçu hayır oyu verenlere atmış oluyor. “Biz kötü yönettik, olmayacak bir anayasa önerisiyle geldik, halk da uygun görmedi” demiyor ve demeyecek.

EVET-HAYIR PROPAGANDALARI

Nedendir bilinmez önce futbolcu eskisi Rıdvan Dilmen, o garip koltukta bir “evet” propagandası yaptı. Sonra başkasına pas attı. O da “evet” diyorum dedi, diğeri de katıldı ona zincir Abdülkadir’de bitti şükür. Kim oldukları önemsiz. Şu ALS hastalığı hakkında farkındalık yaratmak için buz gibi suyu kafadan aşağıya dökme çelıncı gibi. Videonun sonunda birine görevi devrediyorlar “Ben evet demeye varım, sıra sende” diye pas atıyor. ALS hastalığı için bağış yapmak gerekiyor ve soğuk suyu kafadan aşağıya dökmek gerekiyordu. Demek ki evet oyu vermek bu kadar sancılı bir fedakarlık. Neyse. Pası alana da “İstersen sus, seni hayırcı olarak belleyecekler susarsan. Böylece mahalle baskısı yiyeceksin, işlerin bozulacak ve fişleneceksin” diye gizli tehdidi de sunmuş oluyor.

Bu mudur yani süper evet kampanyası? Hem biraz erken başlanmadı mı? Bu böyle çelınçlar elinizde patlamasın Rıdvan Bey.

Ters de teper…

Zaten futbol oynarken de hep sakattın. Yorumcuyken de öyle, siyasi propaganda yaparken de…

Türkiyenin gücü için gerekliymiş. Rıdvan’ı ben, işte bu cahil bendeniz (“bende” köle demektir, “bendeniz” ise köleniz demek) ile bir canlı yayına davet edin. Oturalım yeni anayasanın getirdiklerini beraberce konuşalım, tartışalım. Bu mimar halimle, elimin T cetveliyle… Bir sürü sorum var kendisine, o da bir hafta çalışsın ödevine, ben de… Olmuyor değil mi, öyle? Olmuyor olmuyor.

Yalnız ben ne Rıdvan’a kızdım ne de diğerlerine. Bu dalga geçmemi, gülmemi, üzerinde olumlu olumsuz yorum yapmamı engellemez. Fakat inanın kızmadım. Rıdvan ya da diğerleri benim entelektüel görüşümü etkileyen, önemli düşünürlerden olmadığımdan onları zaten önceden de bu yönde pek saymadığımdan olsa gerek. Ya ne olacaktı ki? Tabii siyasi görüşleri bana göre “fanatikçe” olacak. Evet, deyip siyasi görüşü derin olanlara da saygım olacaktır. Onlarla tartışmaya da açığım. Bu yasadaki garip maddeleri açık açık, kavga etmeden tartışmak da isterim. (Sanırım onlar istemez) Ancak yok, varsa yoksa fanatiklik, varsa yoksa bizdensin ya da hainsin…

Tekrarlıyorum. Siyasi fikrini açıklayana kızmam, bunu böyle kumaşa sahip koltukta yayınlayana, iç mekan tasarlayan bir mimar olarak gülmek hakkımdır ama.

O neydi be!

Neyse! Sadece zincir Nihat Doğan’a ulaşacak diye korktum ki, ulaştı. Yok yahu ulaşmadı aslında, kimse onun ismini telaffuz etmedi galiba. O zamanı gelmeden atladı. Kimseye kızmadım, Doğan’a da kızmadım. Evet diyen kimseye kızmam, onların gelecekte elde edecekleri pozisyonlar için, karılarını dövmeleri iddiasına ya da ne bileyim bunun gibi başka dedikodularına dahil olmam. Beni ilgilendirmez, isteyen istediği cevabı verir ve hatta deklare eder ve hatta hatta başkaların da öyle oy vermesi için istediğini sunar. Yani bunlara kızanlar ve hatta engellemeye kalkanlar, hayır propagandası yapan gençlere saldıranları haklı kılarlar. Herkes fikrini hür şekilde belli etmelidir.

İsteyen de Atatürk resmi önünde duruşunu belli eder. Onlara da açık açık “Beni seven hayır oyu kullansın” demediler diye kızmayınız. Kimse şu anda çok özgür bir ülkede yaşadığımızı söyleyemez. Bkz: Ahmet Şık ve diğer gazeteciler. Ancak o kadar fikirlerini beyan edebiliyorlar.

Sakın ha, size şu oyu verin diye propagandasını yapana, (yasal ve hakaret içermiyorsa) kızmayın tepki göstermeyin. Bu özgürlüktür. Ne çıkarsa çıksın bari o kadar özgür olalım.

SONUÇ NE ÇIKAR?

Merak etmeyiniz sonuç ne olursa olsun, yöneticiler kendilerini sizden önce affedeceklerdir. Olan size olacaktır. Evet çıkarsa daha da ezileceksiniz, hayır çıkınca cezalandırılacaksınız. Fakat, korkmayın hiçbir şeyden. Yine olan bize olacak. Yani bu anayasaya evet denmez, açık açık anlatabilirim sebeplerini.

Aşağıdaki fotoğrafa bakınız. Bakan eskisi, Egemen Bağış, kendini affettiği gibi aslında sizleri affetmiyor. İyi bakınız, komplo ya da kayıt dedikleri tapelerde ismi geçmesini, Bakara-makara meselesini, baklava kutularını filan hatırlayın lütfen… Lütfen… Evet diyenlere hatırlatın (sizi Fetöcü yapsalar dahi) sadece bu fotoyu gösterin.

Bence yeterli.

Evet’i de böyle atın diyor sandığa diyor beyimiz.