14. yüzyılın önemli düşünürü İbn-i Haldun coğrafi koşulların insan yaşamını ve toplumsal hayatını belirlediğini anlatmak için “coğrafya kaderdir” demişti. Bunu söylerken coğrafyanın sadece kültürel ve sosyolojik kodlar üzerinde değil aynı zamanda ekonomik gelişmişlik ve getiri üzerinde de belirleyici olduğunu söylüyordu. Bugün küreselleşen dünyada mesafeler kısalmış olsa da coğrafya hala ekonomik aktivitenin başarısında en etkili faktörler arasında.
McKinsey 2019 yılı bankacılık sektörünü değerlendirdiği “The last pit stop? Time for bold, late-cycle moves” isimli çalışmasında, bir bankanın değerinin %70’inin içinde faaliyet gösterdiği pazardan yani coğrafyadan geldiğini söylüyor. Örneğin, tarihsel olarak incelendiğinde Amerika’daki bankaların Avrupa’dakilere oranla %10 daha fazla kazanç sağladığı görülüyor.
Peki içinde faaliyet gösterilen pazarı seçmek ya da bu tür dışsal koşulları değiştirmek bankaların kontrolünde olmasa da getirilerini artırmak için bankaların yapması gereken bir şeyler yok mu? Özellikle küresel bankacılık sektörünün büyüme hızında düşüş trendinin gözlendiği ve getirilerin gerilediği bir konjonktürde rapor hem kapsamlı bir durum değerlendirmesi yapıyor hem de bankaların pazardaki pozisyonlarına göre neler yapabileceklerine ilişkin önerilerde bulunuyor. Bu noktada raporda dikkatimi çeken ve altını çizmek istediğim birkaç noktayı paylaşmak istiyorum.
- Küresel bankacılık sektöründe yüksek getiri döneminin sonuna gelindiği görülüyor. 2018 yılında tahmin edildiği gibi gelişmekte olan ülkelerdeki bankacılık sektörü getirisi (%14.1), gelişmiş ülke bankacılık sektör getirisinin (%8.9) üzerinde.
- Ancak asıl ilginç olan gelişmekte olan ülke bankacılık sektör getirileri yıllar içinde azalırken (2013’te %20 iken 2018’de %14.1), gelişmiş ülkelerde getirilerin artıyor (2013’te %6.8 iken 2018’de %8.9) olması.
- Gelişmiş ülke bankacılık sektörü sınırlı büyüme imkânı dolayısıyla verimliliği artırmaya ve risk maliyetlerini azaltmaya yönelmiş ve bu sayede getiri oranlarında söz konusu artışı yakalamış görünüyor. Gelişmekte olan ülke bankacılık sektörü getirileri ise başta fintekler olmak üzere dijital kanalları yoğun kullanan yeni oyuncuların artan rekabet nedeniyle erozyona uğruyor görünüyor.
- Dijitalleşme ve yapay zekanın etkin kullanımı bankaların maliyetlerini %50’ye varan oranlarda düşürebiliyor. Özellikle marjların daraldığı bu dönemde etkin dijital stratejiler uygulayabilen bankalar rekabette öne geçebilecek.
Özetle, ekonomik döngünün sonuna gelinmesi, konvansiyonel bankacılık alanlarında fintek ve bigteklerin varlığını artırması ve dijitalleşmeyle rekabetin daha da artması, bankaların işini ilerleyen dönemde daha da zorlaştıracak. Böylesi bir konjonktürde cesur adımları atabilen, değişen müşteri ihtiyaçlarına hızla ayak uyduran, stratejik işbirliği ve ortaklıklarla ölçek ekonomisini yakalayabilen bankalar ayakta kalacak.
Her ne kadar Türkiye gelişmekte olan ekonomiler sınıfında yer alsa da bankacılık sistemi son 20 yılda yaptığı atakla dünyada pek çok alanda öncü konumda. Özellikle teknolojik alt yapısı, hızı ve yeniliklere adaptasyon kabiliyeti, getirilerin azaldığı bu dönemde Türk bankacılık sektörünü rekabette ön plana çıkaracak en önemli faktörler arasında yer alıyor.
Not: Aynı rapora ilişkin farklı bir değerlendirmeyi Cagatay Gurpinar’ın aşağıdaki yazısından ulaşabilirsiniz.


