Minare tozu.

Türk Mimarisinin, İslam Mimarisine olan etkilerini de irdeleyerek, bir caminin temel yapı parçalarını açıklamayı üstlendik. Kubbe hakkında gazetenizin bu sayfalarında bir makale yayınlanmıştı ve işbu yazının konusuysa minare…
Minare, Arapça “manâra” kelimesinden gelir. Yol gösterici kule demektir. Minare kelimesinin içinde “nur” kökünün geçtiği ve ışık verme eylemini tanımlayan bu kökenin, isme ne denli değer kattığı anlaşılabilir. Minare, sadece namaz vaktini tanımlar nitelikten, yol gösterici bir göreve terfi eder ama görebilene, anlayabilene…
Hal böyle iken, minarenin salt faydacı tarafının (sesli olarak namaz vaktini hatırlatan yüksek yapı parçası) görülmesi ve işlevinin sorgulanması, mimari açıdan sembolik bir öğeden öte gidememesi nasıl engellenebilir? Müezzin her gün beş kere, o kadar dik merdivenlerden şerefeye çıkıp çıplak sesle ezan okur mu megafonlar varken? Daha keskin bir soru: Camiye minare yapmak yerine mahalledeki en yüksek binanın üstüne ses yükselticiler asmak daha kolay değil midir?
Çok eski değil, 1950’lere kadar çoğu camide ses yükseltici aletler olmadığından ve ezanın uzak yerlerden duyulması için minaredeki şerefeye çıkılır, Kıble’ye bakan şerefenin kapısının sağından soluna doğru şerefe boyunca her yöne dönerek ezan okunurmuş. Buna “istinare” denir ve anlamı (aynen “müstenir” gibi) ışık veren, ışıltılı olan, aydınlık, parlaklık demektir. Nur veren kule yani minare, ezanı bu şekilde etrafa yaydığında ışık saçmış oluyor aynı zamanda. Ne yazık bu detayı çoğu kimse bilmiyor.
Günümüzdeki duruma bakalım; müezzin her gün beş vakit o daracık merdivenlerden çıkıp şerefeye ulaşsa bile etraftaki binalar ve tabii ki şehir gürültüsü yüzünden sesini duyuramayabilir. Ses yükseltici yardımcı aletlere zorunlu olarak gereksinim duymaktadır. Hatta merkezî ezan sistemi gibi uygulamalar yürürlüğe konmuş. İmamların tartıştığı internetteki bir forumda, merkezî ezan sisteminin imamları tembelleştirdiğini ama izinli ve raporlu olduklarında bu aletlerin, zamanı geldiğinde ezan yayını yaptığından bahsediyorlar. Eh imam izinliyse, ezanı duyan cemaat camiye geldiğinde, din görevlisini bulamayacak, namazı kim kıldıracak? Cemaat, cami ilişkisi zedelenmeyecek mi? Samsun’da merkezî ezan sisteminin merkezde ve köylerde kaldırıldığı, hatta cihazların camilerden söküldüğü ama komşu illerde devam ettiği yazılı aynı forumda… Diyanet bu konuda vatandaşların isteğine göre hareket edilsin diyormuş, her yerde farklı bir uygulama var.
İmamlar bu teknolojiyi kullanadursunlar, çoğu kişi akıllı cep telefonuna namaz vakitlerini bildiren uygulamalar kurmuş durumda, namaz vakti bildirim olarak geliyor. Yaşlı ya da duyma sorunu olan kişiler bu teknolojileri kullanıyorlar.
Minarenin mimari bir öğe olarak kullanılması konusu daha fazla irdelenmesi gereken bir konudur. Fakat ortada bir gerçek vardır ki, bir cami için birden fazla minare ve her birine hiç çıkılmayacağı biline biline birden fazla şerefe yapılırsa ve hatta uzunlukları kubbeye ve camiye tezat bir şekilde abartılırsa, bu yapı parçalarının süsten başka bir işlevi kalmaz. İslam düşüncesinde hiçbir zaman israf tasvip edilmediği için, minarelerin gereksizliği gündeme getirilir. Bazılarının küçümsediği şekilde minarelerimize “Megafon direği” denmesi biraz da bu yüzdendir.
Cami formunda yenilikçi çözümleri tercih eden bir mimar olarak, minarenin özünün (içinin) boşaltılması ve gereksiz yere çok şerefeli ve birden fazla minareli oransız camiler yapılması yerine gerekirse minaresiz fakat özgün camilerin tasarlanıp inşa edilmesinin daha hayırlı olduğunu cesurca belirtmek isterim.