Kimyalarımızı Dinlendirme* Aparatı

Birebir insan ilişkilerinde her ikilinin çevresine konuşlandığı bir nehir vardır. Bir taraf, kendi masumiyetini başkasının günahı üzerinden kurmaya başladığında bu ırmak donar fakat yine de akmaya çalışır. Donan suyun genleşmesiyle iki ihtimal ise ortaya çıkar: Günahkar addedilen tarafın beyin ana arterleri, mütemadi tepkisizlikten çatlamaya (a) ya da bu taraf yakın geçmişine çok sert olmayan bir sünger çekip sinüs yollarını açmaya (b)başlar.

a’nın gerçekleşmesi, ya üzerinde ısrar edilen bir “katlanırım”la ya da bu duruma bu ikilinin dışında bir başkası müdahale ederse oluşur. Donan su, içinde hapsolmuş her şeyi yutup erimeden kırılmaya başlar. Ve süreç, ikili arasında çözülüp eritilebilecek bir nehirken asla sonu gelmeyecek kronik bir buz döngüsüne dönüşür.

O nedenle tarafların b’deki sinüs yollarını açması için kafalarını -kurmadan-, kalplerini -karartmadan-, parmaklarını -yazıp çizmeden- ve kulaklarını -duymadan- dinlendirmeleri gerekir. Bunları yapmadıklarında ise geriye gözyaşı seçeneği kalır. Gözyaşı, bir anda parlayanların ani fırlayan öfke eğrisi gibi anlık vedalarla agresifliğe yol açmaktansa rahatsızlık kaynağıyla -ki bu bireyin bizzat kendi de olabilir- sindire sindire vedalaşmayı ve bu durumu akıl sağlığı (sanity) kaybedilmeden kanıksayabilmeyi sağlar (mental stability). Sinüs yollarını açabilecek tek şey işte budur.

Bütün uygunsuzluklar periyodik olarak dendrit ve aksonlardan fezaya uçurulmalı fakat anızlar asla yakılmamalıdır. Zira hasattan sonra ruhta kalacak olan kökler, saplar ve çalılar nehrin etrafında kurulan kırsal yaşamın bir sonraki sezonunun gübresi olur.

İşte bu çalışmasına sürekli ket vurulan mücerret fasiliteye “kimyalarımızı dinlendirme aparatı ” deriz. Onu keşfetmemiz gerekir.

*: Carlos Dengler, Paul Banks, Samuel Fogarin0, Daniel Kessler

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.