Kılıflı Minare
Minarenin değerini kavramak, modern cami mimarisinin ülkemizdeki halini anlamak için gereklidir. İlk akla gelen soru: Minaresiz cami olur mu? Cevabı çok keskin. “Minaresiz cami olmaz.” Artık bu kabule karşı gelmenin gereği de (faydası da) kalmamıştır. Hatta (2015) Büyükada Camii Yarışması’nda şartnamede, yarışmacı mimarların, minareli cami tasarlaması zorunlu tutulmuştur.
1977’de Mimar Zeki Sayar, Arkitekt dergisine “Minare görevini yitiriyor mu?” başlıklı yazısında; zamanla minarenin, her İslâm ülkesinde, plan, form ve tezyinat açısından ayrı gelişmeler geçirdiğini ve Osmanlı Türk mimarîsinde minarenin Arap, İran, Hint minarelerinden plan ve dış formları bakımından ayrıldığını ve Osmanlı Türk mimarisiyle form ve oran bakımından İslam yapı sanatının doruğuna eriştiğini söyler. Ayrıca minare, caminin büyüklüğüne, banisinin kimliğine göre işaret anlamı taşır. Eyüp Sultan Camii, Ankara’da Hacı Bayram Veli Camii gibi bazı istisnalar dışında, ancak padişahlar ve valide sultanların adına inşa edilen camilerde birden fazla minare vardır. Vezirlerin yaptırdığı camilerde bile ancak tek şerefeli tek minare bulunabilir. Bu da Osmanlı Türk mimarîsinde minarenin sosyal bir hiyerarşiye tâbi tutulduğunu gösterir. Yani her camide birden fazla minare ve şerefe olamaz. Aksi halde ya padişah veya valide sultansınız ya da yanlış yapıyorsunuz demektir.
Cami, köyü veya mahalleyi merkezileştirir, tek minare ve şerefe ihtiyacı karşılar. Cemaatse komşu köyden daha büyük cami ve birden fazla hatta olabildiğince uzun minare ve çok şerefe olsun ister. Sosyolojik ya da psikolojik sebebini bilemeyiz fakat kötü niyet olmadığı kesin. Büyük cami ve uzun minare için devamlı bağış toplanır. Daha büyük, daha ihtişamlı bir cami dinlerine verdikleri önemin tezahürüdür. Ellerinde artık betonarme teknolojisi vardır. Daha ucuza daha büyük binalar yapılabildiği için plansız ve programsız büyük cami yarışında ipin ucunu kaçırırlar.
Klasik minarede şerefelere taş basamaklarla çıkılır ki bu basamaklar aynı zamanda minarenin iskeletidir. Şimdiki minarelerin bazılarında şerefeye sadece ses sistemini tamir için çıkıldığından iç merdiven dahi yoktur. Hatta depremden sonra çoğu minare bildiğiniz varilleri üst üste kaynatmak suretiyle yapılmıştır. Minarenin külahını şeffaf yapıp, gereksiz ışık oyunları yapanlar ve şerefeleri plastik doğramayla, balkon kapatır gibi kapatanlar da vardır.
Hâşâ, iyi niyetle cami yaptıran Müslümanları aşağılama amacında değiliz. Bilinmeli ki, iyi tasarlanmış ufak bir cami, sadece Bayram ve Cuma namazında dolan büyük camiden daha verimlidir. Bu gerçeği kırmadan söylemenin yolunu bulabilmiş değiliz. Belki üstten görenler ve cami yapımını eleştirmek için eleştirenler yüzünden, mimar olarak “Yapılacaksa tek minare ve şerefe yapılmalı, süse ayıracağınız kaynağı dinî olsun ya da olmasın eğitime harcayın” şeklindeki basit önerimiz bile öfke ve tepkiyle karşılanır. (Tecrübeyle sabittir)
İyi tasarlanmış mekânlar, ufak ve uygun orandaki tek şerefeli bir minare, sade, basit, temiz ve verimli camiler İslam’ı yücelten örneklerdir.

Mimar Sinan, bu gerçeği bildiğinden, 1.700 köle, 2.900 harp atı, 1.160 deve, 700 bin sikke-i hasene, 5.000 dikilmiş kaftan, 1.100 altın üsküf, 1200 altın ve gümüş eyer, 2.009 yük keçe, 2.000 zırh, 133 çift altın üzengi, 760 murassa kılıç, 2.500 gümüşlü tolga ve şeşper, Anadolu ve Rumeli’de en az 1.000 adet çiftlik ve büyük miktarda altın gümüş mücevherat sahibi vezir Rüstem Paşa’ya, tek minareli, Eminönü’nde tek şerefeli ufak ama şaheser bir cami yapmıştır.