Başlangıçlar

Başlamak işin yarısıdır derler ya. Hah işte tam orda takılıp kalıyorum ben. Doğru zamanı beklemekten başlamadıklarımın listesini saymaya kalksam beynim infinite loop’a girer. O derece yani. Bu başlayamadıklarımdan biri de: yazdıklarımı internet’te paylaşmak’tı. Yok şu dönemde geçsin derken baktım ki mezuniyet yaklaşmış. Bir de tabi gramer meselesi var. Türkçe ne kadar ana dilim de olsa, anavatan dışında doğmuş biri olarak sonuçta bir sürü hata yapıyorum. Yani tabi ben neyin doğru neyin yanlış olduğunu da bilmiyorum. Sağolsun bundan iki sene önce bir arkadaş (ismi eksik kalsın) her mesajlaşmamızda bunu dile getiriyordu. Neyin yanlış olduğunu da söylemediği için ben sadece yazarken hata yaptığımı biliyorum o kadar.

Bundan dolayı sanki beklemem gerekiyormuş gibi hissediyordum. Beklemekten çürümek üzereydim ki sahneye Şeyma çıktı. İyi ki böyle insanlar var. Dünya hala ayaktaysa insanları güzel şeyler yapmaya teşvik eden insanlar sayesinde. Yani burdan “Teşekkür ederim Şeyma” demek istiyorum :)

Şimdi “e o zaman Hollanda’ca yazsaydın ya” diyenlerde olabilir, ama ben o dili pek sevmiyorum. Gayet soğuk ve mekanik bir dil. Bir de bundan yaklaşık dört sene önce İzmir’e gittiğimde bir sabah “ben Türk gibi oldum yaaa, saçmalama Tuba sen hep Türktün zaten” diyerek uyandım. Bu yüzden Türkçenin yeri bende ayrı. Ülkemle en güçlü bağım dilim ve onu tekrar kaybetmek istemiyorum. Bir dili en iyi öğrenmenin yollarından biri de yazmak olduğu için bu ilk adımla birlikte inşallah yazmaya ve tabi okumaya devam.

Sevgiler,

Tubâ

Like what you read? Give Tubâ a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.