Öncelikler Üzerine

Belki de özgürlük üzerine bir yazı bu ama büyük devrim hayalleri olan biri değilim. Zira özgürlük insan Allah’a gerçekten iman ettiği an başlar bence (ki belki de bu devrimlerin en büyüğüdür.)

Yakın zamanlarda kendimizi başkaları için yaşamaya programladığımızı fark ettim. Kimin fikrine değer verdiğimi iyice sorgulamaya başladım. Nasıl giyindiğinden kullandığı kelimelere kadar yaptıklarıyla hep biri(leri)ni memnun etme çabasında ise insan, ben kime bakıyordum? Cevabı korkutucu bir soru bu gerçekten. Aldığımız eğitim bize kimin fikirlerinin önemli olduğunu öğretiyor öyle değil mi? Medeniyet sahibi, ölmüş Avrupalı adamlar ve onların Amerikalı beyaz torunları. Öyle ki söylediklerimizi Müslüman kardeşlerimize kabul ettirmek için dahi aramızdaki sohbetlerdeki referansları duyar gibiyim. ‘Hayır kimlik meselesi performative sonuçta Judith Butler da böyle yazmış.’

Hepimizin öğrenciler olarak içinde bulunduğu akademi, fark etmiş olsanız gerek son derece dünyevi bir çevre. Bazen sırf kapitalist piyasanın dışında olduğu ve ilim peşinde koştuğu gerekçesiyle maruz görüyoruz. Ama burada iki önemli varsayımda da bulunmuş oluyoruz. Birincisi kapitalizmin dışında değiliz hatta onu besliyoruz, yani üniversiteler piyasaya verimli eleman yetiştiriyorlar. Kapitalizmin kalbi olan Amerika’da okuyan bir öğrenci olarak ben zamanımız konusunda bize verilen bu incelikli eğitimin bizi işverenler için daha verimli hale getirmek adına yapıldığını düşünüyorum. Ben oradayken günümün her dakikası elektronik takviminde planlanmak zorunda hissediyorum yoksa hiç bir işe yetişemiyorum. Aslında daha prestijli bir okuldan mezun olmak demek zamanınızın kölesi olmaya ne kadar yatkınsınız demek. Zamanımızı boşa harcayalım demiyorum ama verim (efficiency) ve bereket farklı şeyler. Bunu söylerken ki derdim sosyalist çözüm önerileri sunmak değil Müslümanca bir farkındalık yaratmak.

Diğer mesele de ilim. İslam geleneğinde önemli olan hayırlı ilim kavramı akademi de yok gibi. Durum böyle olunca sırf yazmak için yazan doktora sahibi bir sürü Allah’ın kuluyla karşılaşmak mümkün. Bu işlerin tarihine biraz bakmış arkadaşlar bilirler ki akademi zaten başından beri bir projeymiş. Doğal bilimler savaş teknolojileri ile sosyal bilimler sömürgecilik ve emperyalizm ile doğrudan ilişki içinde olmuş hep. Benim okuduğum Yale üniversitesi kurulduğu günden bu güne Amerika’daki köleliğe ve ırkçılığa katkıda bulunmuş. (İlgilenenler Angela Davis’in de ziyaretinde bizlere tavsiye ettiği C.S. Wilder’ın Ebony & Ivy kitabına bakabilirler)

Tüm bunları neden yazıyorum? Bizler genç Müslümanlar olarak şunu veya bunu yapma(ma)lıyız demek bence bana düşmez ama aynı cihadın içinde olan üniversiteli Müslümanlar olarak neyi, nasıl ve neden yaptığımıza dikkat etmeliyiz bence. Akademisyen olmayı düşünen ve Amerika’da doktora yapmayı planlayan biri olarak bunu en çok da kendime söylüyorum. Kimlerin onayının peşinde koşuyoruz? İlim gerçekten ilim mi yoksa ancak birilerinin altına imza atması ile mi zihnimizde anlam kazanıyor? Ürettiklerimizi salih niyetlerle üretsek dahi hatırlamalıyız ki ortaya koyduğumuz şeyler herkesçe kullanılabilir. Kendi sorunlarımıza çözümler ararken okuduğumuz ve yazdığımız İngilizce makaleler acaba hakikaten kimlerin işine yarıyor? Yani özünde eğer öğrendiklerimiz. bizi Allah’a yakınlaştırmıyorsa gerçekten bizi ‘akıl sahibi’ kılıyor mu? Pek çok ‘eğitimli’ insan küfür içinde maalesef. Hayırlı ilimden kastım yalnızca geleneksel İslami ilimler değil ben lisede aldığım biyoloji dersinin imanıma büyük katkılarda bulunduğu inancındayım, tabii Allahu alem.

Iman iddiasında olduğumuz Allah’ı önceliklerimizin en tepesine alabilmemiz duasıyla

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.