Hindistan’ı anlamak -1-

İşbu makale ilk Arkitera.com’da tefrika edilmiştir.

Artistik bir fotoda asfalta döşenmiş (elle tek tek döşeyen işçiler marifetiyle) bir yol. Fotoyu çeken de benim ben.

Otelde sabah dışarı çıkmadınız, bir akademik bildiriniz var ertesi güne. Bunun için çalışıyorsunuz saat daha öğleden önce 10 bile olmamış. Otel odasının kapısının zili var (Neden zil koyduklarını da bilmek imkânsız). Neyse, zil çalınır. Açarsınız. Elinde kirli paspasın sopası, yere suları damlıyor, terlikli biri karşınızda dikiliyor. Pek bir yerinde olmayan İngilizcesi ile “Oda temizliği yapılacak” diyor. Diyorsun ki sonra gel. I-ıh sen varken de ben temizlik yaparım. Yahu olmaz. Israr ve ısrar. Bu tür davranışlar garip geliyor size ama Hindistan’da hiçbir şey garip değil ki bu garip olsun. Vallahi olağan şeyler. Bak inanmıyor!

Neyse, böyle konuşur gibi yazmayı yıllardır alışkanlık haline getirdim. İyi mi, kötü mü bilmiyorum ama kolay yazılıyor. Umarım kolay okunur. Hindistan gibi bir ülkeye yapılan gezinin öyle ciddi ciddi yazılmaması gerektiğini düşünüyorum. Ciddiye almayın demek değil bu. O anda aklınıza geldiği şekilde doğaçlama şeklinde olmalı diyorum sadece.

Ha bir de unutmadan önemli bir konuyu açıklığa kavuşturalım. Bu yazı “Ay Hindistan ne kadar pis, vatandaşları sefalet içinde, bizim ülkemiz çok iyi, ay inanır mısınız, şöyleler, böyleler” demek için yazılmadı. Zaten bu tür düşünceleri unutun. Unutmazsanız Hindistan’dan hiçbir şey anlamazsınız. Kısaca, hem kendinize, hem de çevrenize “Ay çok zorlandık, su içmedik, yemek yemedik, şöyle kötü, böyle bilmem ne” dediğiniz anda Hindistan’a boşa gelmişsiniz demektir. Zorlamayın kendinizi, hemen dönün. Yaşamadıktan sonra ne anlamı var.

Fakat bu demek değildir ki Hindistan’da gördüğünüz her şeyin de tam içine girin (Anlatmayacağım, tam içine girmek derken ne yapmanız gerektiğini). Kendi alışkanlıklarınızı sürdürün ve etrafı anlamaya çalışın. Meraklı olun ve korkmayın fakat buna rağmen çok temkinli olmakta fayda var.

Yazının mimari tarafı güçlü olamayacak. Keza mimarlık Hindistan için çok önemli bir kavram olmamış. Olmamakta. Ya da biz akademik bir toplantıya katıldığımızdan mimari tarafını kavrayamadık. Toplantılar ve sunumlar arasında ancak bu kadar anlayabildik diyebiliriz.

Genel olarak izlenimlerimi aktarmaya devam edeyim. Böylece kültürler, halklar ve yaşantılar arasındaki farklılıkların ortaya çıkmasında bir nebze olsa yardımcı olabilirim tabii.

Trafikte bisikletli taşıyıcılar çevre yolunun en solundan ve-veya sağından giderler. Çevre yolundan, otoyoldan her yerden gidebilirler. Her yere girebilirler. Ayakta nasıl durduğuna hayret ettiğiniz bir yaşlı adam, arkasında üç tane dobişko genci garip bir tekerlekli arabada (ufak bir fayton) at yerine kendini koşup, taşırken görebilirsiniz. Hayat çok zor. Aylık 50 dolara çalışan aile babaları var. Tüm aile bu para ile geçiniyor.

Böyle bir manzarayı fotoğraflayamadım. Avrupa’da gittiği her yerde oto boka deklanşör çeken ben Hindistan’da buna pek yelten(e)medim. O yüzden belki de o kadar ağır fotoğraf makinesini en sefil sokaklarda taşıdığım ve Aralık ayında 28 derecede terlediğim halde en az foto çektiğim seyahat oldu bu.

İki sebebi var, birincisi, o emekçiye “Sen ayda 50 dolar için böyle çalışıyorsun, ben turistim bak 10.000 dolarlık makine ile bu anı ölümsüzleştirdim(!)” demek istemiyorum. Fotoğraf makinesini ortaya pek çıkarmamam, hırsızlık olur kaygısıyla değil, o üç kişiyi çıplak ayakla bedeniyle çeken adamın gözüne bu maddi farkı sokmamak için. Diğer sebebi ise bu durumun bilinmesi ama belgelenmemesi gerektiği. Daha farklı bir durumu fotoğraflayabilirim. Ne bileyim koca bir ağaç olur, garip bir araba ya da bina belki köprü filan bunları çekersin ama bu durum daha ironik olsa bile çekemem, çekmedim. Hindistan Kültür ve İç İşleri Bakanlığı bu tür kol kuvvetiyle parası olanları taşıma durumunu (insan haklarına aykırı dahi sayılabilir) kaldırmak hatta hiç değilse motorlu olanları koymak istiyor. Bunu uçakta izlediğim belgeselde açık açık beyan ediyorlar oradan biliyoruz.

Diğer yandan arkada 100 kilodan fazla yük oluşturan bu paralı veletlere de kızmamak lazım. Eğer onlara “45 kilo adam sizi yalınayak bedeniyle çekiyor, utanmıyor musunuz, terbiyesiz herifler” deseniz ve onlar da sizi dikkate alıp inseler, asıl o 45 kilo adam size düşman kesilecek. Onlardan alacağı para belki de bir günlük geliri tüm ailesinin. En iyisi karışmamak, gözlemlemek ama görmemiş gibi fotoğraflamamak.

O yüzden fotoğraf çekmedim. İnternetten kol kuvveti ile yalınayak kilolarca ağırlıktaki yolcuları ve yükleri taşıyan hamalların görsellerini ararsanız bulursunuz. Ben çekmedim ve bu yazıya koymam.

Hindistan Dünyanın 9. Büyük ekonomisi. Türkiye 16. ama bazen 17. ve bazen 18. oluyor. Hollanda ile yer değiştirip duruyor. Endonezya arkadan gelip her ikisini de geçecek belki de. Türkiye’nin Meksika’yı geçmesi yani 15. olması oldukça zor. Hatta şöyle diyebiliriz ki, Türkiye’nin ilerideki 20 yıl içinde 20. sıradan aşağıya düşmesi de mümkün. Konu ekonomik büyüklük değil tabii. Hint ekonomisi 2 trilyon Dolara yaklaşmış durumda. Fakat sahip olduğu nüfusa göre çok düşük. Dünyanın en büyük 9. Ekonomisi olmasına övünmemek gerekiyor.

Fakat bilin ki Hindistan’dan 50 milyon kişi başka bir yere (homojen olarak seçilip) göçse, Hindistan bunu farketmez. Ama ya Türkiye’den 50 milyon kişi gitse ne olur? Bir düşünün bakalım. Bununla beraber Ermenistan nüfusunun 3.5 milyon olduğunu bilmek lazım. Bu Hindistan’ın tenha bir bölgesinin nüfusu demek. Düşünün Hindistan’da 3.5 milyonluk bir yerleşimin yöneticisi olsanız, Türkiye’deki ortalama bir şehirdeki okul müdürü kadar adamdan sayılmayabilirsiniz. Şu dünya çok garip yahu.

Açıkçası Hindistan’da çok çok zengin kişiler de var. Gelir dağılımı eşitliğinde sorun olsa bile ve bunun yanında yine bu ülkede altı yedi adet Türkiye nüfusu kadar açlık sınırı altında vatandaşın olduğunu bilmek lazım. Düşünün yedi tane Türkiye var ve açlık sınırının altında. Böyle rakamlarla Hindistan’ı bir seferde tarif etmek olanaksızdır. Hindistan’a yekten “fakir” diyemezsiniz, “inançsız” diyemezsiniz, “kalabalık” bile diyemezsiniz. Keza hangi bölgede ne kadar kayıtlı nüfus olduğu konusu yöneticilerin bildiği bile tartışılır. Siyasi seçimler bizimkisi gibi bir günde bitmiyor aylar sürüyor. O zaman Hindistan’ı zart diye anlatamazsınız kimseye.

O kadar bina arasında parlayan! bir bina ve altında çok acil durumlarda tercih edebileceğiniz Hint tatları da içeren Subway

İşte Kalküta içim çok nezih bir apartman. Mimar cephe oyunları dahi denemiş (Solda). O kadar süslü bina yapıp bunu denemeyen mimar ve müteahhitlerimize selam olsun (Sağda).

“Hindistan yavaştan kendini sevdirir” diyen Mazhar Alanson’a da pek katılamıyorum. Hindistan kendini sevdirme konusunda o kadar isteksiz ki, yavaştan da olsa, hızlı da davransa başarılı olması zor. Sevmeyi sizin istemeniz lazım. Ha bu arada onu sevmezseniz, Hindistan’ın bu kararınızı pek takacağını zannetmiyorum.

Hindistan, sadece Hindistan’dır. Yani burası ayrı bir dünyadır. Burada yaşayanlar bizim dünyamızdan değillerdir. Değiştirilemezler (düzeltmek ise zaten başlı başına üstten gören gereksiz bir kavram-istektir). Bundan 20 yıl sonra da belki aynı şekilde yaşayacaklardır. Belki de 50 yıl sonra da. Ona göre bakınız, ona göre anlayınız. Dünyada çok büyük bir ekonomik kriz olsa Hindistan nüfusunun büyük çoğunluğu farketmez bile. Kişi başına 40.000 dolar gayrisafi olan bir ülkede, bu 35.000'e düşse kıyamet kopar da, burada bir cacık olmaz. Zaten kayıt dışı kaç kişi var bilinmiyor.

Bu yüzden işbu yazıdaki anlatımlar Hindistan’ı aşağılama için değil, durum tahlili yapmak için yazılmıştır. Hindistan’ı aşağılayanın Hindistan kadar aklı yoktur. Bilmeniz gerekir.

Hindistan’a gideceğinizi söylediğinizde etraftaki çoğu kişi “Aşı yaptıracak mısın” diye sorar. Medikal uzmanlığım yoktur ama gerekli olmadığını zannediyorum. Diğer taraftan genel olarak böyle bir önyargı vardır. Çok pis bir yere gidiyorsun dikkatli ol diye iyi niyetle uyarırlar.

(Devamı şurada https://medium.com/ayasofya/hindistan%C4%B1-anlamak-2-7e39fc0dd495 Takip ediniz, istirham ederim)

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Ahmet Turan Köksal’s story.