Uskudar’da Misyonerlik

Misyonerlik tarihsel bir gerçeklik olarak sömürgeci Avrupa ile özdeşleştirdiğim bir şey. Hristiyanlıkla bağdaşılışmış olmasından ziyade, bu nedenden dolayı negatif bir kavram benim için.

Bugün bir kaç arkadaşımla oturmuş vatani ve ümmeti ‘kurtarma planları’ yaparken, yanımıza Amerikalı biz yaslarda bir kız yaklaştı ve ‘duyuspikingilis?’ dedi. Biz de herhalde Sultan Ahmet’e nasıl gidilir diye soracak düşüncesi ile evet dedik. (Tabi bu sırada İngilizcemizi konuşturduk, ‘yesofcourse’) Diğer arkadaşlar duruma daha erken uyanmışlar sonradan söylediler ama ben gayet masumca bu Amerikalı kız ve arkadaşları İstanbul’u gezmeye gelmişler sandım önce.

Hepimize ne okuduğumuzu, neden bölümlerimizi seçtiğimizi sordular. Masada bir felsefeci, bir ekonomist, bir sosyolog ve bir de bendeniz anlatması güç ‘Amerikan Çalışmaları’ okuyan kız olarak dört Türk’tük. Misafirlerimiz sohbetin ilerleyen dakikalarında, hiç kiliseye gittiniz mi? İncil’i okudunuz mu gibi sorular sormaya başladılar. Bizler keyifli bir şaşırma içinde hem kendilerine cevap veriyor (bu sıralar ben dahil hepimiz niyetlerini anlamışız) hem de bir yandan kendi davamızı anlatmaya çabalıyorduk.

Ben kendilerine Amerika’da okuduğumu, Amerikalı Katolik bir oda arkadaşım olduğunu ve kendisiyle beraber bir kaç defa Kiliseye gittiğimi söyledim. Başka arkadaşlarla başka kiliselere ve sinagoglara da gittim dedim. Dini ne kadar önemsediğimizi ve oda arkadaşıma dahi kiliseyi ihmal etmemesini, İncil’den kopmaması gerektiğini söylediğimi anlattım onlara da. Bu durum kendilerini şaşırttı.

Arkadaşlarım da bu sırada onlara İstanbul’da görebilecekleri kiliselerle ilgili bilgiler veriyor, İslam’da Hz. İsa’nın anlam ve önemini, Ehl-i Kitaba verilen özel değeri anlatıyorlardı.

İçlerinden biri sonlara doğru, farklı dinlerle ve insanlarla tanışmış biri olarak hala Müslüman olmanın nedeni nedir gibi bir soru sordu. (Büyük soru, derin mevzu) İnsan haliyle panik oluyor böyle bir soru alınca. Tebliğ bizim görevimizken ve biz bu görevi yerine getirmezken biri ayağınıza gelip neden İslam diye soruyor size. Bu şansı da tepersek artık vay halimize. Dilimiz döndüğünce bir şeyler söylemeye hem rasyonel hem duygusal olarak açıklamalar getirmeye çalıştık beraberce, onları kendi dinlerine yaklaşmaya çağırarak samimiyetlerinin kendilerini hakikate yönlendireceğini umarak. Ve tabi hidayetleri için duacı olarak

Bu durum bizi ziyadesiyle sarstı. Her şeyden çok ülkesini bırakıp inandıkları şeyi başka başka insanlara anlatma aşkı ve cesaretiyle dolu bu insanlar bizi utandırdılar. Bizler hakikatin nurunu elimizde tutarken, zedelenmiş vahiy ile diyar diyar gezen bu Hristiyanlar hidayete erseler kim bilir Hakikat dini olan İslamin bayrağını göndere çekmek için nasıl canla basla çalışırlar. Onlar bu halde iken bizler ise birbirimizi bile uyarmaktan, iyiliğe çağırmaktan aciz haldeyiz. En basta ben tabii. Sosyal incelikler, Kelamullah dışında kalan her şey gibi, insanlarca uydurulmuş kurallar bütünü yalnızca.

Naçizane bir hatırlarıma önce kendime sonra bu yazıyı okuyan bir iki ruha.

A single golf clap? Or a long standing ovation?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.