(Bu öykü haftalık bir mizah dergisinde yayınlanmıştır)

Benim başıma hep bir şeyler gelir. Normal günüm azdır, anormal günüm çoktur. Belayı çekerim, bela da beni çeker.

Hemen size bir hikâye anlatayım bela mıknatıslığımı: Tüm gün kar yağmıştı. Bitirdikten sonra hayatıma pek bir şey katmayacağına emin olduğum, zor anlaşılan bir sanat filmi seyretmiştim, saat gece 3’ü geçiyordu, artık yatayım derken, sessiz sokaktan motor çalıştırma gürültüsü geldi, tam bizim apartmanın önünde bir park yeri açılmıştı. Gecenin bu saatinde aşağıya insem mi, inmesem mi derken, park yeri bulunmayan bizim sokakta böyle bir nimetin kolaylıkla gözden kaçırılmayacağını idrak ettim.

Sıkı sıkı giyinip dışarı çıktım, asansörde robot gibi kendimi sardım. Kimsenin basmadığı kaldırımlardaki karı çiğneye çiğneye, çok yakın sayılmayan sokaktaki arabama ulaştım. Arabayı ısıtırken, camların silecekle süpürülmeyecek şekilde buzlandığını görünce kötü bir karar verdiğimi anladım. Buzları çözmek çok zamanımı aldı. Korka korka boş bulduğum park yerine geldiğimde beyaz bir minibüsün, hedeflediğim yeri doldurduğunu gördüm. Hem de bu saatte…

Dedim ya, başıma gelenler gelir. Canım sıkkın, geçerken yavaşladım, minibüsün içinde bir adam bekliyor. Kapıyı açıp tek ayağımı yere koyarak “çok kalacak mısınız?” diye sordum. Önce cevap vermek istemedi sonra yarım yamalak, “Evet, evet” diye geçiştirdi. Pis herif, madem uzun süreli park edeceksin, doğru park et. Ayrıca bu soğukta çalışmayan arabada ne bekliyorsun? Alt sokakta çıktığım yeri kaçırmamalıydım, biraz da ecele ederek o sokağa gittim, şansa bak, boşalttığım yer de dolmuş. Küfür repertuvarımın bu kadar geniş olduğunu ben de bilmiyordum. Mecburen gece vakti yeniden yer aramaya başladım. Evdeki bulguru rezil edip niye çıktıysam sıcacık yatağımdan, ortalıkta pirinç de yok.

Bizim sokaktan gittikçe uzaklaşıyordum, girdiğim ara sokaklardan birinde az önce apartmanımızın önündeki boşluğu fütursuzca dolduran minibüsle karşılaştım. Madem bu kadar az kalacaklardı neden bana çok kalırız dediler? Yanlarına gelince benim far ışığım sayesinde sol ön lastiklerinin yarılmış olduğu gördüm. Karın açtığı bir çukura artık hangi hızla girmişseler lastiği yarmışlardı. Canıma değsin ayrı mesele ama bunlar burada olduklarına göre bizim apartmanın önündeki yer yeniden boşalmıştı. Kaymadan olabildiğince hızlı şekilde intikal ettim ve işteeeee, kör talihimin açıldığı an… Tek seferde park ettim. Keyifle apartmana girdim, sonra keyfim bozulacağını nereden bileyim.

Asansörün çağırma düğmesi işe yaramıyor. Silik gösterge asansör kabininin 2. katta durduğunu inatla gösteriyor. Yahu evden çıkarken kullanmıştım ben asansörü. 5. katta oturuyorum, tabana kuvvet çıkmaya başladım. İkinci kattan geçerken asansörün kapısının açık olduğunu gördüm. Araya bir kitap sıkıştırılmıştı. Evet, bir kitap. Alıp baktım, güzel ciltli eski bir kitap, Trigonometri üzerine hem de İngilizce. Asansör kapanmasın diye ahşap takoz konur, ne bileyim kova konur, bir eşya konur ama kitap konmaz. Her katta üç dairesi olan toplamda 15 daireli apartmanda İngilizce Trigonometri kitabını olsa olsa birinci katta oturan Yelta Bey tutardı kütüphanesinde. Amerika’da mühendislik yapmış biridir emekli olmuş gelmiş, geçen sene eşini kaybetti, birinci katta oturur.

Bir terslik sezmiştim, bir kat aşağıya indim, “Yelta Amca” diye seslenerek kapıyı usulca ittim, açıldı. Kilidi kırık değil ama giriş holünün ışığını açtığımda, eve hırsız girdiğini anladım. Şüpheliler kim mi? Tabii ki beyaz minibüstekiler. Evin her odasının penceresini açmışlar, içerisi pek bir soğuk. Yelta Amca’nın durumu nasıldı acaba, hırsızlar onu darp etmiş olabilirlerdi. Sesimi yükselterek ismini tekrarladım. Ev darmadağın, kitaplara, biblolara, çamaşırlara basa basa, temkinli şekilde odaları kontrol ede ede, arkadaki odaya vardım, ışığı açtım. Devamlı ismini söylüyorum ama kulağı iyi duyar mıydı acaba? Belki de kızına gitti. Komşuları mı çağırsam derken burnuma kötü bir koku geldi. Döndüm, odayı daha iyi kontrol etmeye karar verdim, kokunun geldiği yere ilerledim. Yatağın yanına geldim bir de ne göreyim Yelta Amca yanağını birine öptürmek ister gibi, eski tip elbise dolabına dayamış, kolu bir garip vaziyette, sanki odaya giren kendisini görmesin diye saklanmış gibi yatmış. Altına etmiş koku ondan geliyor. Hemen düzelttim. Maşallah yapılı bir adamdı, basket oynamış Amerikalarda. Benim de üstüm başım battı. Nefes alıyor… Sonradan öğrendim ki sabah yatağından kalkınca beyin kanaması geçirmiş. Saatlerdir o şekilde yardım dahi isteyemiyor. Hırsızlar eve girip onu görünce, korkup kaçmışlar.

Ambulans çağırdım, komşuları uyandırdım, polis çağrıldı ama benim işim bitmemişti. Şu beyaz minibüsü bulaydım keşke. Polisten iki dakika önce ambulans geldi. Yelta Amcanın pijaması filan battığından adamı kaldırıp, yatağına koymaktan imtina ediyorlar. Ben kucakladım deli kuvvetiyle yatar pozisyona getirdim. İlk müdahale yapıldı. Polise durumu anlattım. Çok polisiye buldular anlattıklarımı. Yine de şüpheli şahısları ve minibüsü anons ettiler. Plaka? Almadım ki!

Yelta Amcayı taşıdık ambulansa, komşulardan aldığım ıslak mendille temizlenebildiğim kadar temizlenip, tek yakınıyım diye ambulansa ön tarafa bindim. Şoför demediğini bırakmadı bana.

Saat 4’ü geçiyordu. İlk muayene sonrası “acele hastaneye varalım” emri gelince, siren miren, tepe lambası ne varsa yakan şoför biraz da bana sinirlendi ya, kestirme diye ters yola girdi. Karşımıza o beyaz minibüs çıkmaz mı? Dedim ya, ben belayı çekerim. Minibüstekiler lastiği değiştirince, mahalleden uzaklaşıyorlar. Emin olur olmaz bağırdım “Bunlar işte, bunlar hırsızlar” Ambulans şoförü geri gidebilir mi minibüs diye treddüt etmişken bir anda gaza asıldı. Panikleyen minibüs geri geri gitmeye başladı. Önce kaydı bir arabaya vurdu. Kahraman ben, ambulanstan inip sanki onları kelepçeleyecek gibi minibüse koşturdum. Lastikleri kabak, yağ yakan minibüs tıkandı kaldı. Arkamda ambülans şoförü demediğini bırakmıyor. Etraftaki apartmanların ışıkları yanmaya başladı. Minibüsteki adam indi, üzerime yürümeye başladı. Yakamdan tuttu ki, suni deri kabanımdan, adamın eline bir şeyler bulaştı kaydı. Anladınız ne olduğunu, Yelta Amcayı daracık merdivenden indirirken malum… Beni tutamayıp elinden kaçırınca, geri geri çıkmakta olan ambülansa doğru koşarak kaçmaya başladım. Hırsızlar beni takip ediyorlar mı derken, benden vazgeçip ara sokaklara girdiklerini gördüm.

Çok geç kalmamıştık şükür, Yelta Amca beyin kanamasını ucuz atlattı, sol kolu ve bacağı tutmuyor ama fizik tedavi ile iyileşebilir. Hırsızlar yakalandı. Bu kitaba bizim apartmanda sadece Yelta Amca’nın sahip olabileceğini bilen, gece vakti arabanın yerini değiştirmeye kararlı benimle karşılaşmaları iyi olmamıştı hırsızlar için. Fakat hırsızların Yelta Amca’nın evine girmesi de onun için şanstı. Günler boyu orada kalabilirdi. Maazallah can çekişerek ölebilirdi.

Fakat nereden bilsinler, vapur, tren, Metrobüs ve metro gibi toplu taşıma araçlarından tut, plaj, sauna, kayak pisti, semt pazarı, Huber Köşkü’ne kadar her yerde başına bi’şi gelen bir adama rast geleceklerini.

Ayasofya

Ahmet Turan Köksal’ın yayınlanmış-mamış makaleleri

Ahmet Turan Köksal

Written by

İstanbul. Dr. Mimar. YTÜ. Yarışmalarda ödül alır-almaz. Ustura, Tuhafiyedeki Hafiye, İnternet Sizden Korksun, Kimkorkar intenernetten kitap yazarı. ayasofya.com

Ayasofya

Ayasofya

Ahmet Turan Köksal’ın yayınlanmış-mamış makaleleri

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade