Alt 29’59’’un İlk Sanatçıları

Image for post
Image for post
Ekin Tunçeli

A Corner in the World X bomontiada ALT 2018 yılına yeni bir program ile başladı: Alt 29’59’’. İlk defa Şubat ayında gerçekleştirilen bu program ile, her ay belli bir tema altında birleşen 30 dakikanın altındaki deneysel performanslar bomontiada ALT’ta sahne alıyor ve izleyicileriyle buluşuyor.

Başvuru ile seçilen Alt 29’59’’ programının ilk sanatçıları Nadir Sönmez, Anna Karayorgi, Ekin Tunçeli, Kamola Rashidova ve Selen Lun ile yaptığımız röportaja aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Bize, Alt 29'59"un ilk buluşmasında sergilediğiniz işinizden bahsedebilir misiniz?

Anna: Masalların Masalı edebi eserleri harekete ve görsele aktararak, farklı bir dille izleyiciye ulaştırmayı amaçlayan bir projedir. Bu amaç doğrultusunda, Nazım Hikmet Ran’ın “Masalların Masalı” adlı şiiri de gölge tiyatrosu tekniklerinin kullanıldığı, müzikli ve manuel sinema performansına dönüştürülmüştür. Projenin, daha birçok şiir eklenerek geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Ekin: Alt 29’59”da “SELFIE” isimli solo işimi sergiledim. Quartet görünümlü bir solo diyebilirim. Kendi boyutumdaki heykelciklerle birlikte oluşturduğum bir konsept. 3 heykelcik ve ben baştan aşağı aynı tulumları giyince sahnede 4 kişi varmış gibi bir illüzyon oluşuyor.

Kamola: İcra ettiğimiz düet, Rachmaninov’un bende bıraktığı etki üzerinden gelişti. Rachmaninov dinleyicisi olarak bu eseri tercih etmem, projenin çıkış aşaması itibarı ile önem kazandı.

Selen: “Katia Makatow Presents NOTHINGNESS II” adlı işim, dünyayı gezen ve çok küçük yaşlardan beri sanat dünyasının içinde yer alan bir performans sanatçısının hikayesi; hem “NOTHINGNESS II” adlı yapım aşamasındaki işinin arka planını hem de kendi hayatını anlatıyor çünkü bir performans sanatçısının hayatı ve sanatı paralel işliyor çoğunlukla diye düşünüyorum.

Image for post
Image for post
Anna Karayorgi

Performansınızın ortaya çıkış hikayesini anlatır mısınız? Yaratım süreci boyunca size ilham veren filmler, kitaplar, sanat eserleri neler oldu?

Nadir: Bu metni yazdığım dönemde Conor McPherson’un St. Nicolas oyununu okuyordum ve üslubu dikkatimi çekiyordu. Son zamanlarda stand-up’çıların sahnede tek başına olmaları ve başka bir şeye ihtiyaç duymadan büyük kalabalıkları uzun süreler boyunca aktif ve dinamik tutmaları üzerine düşünüyorum ve bunu performansta nasıl yaratabilirim diye merak ediyorum.

Anna: Bu performansın oluşum süreci yaklaşık 4 ay sürdü. Bir ayı sadece araştırma ve gerekli verilerin toplanması için ayrıldı. Araştırma süreci tabii ki sadece kitaplardan faydalanılan bir süreç değil. Performansın temellendiği şiirin içindeki her şey oldu. Yani araştırma, doğaya çıkıp ağaçlara bakmak, kedi fotoğrafları çekmek, kedilerle haşır neşir olmayı dahi kapsıyor. Yani doğa kaynak oldu projeye ve sonuna kadar doğanın sunduğu sadecelik ve naiflikte kalması önemliydi. Tabii ki Nazım Hikmet’i ve hayatını konu alan birçok kitap ve film süreçte kaynak olarak kullanıldı. Sonrası ise hayal kurmak üzerine. Projenin yaklaşık 1–1,5 ay süren tasarım süreci başladı. Tasarım süreci, çizim, kullanılacak teknik ekipman, malzeme ve performansın gerçekleşmesinde kullanılacak dil olmak üzere tüm evrelerini kapsıyor. Yani geriye 1 ay kalıyor. O da tasarımın gerçek olma süreciydi. Üretim aşaması, denemeler, provalar, müzik…

Ekin: SELFIE, ben MSGSÜ Çağdaş Dans Lisans 2 öğrencisi iken Aslı Bostancı ile yaptığımız doğaçlama dersinin sürecinden çıkan bir iş. Açıkçası kendisinin bana verdiği ilhamları göz ardı edersem büyük ayıp etmiş olurum. Aslı, çalışma süresince bizlere, kendimize yöneltmemizi istediği bir soru listesi verdi ve bu soruların cevapları ile şekillenecek bir solo yapmamızı istedi. Ben, o dönemde sahnede solo izlemekten sıkılıyordum ve açıkçası solo da yapmak istemiyordum. Fakat ödevim “solo” yapmak idi. Sonrasında bu çıkmazdan nasıl çıkarım, kendimi nasıl çoğaltırım, çoğaltırım çoğaltmasına ama bunları nasıl kolay taşınabilir, hareket edebilir ve esnek yapabilirim, bunu nasıl en düşük maaliyetle çözerim diye düşünürken fikirler gelişti ve bu adamcıklar ortaya çıktı. Aslında hikaye de, adamlar ortaya çıktıktan sonra oluştu diyebilirim. Sizin aynınız olan ve sizin tarafınızdan yapılmış 3 tane daha “siz”. Bence, hikayenin oluşması için oldukça yeterli bir durum.

Kamola:
Bir müzik size ne verebilir?
Size hitap etmiş olduğu duyguyu tarif edebilir misiniz?
Vermiş olduğu hareket yoğunluğunun ifadesi ve varoluşu nasıldır?
Bu üç soru sürece anlam kattı.
Eserdeki tüm müzik terimlerini inceledik ve onu kendi hareket anlayışımıza tercüme ettik.
Andante espressivo –duygu ve anlam katılan manasını taşır.
-Müzik ve dansçıların diyaloğu
-bir arayış
-bir anlatım hali
-karşılıklı dinleme durumu
-aradan geçmek
Yukarıdaki unsurlar dansın genel hareket yapısının oluşmasını sağladı.Yaratıcı dansçılar kendi bireyselliğini müzik eşliğinde öne çıkardı. Ama aynı zamanda uyum içinde mekanı paylaşmayı amaçladılar.
İlham veren unsurlar tabii ki çok özel oluyor süreçte. Dolaysıyla ben etrafımda bana ilham veren tek yegane “şey”e odaklanamıyorum ve bunu herhangi bir kategoriye koymuyorum. Çünkü gün geçtikçe, benim gibi, etrafımdaki ilham diye adlandırdığım “şey” kendi içinde değişiyor ve gelişiyor.

Image for post
Image for post
Selen Lun

Selen: Katia karakteri ve öyküsü, geçen sene 4. Sanatta Görünürlük Festivali ve Genç Koreograflar 7'de gösterimini yaptığım “Bruce Willis For A Day” adlı işim için ortaya çıkan bir iş oldu… BWFAD, izleyicilerden güzel geri bildirimler aldı fakat bu 25–30 dakikalık bir oyun ve iki festivalde de kapanış işi olarak yer aldı, doğal olarak tekil sahnelenmesi için bir ön oyuna ihtiyacı olduğunu düşündüm, ben de zaten her sene 2 ya da 3 iş çıkarmaya çalışıyorum. Böylece bir zamandır aklımda hayal meyal yer alan bu karakteri geliştirmeye ve ondan bir oyun çıkarmaya yoğunlaştım. “Performans sanatçısı” başlığı başlı başına bir ilham kaynağı ama bu kadının öyküsü ve hayatla olan ilişkisinde kendimi bildim bileli takip ettiğim sevdiğim sanatçıları anımsadım. Zaman zaman onların röportajları veya bir yerde karşıma çıkan bir eseri bana yol gösterdi; Yayoi Kusama ve Björk bu ilham kaynağı sanatçıların başında geliyorlar.

Alt 29’59”, programından kazanımlarınız neler oldu, deneyimlerinizden bahseder misiniz?

Nadir: Benim için harika geçti. bomontiada ALT’ın atmosferini seviyorum ve uzun süredir burada bir şeyler sunmak istiyordum. Metin öngörmediğim bir şekilde karşılandı ve seyirci kendini çok dahil hissetti. Tahmin edemeyeceğim kadar çok güldüler. Performans esnasında tepkilere şaşırarak ve adapte olarak ilerlemek bana büyük bir haz verdi.

Anna: Proje aslında, bir bitirme projesi olarak hazırlandı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sahne Dekorları ve Kostüm bölümünden mezun olduktan sonra bir kukla tiyatrosu kurma arzusuyla hep hareket ettim. Bu yüzden de Kukla Projesi ile mezun olmak istedim. Proje çok beğenilmesi, okuldan sonraki hedeflerim için bana ilk yolu çizdi. Bu doğrultuda da bomontiada’da tazecik performansımın gösterimi benim için çok büyük bir ilk deneyim oldu. İlk defa 40–50 kişi birden beni dinledi. Onlara bir şeyler anlatmaya, aktarmaya çalışmak ve bunu çok sevdiğim, hep seyirci olarak geldiğim bir mekanda yapmak, beni çok heyecanlandırdı.

Ekin: Benzer süreçlerden geçmekte olan sanatçılarla tanışmanın, onlarla aynı sahneyi paylaşmanın ve aşina olduğumdan daha farklı bir kitleye ulaşmanın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bu da Alt 29’59’’ programı sayesinde gerçekleşti. bomontiada ALT’ın sahnesi, performans sanatları için çok taze ve bir o kadar da güzel bir sahne. İşimi buraya adapte etmek ve bu sevdiğim sahnede sergilemek oldukça keyifliydi.

Selen: A Corner in the World x bomontiada ALT işbirliği en başından beri beni çok sevindiren ve umutlandıran bir oluşum. Bu sezon bomontiada ALT programında yer almak için can atıyordum. 29'59'’ fikri tam da aradığım şeydi çünkü tek başıma bir oyun sergilerken sahne kiralamak, seyirci bulmak gibi teknik detaylarla da ben uğraşıyorum. Halbuki 29'59'’ gibi açık sahne mantığıyla düzenlenen etkinliklerde tek yapmam gereken başvurmak ve seçilirsem oynamak… Bir sanatçı için gerçekten kaçırılmaması gereken bir fırsat. Başka sanatçılarla aynı geceyi paylaşmak da benim baştan beri çok sevdiğim bir deneyim. Bir arada olduğumuz bu gecede aynı zamanda birbirimize destek olmuş ve üretime teşvik etmiş oluyoruz, bu da çok önemli. Üstelik böyle elverişli ve nezih bir sahnede.. Daha ne olsun!

Image for post
Image for post
Kamola Rashidova

Türkiye’yi sanat olanakları açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nadir: Sanat muhtemelen her yerde olduğu gibi Türkiye’de de bu işle ilgilenen belli bir camia içerisindeki ilişki dinamiklerini çözerek yapılabiliyor. Yapıcı gelişmeleri desteklememizde fayda var. Benim geçtiğimiz senelerde en çok beğendiğim sahne işleri kendi olanaklarını yaratmış ve kendilerini iyi tanıyan sanatçılar tarafından üretilmişti.

Anna: Türkiye’nin sanat olanakları hep daha kısıtlı oldu. Şimdilerde biraz daha olanaklar mevcut gibi geliyor bana. Yeni soluk alacak alanlar her geçen gün çoğalıyor fakat bu çoğalmanın içerisinde çok fazla kirlenmenin de olduğunu hissediyorum.

Ekin: Bence bir insan en kolay köklerinin olduğu yerde üretebilir. Bu nedenle kendim için en rahat üretim yapabileceğim yerin Türkiye olduğunu düşünüyorum. Ürettiğim şeylere şimdiye kadar maruz kaldığım her şey sinişmiş durumda ve bunu da en çok buna maruz kalmış insanlarla, Türkiye’de yaşamakta olan insanlarla paylaşmaktan keyif alıyorum. Ama tabi bu duruma ekonomik ve sosyal tatmini katmıyorum. Üretmek için malzememiz bol burada ama yemeği pişirebileceğimiz ocağın ve servis edebileceğimiz tabağın, masanın eksikliğini yaşıyoruz, yani şartlarımız pek iç açıcı değil. Buna rağmen son zamanlarda oldukça fazla oyunun, konserin, serginin olduğunu görüyorum yani aslında izleyici tarafından durum biraz daha iç açıcı. Bir de bomontiada ALT gibi üretimi destekleyen mekanların olması alanın yeşermesine katkıda bulunuyor.

Selen: Diyelim ki, sanat, yiyip içebileceğiniz bir şey değil ama size yiyip içme motivasyonunu ya da zevkini veren bir şey. Burada zaman zaman aç kaldığımızı

düşünüyorum. Ama motivasyon düşüklüğünden, ama zevksizlikten, hepsi olabilir…

Programın özelliği kısa ve dinamik performanslara yer vermesi. Sizce bu tarz performansların avantajlı ve dezavantajlı yönleri neler?

Nadir: Süre ilginç bir kıstas. Sunacağım şeyin kısa olması beni bir şey önermek için cesaretlendiren bir faktördü. Ancak kısa film gösterimlerinde olduğu gibi bu format da birbirinden farklı performansları peşi sıra sahnelemek gibi bir zorunluluğu var. Seyirci her bir performansı tek başına görseydi daha farklı hissedeceği bir ilişkiye giriyor olabilir. Öte yandan birçok birbirini tanımayan ve benzemeyen sanatçının bir günlüğüne bir arada bulunmasının getirdiği kendine has güzellikler de var.

Anna: Programın kısa etkinliklere yer vermesi, nispeten hızlı üretilebilen ve genç sanatçıların kendini gösterebilecekleri bir alan kazanmaları açısından avantajlı. Sürenin kısalığı, bir fikri anlatmak ve bir bütünlük oluşturabilmek açısından belki zorlayıcı olabilir ama bir dezavantaj olduğunu düşünmüyorum.

Ekin: Kısa işleri sergilemek, sergileyecek fırsat bulmak çok kolay olmuyor. Her üretim bir geceyi dolduracak uzunlukta olmayabiliyor. Sergilenebilmesi için işler şişirilip süreler uzatılınca, tatsız şeyler ortaya çıkarabiliyor. Bir işin sergilenebilmesi için uzun olması gerekliliğini ortadan kaldırdığı için, derli toplu ve bitmiş güzel kısa işlerin izlenebilmesini sağlıyor bu program.

Kamola: Bence kısa işler seçkisi çok işlevsel, sadece zamanı ve doğru sıralamayı oluşturmak çok önemli oluyor o gecenin akması için.

Selen: Bu tip bir performans sergileme biçimi sanatçı için oldukça avantajlı bence ama işin içeriğine bağlı olarak. Sonuçta orda bir süre kısıtlaması da var ve bu bir yerde sanatçıyı daha hızlı ve daha atik düşünmeye sevk ediyor; çünkü eğer yapım aşamasındaki bir işse, işin dinamiğini de belirliyor o süre. Bir de geceyi düzenleyen ekibin içgörüsü çok önemli; işleri nasıl bir sıralamayla gösterdikleri hayati önem taşıyor bence. Programın katılan sanatçılar için herhangi bir dezavantajı olabileceğini düşünmüyorum; ancak uzun bir iş kısaltılıp bu programa uydurulmaya çalışılırsa belki sanatçının istediği sonucu vermeyebilir ama bu öznel bir durum. Avantajı çok, dezavantajı yok diyebilirim kısaca. Benim için ise farklı dallardan sanatçılarla aynı gecede, bir arada olmak bir çeşit Disneyland heyecanı ve mutluluğu yaratıyor.

Image for post
Image for post
Nadir Sönmez

Sizin gibi genç sanatçılar için tavsiyeleriniz neler olur, siz bu süreçte
nelerle karşılaştınız?

Nadir: Bir işi hayal etmekle seyirci karşısında gerçekleştirmek arasında provanın asla hesaplayamayacağı farklar var. O yüzden seyirciyle bir araya gelinebilecek olanakları değerlendirmek önemli. Bunu kolaylaştırdığı için de A Corner In The World ekibine teşekkür ederim.

Anna: Sanatçılara verebileceğim en büyük tavsiye, hiçbir şeyi olanaksız görmemeleri. Zira başvurulardan haberdar olmadan, henüz bir hafta önce bomontiada’da da bir gösteri yapma hayali kurmuştum, gerçek oldu.

Ekin: Motivasyonumu kaybettiğim çok zaman oldu ama şuan geriye dönüp baktığımda, iyi ki bu kadar uğraşmışım ve bu performansı tekrar sergilemişim diyorum. Tavsiyem bol bol çalışmaları ve üretmeleri, bunun yanında motivasyon kayıplarına alışmaları olacaktır.

Kamola: Kendimi dahil ederek samimiyetle şunu söyleyebilirim, sevdiğiniz işe değer vererek onu heyecanla, sevgiyle, sayısız ve zamansız araştırmalarla geliştirerek etrafınızla paylaşabilmenizdir. Zamanla herkes kendiliğinden bir strateji buluyor bu da yolumuzun daha berraklaşmasını sağlıyor.

Selen: Sanatla uğraşan insanlara, özellikle genç arkadaşlarıma tavsiyem korkmamaları yönünde oluyor. Kötü iş yapma korkusu birçok insanı bloke edebiliyor, bence bir fikri geliştirip izleyici ile buluşturmak başlı başına bir yolculuk ve çok heyecanlı. Sanatla uğraşan bir insan kendini bu heyecandan mahrum bırakmamalı.

Written by

Yaratıcı kültür kampüsü Yapı Kredi bomontiada, Bomonti kültür mirası içinde birlikte üretmeyi, paylaşmayı ve keyifli vakit geçirmeyi teşvik ediyor.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store