Otoyol kenarındaki çiçek saçmalıkları(*)

Kibar olduğu kadar tipiktir ya, şehir hatları vapurlarından simit atılan martılar ve uzaktan Haydarpaşa’sı görünen Boğaz… İstanbul’un kartpostallardaki hali, belki de kaybolacak diye korktuğumuz değerleri… Bu imgeler kulağa çok turistik geliyor değil mi? Ekmek kavgasına düşmüş İstanbulluların her gün gördüğü manzaraya ait olmadıkları belli.

Bilinmeli ki artık İstanbul’unun tek gerçeği:, Metrobüs’tür. Hatta öyle bir gerçeğidir ki, aylardır vapura binememiş ve hatta vapur görememiş, iş çıkışı Metrobüs’te oturacak yer bulmak için strateji geliştiren binlerce İstanbullu bulursunuz, Zincirlikuyu’da.

Hayatı Beylikdüzü ile Söğütlüçeşme arasında geçen çok kişi var, sıkıntıları da yok değil. Bu yüzden beraberce doğruyu bulmak için eleştirmek ve bu eleştirilerin ciddiye alındığını da görmek gerekir. Daha modern ve insani bir ulaşım sunan Marmaray’ı gazetenizin bu sayfalarında az övmedik ve hala övüyoruz. Her ne kadar istasyonlarının tasarım açısından değerli olduğunu söyleyemesek bile her şeye rağmen mükemmele yakın bir ulaşım yoludur. Kısaca objektif olduğumuzu bilmenizi istirham ederiz. Belki ileride yarışmalar açılır ve Marmaray’ın istasyonlarının da tasarlanmış kimliğe sahip olması sağlanır.

Yenikapı’daki garip bir dolgu sayesinde Tarihi Yarımada’nın şirazesi kaydı. Yenikapı Transfer Merkezi tasarımı için yarışma düzenlendi yabancı ortaklı yerli tasarım firmaları yarıştı. Sonuç da çıktı ama uygulayan kim. Bu çaba İstanbul’un yeniden seçilen başkanının masaya yumruğu vuramaması yüzünden boşuna para, zaman, emek harcanan bir aktiviteden öte gidemedi. Yeni dönemdeki başkanlığında sesi çıkacak gibi görünmüyor.

Metrobüs aslına bakarsanız kötü bir çözümdür. Fakat İstanbul ulaşım açısından kötünün de kötüsü durumdayken, Metrobüs, iyi gelmiştir. Sonuç: Metrobüs gereklidir şu anda yerine geçecek ucuz ve verimli bir alternatifi yok gibi gözükmektedir. Örneklemek gerekirse, şok geçiren birine tokat atmak ve bir nebze olsun kendisine gelmesini sağlamak gibidir Metrobüs çözümü. Durduk yere kimseye tokat atılmaz değil mi?

Misal, Metrobüs içinden tesadüfen karşılaştığınız bir İngiliz ya da Fransız turist çiftine balık istifi şeklinde seyahat etmenin normal olduğunu anlatmaya çalışıyorsunuz diyelim. Çin’de görevlilerin her sabah metro vagonunun kapıları kapansın diye elleri ve dizleriyle dışarıda çeşitli organları kalmış yolcuları ittiklerini, Tokyo’nun daha kalabalık olduğunu ya da Hindistan’da bir kamyona 200 kişinin bindiğini mi anlatmalısınız? Çare yok, İstanbul’u anlatan turist kitaplarında Metrobüs’ün sabah ve iş çıkışı turistlere uygun olmadığı şeklinde bir ibare geçmelidir.

İşbu yazının konusu, ne Yenikapı, ne Metrobüs ne de başkanımızın devamlı kullandığı “Dr. Mimar” unvanına rağmen iki yılda mimarlık fakültesinden nasıl mezun olabildiği değildir.

Asıl değinmek istediğimiz konu Metrobüs’ün çalıştığı çevre yolunun kenarlarındaki asma bahçelerdir. Belediyemiz ve başkanımız adına sizi temin ederiz ki o çiçekler “gerçek”. Metrobüs yolculuklarında muhakkak yolcular arasında konu edilen “gerçek mi, plastik mi” beylik sorgusu, yolculukların sıkıcılığını bir nebze azalttığı için önemli. Okuyucuları semiyotik (göstergebilim) açıdan yormak gereksiz o yüzden pek akademik bilgi vermeden sorularımızı soralım. Bu çiçekler plastik olsa ne fark eder? Veya niye plastik değil? Belki su harcanmadığından, bu kadar bakım yapmaya gerek kalmadığından daha çevreci bile sayılabilir. Söz konusu dikey çiçekleri koklamak, dokunmak ve onun gerçek bir çiçek olmasının getirdiği hoşluğu hissetmek, o uzaklıktan neredeyse imkânsızdır. Belirli bir hızla en yakın 20–30 metre uzağından vızır vızır geçiyorsunuz. Otoyoldaki karbondioksit değeri o kadar fazla ki, havayı o ufak çiçeklerin temizlemesi de mümkün değil. Bir de nedir o “şekil” kaygıları? Havalimanına yakın yerlerde uçak şekli. Hatta bir yerde biraz sonra gerçeğinin üzerinden geçeceğiniz boğaz köprüsü şekli ve “İstanbul” yazısı var. Böylece hangi şehirde olduğumuzu anlıyoruz. Bazen yazı yok uzaylılardan genel yetenek testine tabi tutar gibi garip grafikler. FB Stadının yakınında çiçekler sarı lacivert olsun diye zorlamalar.

Saçmalığın daniskası: Çakıl taşları ve ahşap elemanlar. İyi neden yahu? Neden?

Bu çiçekler yapay olmadıkları için sulama sistemi kurulmuş ve boruları da bazıları biraz bel vermiş şekilde bu gri beton üzerine asılı çiçekleri suluyorlar. Daha fenası, bu çiçekler sabaha kadar aydınlatılması. Gece vakti suni ışıklandırılmış çiçekler daha mı estetik olur? Rusya’dan gaz geliyor, biz onu yakıyoruz, suyu buharlaştırıyoruz, çıkan buhar, özel tribünleri çeviriyor ve böyle elektrik üretiyoruz. Verim kaybına bakınız. Bize çok pahalıya mal olan ve bağımsız olmamızı etkileyen şekilde ürettiğimiz elektriği, otoyol kenarında beton duvar üzerinde, tesisat çekilip sulanan şekil şekil çiçekleri gece vakti yine kendimize göstermek için harcıyoruz.

Bir de yaratılan trafik sıkışıklığı var. Sözde “çevreci” olacaklar ya, o saçma sapan çiçekleri ve altındaki garip çakıl taşları konulan çelik hasırları (Hasanpaşa’da var süs görevini gören çakıl taşları. Belediye’nin peyzajcılarının kendilerini tatmin etme yolları olsa gerek) duvara bağlamak ve sonra bakımını yapmak için yolun bir şeridini kapatıyorlar. Yahu o zaman trafik sıkışıklığının sonu Kızıltoprak’a kadar uzanıyor. Harcanan yakıt, zaman ve iş kaybı hesap edilemeyecek kadar çok. Bu kadar gaddarlık, bencillik olur mu? Olmaz ama yapıyorlar.

Metrobüs içinde “Dişinizi fırçalarken musluğu kapatın” diye kamu spotları geçiyor, kafayı bir çeviriyoruz çimler gani gani sulanıyor. ibbBeyazmasa adlı kullanıcıya Tweet yazıp durumu soruyoruz. Önce yer bilgisi verin diyor. Metrobüs yolundaki her yer deyince, günler sonra “İleride damlama sistemine geçilecektir” diyor. “O zaman biz de su tasarrufuna ileride mi başlayalım?” diye sorunda “Esenlikler dileriz” deyip konuyu kapatıyor. “Ne esecek kardeşim, konuyu esen yele mi kaptırıp, cevabı sallayacaksınız?” demiyoruz. Gereksiz bir uğraş keza.

Buna rağmen biliniz ki, bir halk oylaması yapılsa, Metrobüs yolcusunun bu çiçeklerden memnun olduğu ortaya çıkar. 30 Mart’ta gördük ki İstanbul’un yarısına yakın kısmı durumdan memnun. Hatta bu çiçekler, yönetimdeki partinin ülkeyi yönetme şekline benziyor biraz da. Teşbihte hata olursa affediniz. Pahalı, geçici ve daha hayati sorunları çözmek yerine şekil yapmaktan öte gitmez gibi.

Sandıktan çıkan sonuç buyken eleştirmek işe yaramaz belki ama yine de daha acil hatta hayati çözüm ihtiyaçlarını sunmak gerekir. Metrobüs’ün başta Zincirlikuyu İstasyonu olmak üzere tüm duraklarında büyük sorunlar var. Daha insani şekilde Metrobüs’e nasıl inilip, binileceğini çözmek gerekir. Örneğin illa ki oturarak yolculuk etmek isteyenlerle ayakta gitmeye razı olan yolcuların karışmadan binip inmesi sağlanır. Ne kadar varsa tüm paramız, tüm emeğimiz ve zamanımız bu problemin çözümüne harcanmalıdır. Topkapı civarında Metrobüs yolundan geçerken, tepenizdeki yuvarlak nedir merak ettiniz mi? Bu otobüslerin dönmesi için platform. O kadar zor ki dönmek, o kadar çok kaza oldu ki, şu anda kullanılmaz durumda ve yıkılması da en az yapılması kadar maliyetli. Bu yanlışın hesabını kim verecek ya da verdi ki, çiçekler için harcananların hesabını soruyoruz.

Otoyol kenarında sık yapraklı, gürültüyü perdeleyen, havayı temizlemekte daha etkin ve daha uygun fiyatlı bakımı kolay bitkiler kullanılır o kadar. Tamam, peyzaj önemlidir, özenli bir otoyol kenarı görmek herkesin hakkıdır ama bu dikey çiçeklere sınırsız para harcamak bir de kör göze parmak gece aydınlatmak da ne oluyor? Çiçeklere bu kadar anlam yüklemek yerine sanatçılara bu beton duvarlara çalışmalar yaptırılabilir. Bu çalışmalar sayesinde mekânlar kimliklendirilmiş olur. Hatta Metrobüs’te giderken kafayı bir an kaldırdığınızda sanatla içiçe olmasanız dahi nerede olduğunuzu anlarsınız. Londra’da, Fransa’da, Prag’da bunu anlıyoruz diye mutlu olmak yerine İstanbul’da aynı şeyi hissetsek nasıl olur?

(*) Son açıklamaya göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yol kenarlarındaki duvarlara ve elektrik direklerine ektiği çiçeklerin maliyetinin 32 milyon lira olduğu ortaya çıktı.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Ahmet Turan Köksal’s story.