YURTDIŞINA KAÇAN KORKAKLAR!

Türkiye’den son yıllarda belli sebeplerle yurtdışına giden, yetişmiş (kendini yetiştirmiş) birey sayısının rekor düzeyde arttığı ortada. Hatta siyasiler “gösterişli” bir çözüm buldular ve ilan ettiler. Şartları yerine getirenlere 24.000 TL maaş verilecek ve böylece beyin göçü tam tersine dönecek…

Tubitak aracılığıyla verilecek 2232 Yurda Dönüş Araştırma Bursu Programı desteğinin gerek şartlarını isteyen kolaylıkla bulabilir. Fakat aynı TÜBİTAK evrim üzerine çalışan bir biyoloğun yurtdışındaki ortamı bırakıp buraya gelmesine izin verir mi ya da olanak sağlar mı bilmiyorum. Yani biliminsanının bilimsel yeterliliğinden öte çalışma konusunun siyasi iktidarın beğenmediği bir konu olması durumunda ne olacak bilen var mı?

10 yıl önce 2009 yılında UNESCO Darwin yılı ilan etti, Tubitak’ın 42 yıldır çıkardığı Bilim ve Teknik dergisi de kapağına Darwin’in resmi koyuldu, içinde de makaleler vardı. Ne oldu? Kapak acilen değiştirildi, içindeki evrimle ilgili tüm makaleler çıkartıldı. Bu olayın üzerinden 10 yıl geçti, ülke 10 yıl kadar daha muhafazakarlaştı. Konu beğenilmezse program devre dışı kalacaktır tahminime göre.

Evet, sadece bu sebep yeterli. Beyin göçünü durdurma konusunda devletin zaten vermesi gereken araştırma desteği bile bilinmeyen bazı sebeplerle engellenebilir.

Şimdiyse daha çok sosyal medyada Türkiye’den gidenler, yabancı ellerde ikinci sınıf vatandaş olmayı kabul etmiş, kaçak güreşen, mücadeleyi sevmeyenler gibi gösteriliyor. Bunlar doktora yapmış garsonlar, kendiliğinden alt sınıfa geçmeye meraklı yabancı ülke meraklısı tipler…

İlber Ortaylı’nın bir mülakatta başlattığı bu akıma en son Mikdat Kadıoğlu’nun tüvitleri destek verdi.

“Kaçmak”

Sürekli şikâyet etmek ve sonra “kaçmak” gibi bir kelime kullanmış.

“Fare”

Sonra birileri gelecek kaygısından bahsedince aşağıdaki tüviti yazmış ve gidenleri gemiden kaçan “fare” olarak betimlemiş.

Şimdi maddeleyerek sorunu anlatayım. Umarım okunur.

1- Kendi doğduğum, yaşadığım, ürettiğim ülkemi kötüleyecek değilim. Gidenlere kaçak ve fare diyen beyefendi İTÜ’de, yani ülkenin modern bir kurumunda çalışıyor. Onun da kendince zorluklarla karşılaştığını mücadele ettiğini tahmin ediyoruz, bulunduğu her durumdan o da memnun değildir. Şöyle değil böyle olmalıdır dediği vardır. (Bazı tüvitlerinden anlıyoruz) Ancak yine de kendimden bir örnekle aradaki farkı beyan edeyim. En son çalıştığım vakıf üniversitelerinden birinde, çocuklarla ders saati sonrası herhangi bir karşılık beklemeden eksik oldukları konuda, ek ders verdim diye, ertesi hafta yöneticilerden biri odasına çağırıp beni “suçluymuşum gibi” uyarmıştı. Ülkede akademinin geldiği durum hakkında son kararı vermemi sağlayan önemli bir olaydı. Yine o yönetici bana, öğrencilerin kendilerini eksik hissettiği ve beni soru yağmuruna tuttuğu konuda dersi veren öğretim görevlisinin şikâyeti üzerine beni uyardığını açık açık beyan etmişti. Ki 10-15 öğrenciye spontane verdiğim ek dersten rahatsız olan öğretim görevlisini tanımıyordum ve onun hakkında hiçbir şey söylemedim. Kısaca her yer İTÜ değil, kendisi kabul etse de etmese de diğerlerine göre oldukça iyi bir ortamda çalışıyor. Örneğin İTÜ’de (ki orada da yüksek lisans derslerinde ve jürilerde öğretim görevlisi olarak bulundum) hiçbir hoca ek ders veriyor diye sorgulanmaz. Yok eğer sorgulanıyorsa ya da o dahi kendi çalıştığı ortamından rahatsızsa daha kötü örnekleri tahmin edip ona göre düşünmesi gerekir.

2- Siyasi ve düşünce özgürlüğünün olmaması, kapatılan üniversitelerde çalıştı diye mimlenen ve yeniden iş bulabilmek için çırpınanları, özgürlük bildirisine imza attı diye tüm özlük haklarından bir anda mahrum edilen, KHK ile cezalar alan kişileri örnek vermek istemiyorum. Bilmiyor olmaz. Onların uğradığı haksızlıklar Mikdat Bey’i ilgilendirir ya da ilgilendirmez kendi bileceği şey ama her yurtdışına gidene “gemiyi terk eden ilk farelerdir” derken bunları unutmasa iyi olur.

3- Doktorası olduğu halde birisi garsonluk yapıyorsa;

a. Doktorası olduğu alanda pek iyi değildir.

b. Kendi konusunu, alanını beğenmiyor veya sıkılmıştır. Meslek değiştirmiştir. Garsonluk yapmak aşağılık bir şey mi Sayın Ortaylı?

c. Doktorasına devam etmek için kendi kaynağını kendi yaratıyordur. (Ben doktoramı yaparken para kazanmak zorundaydım. Devlet bursu almadım. Garsonluk yapmadım ama kendi uzmanlın alanımdan daha hafif projelerde çalıştım. Garsonluk daha çok para kazandırıyorsa yapardım.) Para biriktiriyordur.

d. Garsonluktan daha fazla (rahat) para kazanıyordur.

Almanya’da Münster’de bir mimari toplantı için 20 kişilik bir grup tüm gün çalıştık. Akşam ortalama bir lokantada yemek yedik. Bizimle ilgilenen genç bir garson kız vardı. Sofrada devam eden mimari tartışma da İngilizceydi ve bize katıldı. O da mimarmış. Yüksek Lisansının parametrik tasarım üzerine yapmış. Doktorası da şehircilik üzerine. Biz şaşırdık. “Garsonluk daha kolay para kazandırıyor.”dedi ve oldukça yaygınmış mutfaktaki aşçılardan biri de doktoralı jeologmuş. Bu örnek gelişmiş bir ülke için bile bir insan kaynağı kaybıyken bizim için daha büyük bir sorun. Yani doktoralı biri eğer garsonluk yaparak daha çok para kazanıyorsa, yurtdışında garsonluk yapması gerekiyorsa, ikincis sınıf işlerde çalışmak zorunda kalıyorsa ona “kaçak ya da fare” demektense suçu biraz da başkasında aramak gerekir.

4- İkinci sınıf vatandaş olma meselesine gelince. İsteyen istediği örneği veriyor. Beyin göçü konumuna uyan çok kişi yurtdışında birinci sınıf vatandaş oluyor. Devamlı kötü örnekleri gösteriyorsunuz. İyi örnekleri görmek işinize mi gelmiyor nedir? Mikdat Bey 7 sene dil ve eğitim için dışarıda kalmış, kendini ikinci sınıf vatandaş olarak görmüşse (her giden ikinci sınıf vatandaş olacaktır gibi çok kesin konuştuğuna göre öyle hissetmiş olmalı) öyle olmayanları, çok daha iyi pozisyonda olanları fare ya da kaçak olarak tanımlama hakkında sahip olamaz.

5- Ülke kendi çocuklarını eğitir, eğitmelidir. Onlar da yeni gelenleri eğitsin. Eğitim parasız, eşit ve özgür olmalıdır. Artık bunların hiçbiri yok. İyi eğitim almak için çocuklarımız ya özel okula gitmeli ve garip sınavlarda başarılı olup parasız iyi devlet okullarına girebilmek için her sene ama her sene şekli değiştirilen yorucu sınavlarda yanlışsız testi geçmeliler. Benim kızım çok çalıştı çok yüksek bir puan aldı ve buna rağmen daha iyi bir okul diye özel liseye gitmek zorunda kaldı. Evet, artık Türkiye’de eşit ve parasız iyi bir eğitim altyapısı yok Bkz: Pisa Testi sonuçları. Çok mütedeyyinler bile üniversite söz konusu oldu mu, çocuklarını İmam Hatip Liselerine göndermekten imtina ediyorlar. Yalan mı?

6- Kalıp mücadele etmek için siyasi güç sahibi olmak gerek. Siyasi güç sahibi olmak içinse artık farklı yöntemler geliştirmek lazım. Bir futbolcu demiş zamanında “Mücadele toplumsal ama fatura bireyseldir” Öğrencilere haklarını aramak için gerekirse örgütlenin, daha özgür bir üniversite için çalışın dediğim anda bırakın işimi kaybetmeyi, hapse girmem an meselesi. Fatura bireye yani bana çıkıverir. Hiç istemem ama attığı basit ama muhalif bir tüvit yüzünden Mikdat Bey işinden konumundan olabilir. Sabahın köründe evden alınabilir. Ben rahatım diyebiliyor mu kendisine sormalı? Bana bir şey olmaz diyebiliyor mu? Çok önemli bir konuda, çok kritik bir halde muhalif olsa ona FETÖ bağlantısı yapıştırmayacaklarına çok mu emin? Gizli tanık diye bir mekanizma var Mikdat Bey, birisi belediye başkanı adayı olduğunda sabıkalı ve şizofren biri yüzünden hakkında soruşturma açılabiliyor. Demek ki siz kritik bir muhalif değilmişsiniz. Hah muhalif olup da düşünce özgürlüğüne sahip olamayanları yaftalamak iyi şey değilmiş.

7- Madem her şey ülkeye fedakârlık üzerine kurulu, şikayet etmemek gerek. Mikdat Bey şunu yapabiliyor mu? “Ben çok çalıştım İTÜ’de, biraz da benim konumumda olan başka biri kadromu alsın ben dışarıdan, sanki KHK ile atılmış öğretim görevlisi olarak elinden pasaportu da alınmış, emeklilik hakları gasp edilmiş ve maaşsız olarak mücadele ederim diyebiliyor mu?” O zaman da şikayet etmeyecek mi yani? İstemeyiz öyle bir şey olsun. Ancak en az onun kadar değerli bir sürü akademisyenin yıllardır hakları gasp ediliyor. Kendisi konusu evrim olan biyolog olsa ve örneğin Bilim Teknik Dergisi’ne evrim hakkında yani kendi çalışma sahası hakkında yazı yazsa ve işinden olsa, yurtdışına gidenleri küçümseyebilir mi? Ben Çamlıca Camii ve Gezi Parkı hakkında mimari görüşlerimi yazdığım için uyarılar ve hatta cezalar aldım. Fedekarlık yaptım, herkes İstanbul’da İTÜ’de YTÜ’de yerleri sağlamken Anadolu’ya gittim, o zamanlar YÖK’ün el üstünde tuttuğu, şimdiyse kapatılmış üniversitede çalıştım diye “Fetöcü” sayıldım bu yüzden ben ve eşim diğer üniversitelerden de atıldık, sonra sonra defalarca 20 yıl önce vefat etmiş babamın TC Kimlik nosunu yazdığım güvenlik soruşturmaları geçirdim. Bir üniversitede saati 65 TL’ye (elma ile armut gibidir karşılaştırılmaz ama Mikdat Bey alanında ne kadar iyiyse, ben de onun kadar iyiyimdir, araştırılabilir) 80 kişilik sınıfa ders anlatmam gerekince, yine ve yeniden her dönem farklı kurumlara aynı formları dolduruyorum. Hepsinden lütfediyorlar geçiyorum da ancak öyle basit bir dersi verebiliyorum, çocuklara yardımcı olabiliyorum. Kendisi benimle aynı durumda olmak isterse hemen gidip istifasını versin. Değerli bir akademisyendir hak etmez ama öyle durumumuzu bilmediği halde “fare, kaçak” demesin bir zahmet. Ayıp.

8- Bir mimar olarak diyebilirim ki, artık ülkede inşaat sektörü ve yanlış uygulamalar haddini aştı. Yüzden fazla mimarlık fakültesi var. Her yıl iş bulamayacağı belli binlerce mimar mezun oluyor. Biz de onları eğitiyoruz sözde. Bu çocukların çoğu iyi mimar olarak yetişmiyorlar, bunda benim de dahlim vardır. İyi yetişenleri bu ülkede tutmak için onlara

a. İkinci sınıf vatandaş olursunuz.

b. Kaçak olamayın devamlı şikayet etmeyin

c. Gemiden önce fareler kaçar.

Diye korkutmak mı gerekiyor? Herkes İTÜ’de öğretim görevlisi olamıyor. Herkes sizin kadar işinde iyi değil belki. Öğrencilere bunları derken onlara makul bir çözüm sunabiliyor musunuz? “Kaygı duyabilirler” diyorsunuz da nasıl kaygı duymsınlar peki. Kendi ülkende insanca yaşayamıyorsan ne olacak? Dışarıda yaşamayı matah bir şey olarak görebilirler. İkinci sınıf vatandaş olursunuz korkutması dışında geçerli bir çözümünüz var mı?

9- “Çözümü ben mi bulmak zorundayım?” diyebilirsiniz. TÜBİTAK 2232 Yurda Dönüş Araştırma Bursu Programı hakkında yardımcı olurum demekle kendinizi rahatlatmayın. O program ve TÜBİTAK’ın diğer teşvik programlarını sadece siz mi biliyorsunuz? Biz de çok iyi biliyoruz. Patentten tut, AB Projelerine kadar bir sürü çalışmayı biz de yaptık. Beş adet yayınlanmış çok satmış kitabım ve ödüllerim var. Sosyal sorumluluk projelerim var. Yine de biliyorsunuzdur ama okuyanlara hatırlatayım 2232 programı;

a) Başvuru tarihi itibariyle lisans mezunu olup lisans sonrası en az 6 yıl alanlarında yurt dışı araştırma deneyimine sahip olmak,

b) Yüksek lisans mezunu olup yüksek lisans sonrası en az 4 yıl alanlarında yurt dışı araştırma deneyimine sahip olmak,

c) Doktora mezunu olup doktora sonrası en az 2 yıl alanlarında yurt dışı araştırma deneyimine sahip olmak,

gibi şartları koşuyor. Gidenler geri gelmek için izin verin de biraz orada çalışsınlar bir durun hemen onları fare, kaçak diye yaftalamayın. “Geri dönecek olanları ayrı tutuyorum” demişsiniz. Ben akademisyen olsam 2232’yi iyice inceler, hakkımda dosya var mı ona bakar sonra benim çalışma konumu beğenirler mi diye iyice bir bakarım. Herkes kendi anadiliyle konuştuğu doğduğu topraklarda yaşamak ister. Oralada bir seviyeye gelmek için çabalarken belirsizlik hali de varken yaftalanmak üzücü. Bir rahat bırakınız onları.

10- Tamam evrimden örnek vermeyeyim ben “Türkiye’deki kötü cami mimarisinin engellenmesi” hakkında ya da “Deprem ve afet alanlarının istimlak edilmesi, boşaltılması” hususunda çalışsam 2232 bana açık mıdır? (Sanmıyorum) Destek verilecek kişilerin siyasi kriterlerle seçilmeyeceğine emin misiniz? Sizi uzman olduğum konumun desteğe layık olduğuna ikna etsem, bursun hemen verileceği konusunda bana yardımcı olabilir misiniz? Ya işlerine gelmeyen konular reddediliyorsa 42 yıllık Bilim Teknik Dergisinin Darwin fotosu olan kapağından rahatsız olanlar her konuya açık olurlar mı? “Fare ve kaçak” laflarını geri almanız gerekmez mi? Neden bu kadar çok kendinize güveniyorsunuz?

11- Çok özel bir konuda Silikon Vadisi’nde “sıradışı yetenek çalışma izni vizesi” ile yurtdışında olan biri olsam (gerçekten şu anda öyleyimdir belki) geri dönmeyi de arzu ediyor dahi olsam sizin bu üstten görme tüvitleriniz yüzünden çok üzülürüm. Çok.

12- Özetle madem konunuzda uzmansınız, herkesin yaşadıklarını ve özel durumlarını bilemeyeceğinize göre yazdıklarınıza azami dikkati gösteriniz.

Ya da etmeyin, biz de sizi ciddiye almayalım o halde. Seçim sizin.