Ne olacak bu memleketin hali!

Efendim, daha çok Medium’da nedense en rağbet edilen konulardan biri (ki Medium Türkçe hep onları ilk sayfaya koyardı) Amerika’ya nasıl göçülür, nasıl yaşanır minvalindeki anlatım yazılarıydı.

Öncelikle belirteyim ki, Amerika çöküş halinde… Yani Amerika batıyor…

Şaka lan şaka. İnanmayın böyle şeylere Amerika’nın battığı filan yok. Avrupa’nın da öyle. Hem onlar batıyorlar da, biz mi çıkıyoruz?

Sanırım en çok da 3. havalimanını…

Onların dertleri yok mu?Tabii ki var. Brexit kabul edilmiş, İnsan hakları timsali sayılan AB mülteci sınavından geçememiş ve kendilerinin kabul ettiği gibi düpedüz başarısız olmuşlar. ABD’nin başkanı bizimkinin ilk hallerini kopyalıyor. Dünya kıpır, kıpır. Kökten dinci terör örgütleri hiç olmadıkları kadar güçlüler ve zarar veriyorlar. Sözde Arap Baharı, ülkeleri yuttu, halkları yerinden etti. Rusya bir garip, kabadayı kabadayı geziyor ortalıkta. Çin desen, ne yapacağı belli değil. Huzursuzluk her yerde.

Dünya çıldırıyor mu? Yooo Dünya hep böyleydi, şimdi Tayland’da darbe olsa, Afrika’da kız çocuklarını kaçırsalar, Kuzey Kutbu’nda bir parça buz ayrılsa, küresel ısınmanın ibaresi olarak canlı yayınla akıllı telefonlarımızın ekranlarında… Yani olumsuz haberler anında her yere yayılıyor. Önceden de böyle felaketler olurdu ama diğer topluluğa varması çok zaman alır ve hatta haber gitmezdi bile. Dünya çok iyi değildi ama kötü olduğunu herkes bilemezdi. Ortaçağ’da felaketler olmadı mı? Oldu tabii. Daha fenaları oldu. Zaten o kadar geriye gitmeye bile gerek yok.

Barışçı olduklarını düşündüğümüz sevimli Japonlar 1937'de Çin’i işgal etmişler ve Nankin Katliamını yapmışlardır. Tek bir seferde en az 200.000 kişiyi öldürmüşler ve 20.000–80.000 kadar kadının tecavüze uğramıştır. Hatta Tokyo’da İngilizce yayınlanan Japan Advertiser gazetesinin haberine göre, iki Japon subay “Kılıçla 100 kişi öldürme yarışması”nda kıyasıya yarışmışlardır. Ha bir de yine aynı Japonların Unit 731 diye bir de projeleri var.

Amacım Japonları kötülemek değildir. Japonya’ya gittim ve bir kötülüklerini görmedim. (Kim masum ki zaten?) Ama modern ve akıllı gördüğümüz insan topluluklarının bile bilmediğimiz korkunç sabıkaları varmış görün dedim. Şimdi Dünyanın çalkalanması bana anormal geliyor.

Kabul edilmeli, Dünya hiçbir zaman “salt” iyi bir yer olmadı. Olacak gibi de gözükmüyor. Nankin katliamını, Unit 731'i bilmediğimiz için çok aklımıza gelmiyor, şimdi en ufak ayrıntıyı anında haber alıyor ve karamsarlığa kapılıyoruz. Ülkemizden de olmadığı kadar kötü haberler geliyor. Bunları hafifletmek gerek. Bir şekilde hafifletmeliyiz. Nasıl olacak bilmiyorum, keza kötü yönetilmeye devam ettikçe düzeltmek zorlaşacak. Gittikçe kötüye gidiyoruz bence.

Peki ne yapmalıyız? Her şeyi dindarlığın olumsuz bir şey olduğuna mı bağlamalıyız. Ya da ırkçılığın, milliyetçiliğin… Evet, dünyada bilim alanındaki gelişmeleri incelediğimizde dini öğretilerden ya da ari ırk takıntısından çok, sebep sonuç ilkesiyle çalışanların başarılı olduğunu görüyoruz. Dini dogmaların bazı gelişmeleri engellediği de doğrudur. Takuyiddin’in gözlemevinin KılıçAli Paşa tarafından denizden top ateşine tutulmaması gerekirdi. Aynı şekilde Kilise’nin Galilei’ye yaptığı da kabul edilir şey değil. Diğer yandan İslam Alimleri ve tabii Mendel’in durumunu da unutmayalım.

Bilimin gelişmesine engel olan durumların başında Din geliyorsa, savaşların da etkisi vardır muhakkak. Karşı tarafı yoketmek için atom bombası yapmak gelişme midir ya da toplama kamplarında ölen bilim insanlarının sayısı hesaplamak gerekir mi? Ya da bilim de aslında başlıbaşına bir din midir? Dine düşman olmadan, inanan bireye karşımadan ve tabii inanmayana da zorluk çıkarmadan yaşanamaz mı? Dini bir şekilde suistimal etmeden bu ülkeyi yönetmek mümkün değil mi yahu?

Yine de sapmayalım konudan. Tarif edemediğimiz ama içimizdeki sıkıntıların kaynağı şu:

Ne olacak bu memleketin hali? Ha! Ne olacak?

Bu soruyu her yerde sorabilirsiniz, cevabı da hiçbir yerdedir aslında. Yoktur. Sizin memleket meselelerine ne kadar dahil olduğunuza, ne kadar ince düşündüğünüze, ne kadar vurdumduymaz ya da diğer bir deyişle geniş olduğunuza göre değişir verilecek cevap. Eğer zaten “Ben işime bakar para kazanmaya odaklanırım” diyorsanız, iktidar ile iyi geçinmek tek seçeneğinizdir. Geçinir gidersiniz, ee işler tıkırında gidiyorsa ve daha da tıkırında gitmesi gerekiyorsa bu sefer “Reise neden karşı çıkıldığını” anlamlandıramazsınız.

Yine bir örnek vereyim. Kalküta’ya gidip günlerce kalmak durumundaydım. İki gün yeterdi oysa ki. Neyse, gezerken bir üst geçit inşaatıyla karşılaşmıştık 2009'dan beri devam ediyormuş. Binalarından arasından geçen gereksiz bir köprü. Geri döndükten sonra daha inşaat halindeyken çöktüğünü öğrendim.

7 yıldır inşaatı süren ve daha kullanıma açılmadan çöken köprü.

Enkaz altında 150 kişi kalmış ve bunlardan 25'i ölmüştü. (Biz de kalabilirdik) Müteahhit ise “Allah’ın takdiri” şeklinde savunma yapacak.

Bu “rahat” savunma biraz tanıdık geldi değil mi? Evet, öyle. Genel olarak kalabalık ve gelişmemiş ülkelerdeki bu olaylara üzülüp geçiyoruz ama ne yazık benzerleri ülkemizde de oluyor. Hindistan’da olur böyle durumlar deyip geçip kurtulabilsek keşke.

İşte ülkemizdeki bazı üzücü olayları da, sanki 10.000 km uzakta olmuş gibi aşağılık kompleksiyle “normal” olarak gören ve hatta üzerine “Şaşırdık mı?” diyenler var aramızda. Bunlar genelde “Türklere, ‘Türkler’ diyen Türkler” oluyorlar. Artık hiçbir şeye üzülmüyor, şaşırmıyor ve üzülenlere de “boşa kendini üzüyorsun cicim” diye serzenişte bulunuyorlar.

Bir başka güruh ise bu ve bunun gibi çok üzücü durumları, eleştirenlere saldırıyorlar. İşte bu kişilere “ABD, AB çöküyor” savları “Aslında bizi kıskanıyorlar” şeklinde soslanarak yedirtiliyor. Zorla yemeyi bırak, aç kedi yavruları gibi ağızlarını açıp böyle beylik laflar bekliyorlar.

Bir de tabii iki arada derede kalanlar var. Ne yapacağını şaşırmış durumdalar. Oy verecek muhalif lider yok. Bir politik oluşum çıksa belki de destek verecek ama politik oluşumlar bile engelleniyor.

Umudu kesip ülkeden göçse, aklı burada kalıyor. Çifte vatandaş olsa dahi her gün tivitler, sosyla medya hesaplarıyla Türkiye’dekilerden daha fazla gündemi takip eden kişiler bunlar. En acısı da bu. Arada derede kalmışlığın tüm yükü omuzlarında. Bitmedi, ülkede kalanlar tarafından da “Oh ne güzel sen de kaçtın, oradan gazel okuyorsun” diye eleştiriliyorlar. Ülkede kalıp yanlış giden şeyleri işaret ettiğinde ve gözaltına filan alınmazsa, ciddiye alınmıyor, “Anca konuşur” denilen kısıma itiliyorlar. İşbu yazı gibi bir şey yazınca “Seni de almasınlar içeriye” diye aslında altanlamı “Seni bir şikayet etsem görürsün” minvalinde tehditlerle karışılaşıyorlar.

KHK ile işten atılırsa yalnız bırakılıyorlar. Unutmayalım bu ülkenin şimdi görevde olan cumhurbaşkanı, balkondan okyanus ötesine teşekkür ediyordu. “Hata yaptık” dedi geçti bitti. Sadece bir bankada parası var diye kaç kişi işinden oldu. Sadece kapatılan vakıf üniversitelerinde ders verdi diye kaç akademisyen fişlendi. Hata filan yaptıkları da yoktu. İşlerini yaptılar sadece. Başka bir üniversitede çalışmaları yasaklanmış durumda ve işsizlik maaşları verilmiyor.

Vatan hainleri darbe yapmaya kalktı. Kendi ülkesini, ona emanet edilmiş olan silahlarla vurdular. Böyle bir hainliği yapanların ceza aldığı da oldu, göz göre göre kaçtığı da. (Bkz: Adil Öksüz)

Diğer tarafta masum oldukları belli olduğu halde olumsuz etkilenen o kadar çok kişi oldu ki, artık “kul hakkı” filan inandıkları değerleri görmezden gelseler bile, artık kulak ardı edemeyecekleri kadar büyük. Bu dünyada hesap vermeseler de, diğer dünyada bir hesap verme mekanizması varsa ve ona inanıyorlarsa nasıl sıyırılacaklarını düşünüyorlar?

Niğde’de jandarmayı, vatandaşı katleden IŞİD militanlarına müebbet üstüne müebbet verildi ama takas ile tedavileri yapılmış şekilde, onu ülkemize gönderip katliam yapmalarını emredenlere geri verildiği öne sürülüyor. Peki o 49 vatandaşımızın IŞİD’in elinde tutsak kalmasına sebep olacak duyarsızlığı kim gösterdi? Kim?

IŞİD tarafından rehin tutulan 49 Türk vatandaşı, 20 Eylül 2014’te serbest bırakıldı. Rehinelerin “takas” karşılığı serbest bırakıldıklarına dair iddialar ortaya atıldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2014’te bu iddialara ilişkin olarak “Takas oldu veya olmadı. Neticede 49 vatandaşımız geldi. Velev ki böyle bir takas olmuş olsa bile ben şuna bakarım: Benim 49 vatandaşımızın karşılığı hiçbir şeyle değişmez” dedi. (Sözcü Gaztesi)

Bir değil, iki değil, bu şekilde giderse pasaportu elinden alınmamış her muhalif ülkeden kovulmuş olacak. Açlık grevindekiler ölsün diye kulaklar tıkanıyor. Hatta KHK ile atıldıktan sonra bunu kabullenip başka iş bulamadılar diye aşağılanıyorlar.

Sonunda olanlar olacak ve beyin göçü değil “kimlik göçü” tek yöntem olarak bırakılacak. “Batıyor” ya da “kıskanıyorlar” diye yalanlar ortaya atılan ve hatta küçümsenen diğer ülkelerinin dertleri bizim dertlerimizin yanında gerçekten hafif kalmıyor mu sizce?

Peki neden hala, inatla buradayız? Bu ülkenin kötü yöneticileri bir şekilde iktidarı bıraktıklarında birilerinin enkazı gerçekten kaldırması gerekecek de ondan. Aktif politikayla uğraşmasalar bile, bu ülkenin baskılara dayanabilmiş, doktorlara, avukatlara, muahsebecilere, çöpçülere, sanatçılara, kapıcılara, ev hanımlarına, amelelere, bilim insanlarına yani yanlış yönetime, kayırmaya ve sonsuz biata karşı gelebilmiş tek tek her bireye ihtiyaç duyulacak. Bu yüzden olumsuz haberleri olabildiğince metanetle karşılıyor, kavga etmeden olanı biteni gözler önüne seriyoruz. Zorunda kalıp bu ülkeden gidilse bile, ihtiyaç anında geri dönmek gerekecek.

Ancak yine de bu enkazı kaldıracak ve kavga etmeden birbirini itip kakmadan yaşamayı sağlayacak olan, zamanında aralarından su sızmayan iki acımasız gücün yarattığı tahribatı, arada ezilip kalsak bile düzeltecek olanlar bizleriz.

Ona göre olabildiğince az yıpranarak, dayanmak lazım.

Dayanırken de eleştireceğim muhalif olacağım diye her şeye atlamamak, hatayı görünce sevindirik olmuş gibi dalga geçmemek gerek. Metanetli şekilde icabında pasif baskıyla ve mümkünse iktidara sözünü geçirebilecek mütedeyyin kısmı da yanınıza alarak mücadele etmek gerekir.

Zeytinlik alanların imara açılmasının önlenmesi, 13 yaşında tacize uğramış çocukla evlenerek ceza affı kanunun yürürlükten kaldırıması ve Şemsipaşa camii önündeki kazıkların duvarları çatlattığının idrak ettirilmesi hep böyle oldu.

Haklı olduğunuzda herkesi yanınıza almayı beceremiyorsanız istediğiniz iktidar göreve geldiğin de siz de zulmedenleri başa getirmiş olacaksınız. Aman ha.

Dayanmak derken, az yıpranmak ve sadece yıpratmak için çalışmamak lazımdir.