2018 Ekonomik Krizi Hakkında Düşüncelerim

2018 ekonomik krizi, yurt dışında yaşamakta olduğumdan beni direkt etkilememekte. Ancak köklerimin ait olduğu, yetiştiğim, halen de ailem ve dostlarımın yaşadığı yer orası. Kaldı ki bunların hiç birisi olmasa bile, insan onurunun korunması adına dünyanın neresinde olursa olsun; bu tarz tüm krizler için hassasiyet göstermek evrensel bir sorumluluk.

Türkiye’de, her şeyin “dış güçlerin oyunu” olduğuna inanıp “büyük operasyona” direndiğini sananlara, gerçekten (kinaye yok, gerçekten) üzülüyorum. Üzülüyorum, çünkü kandırıldıklarını ahir ömürlerinde anlayabilecek gibi görünmüyorlar.

Mesela, bu yazıyı okuduklarında “nasıl kandırılıyor olabiliriz acaba” diye araştırıp, farklı kaynaklardan bilgi alıp, empati yapmayacaklar. Çünkü bu, yaşadıkları zihinsel konforu terk etmeleri demek.

Zihinsel ezberler ve aidiyet bağları insanları o kadar kör edebiliyor ki; bunu ancak bakış açınızı gerçekten değiştirdiğinizde anlayabiliyorsunuz.

Abdullah Kibritçi’nin ifadesi ile; “İnsanların en iyi becerdiği şey, yeni bilgileri var olan görüşler işler durumda kalacak şekilde filtrelemektir.” Böylece gerçekle yüzleşmek iyice zorlaşır. Bu durumda “ver mehteri” modu aktif hale gelir.

Bu belki de insani bir şey ve bununla mücadele etmek gerekiyordur.

Bu krizin neden olduğuna dair dışarıdan sağlıklı gözlemler edinmek bu noktada çok yardımcı olabilir. Mesela Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman’ın BBC Türkçe’deki değerlendirmeleri bu nitelikte.

“Bir ülke düşünün, bir anda nedeni ne olursa olsun yabancıların gözdesi haline geliyor ve yıllar içerisinde çok yüklü miktarlarda dışarıdan sermaye çekiyor.

Burada kritik olan borçlanılan paranın yerel para birimi değil, döviz cinsinden olması. Bu da geçmişte büyük para girişlerinin görüldüğü ABD’nin dolar cinsinden borçlandığı için benzer şekilde kırılgan olmamasının nedeni aslında.

Ancak bir noktada, bu parti sona eriyor. Dışarıdan gelen borcun ‘aniden durmasına’ neyin neden olduğu çok da önemli değil: Bunun nedeni ekonomi politikalarının başına damadın atanması gibi iç gelişmeler olabilir, ABD faiz oranlarındaki artış olabilir ya da sizinkine benzer başka bir ülkede yaşanan kriz olabilir.”

Sonuçta ekonominiz zayıf ve dışa bağımlı ise, adımlarınızı ona göre atmak zorundasınız. Paranın zamanında “neden geldiği” ve şimdi “niye geri gittiği” komplo teorileri ile açıklanmaktan vazgeçilmeli. Dışa bağımlı bir ekonominin sınırlarını iyi anlamak, gerçek bir üretim ekonomisi tesis etmek, vergi ve hukuk adaletini sağlamak gerekiyor.

Yöneticilerin yedi düvele meydan okuması veya kahramanlık şiirleri alıntılaması, bu durum karşısında yapabilecek hiç bir şey bulamadıklarını, yada daha da kötüsü ne yapacaklarını bilmedikleri anlamına gelmektedir.

Ak Parti, adalet ve kalkınma vaadi ile gelmiş bir siyasi parti idi. Bunun dışındaki tüm siyasi referansları ret ediyor, dini referans almadıklarını ısrarla vurguluyordu.

Ak Parti kalkınma vaadini uzun süre devam ettirebildi. Ancak bu kalkınma, yapısal reformlarla ve üretim ekonomisi ile desteklenmedi.

Doların bol ve Türkiye’nin yabancı yatırımcı için cazip olduğu dönemde; imar faaliyetlerine ağırlık verildi. Bu günlerde ifadesini sık sık duyduğunuz “parayı betona gömdüler” suçlaması bu anlamda maalesef doğru. Yollar, AVM’ler, rezidanslar, hatta bizzat Cumhurbaşkanlığı külliyesinin kendisi. Olası her şeyden tasarruf edilmesi gerekirken; itibarda tasarruf olmaz denilerek her türlü israfın önü en tepeden açıldı maalesef. Günlük hayat kalitesi artan, konforu ve hayat standartları yükselen toplumun, ekonomik olarak güçlendiğini sanması maalesef bir illüzyondan ibaret idi. Oysa her şey dışarıdan gelen sıcak paraya bağlıydı. Bugüne kadar o sıcak para içeride güvenle dolaşıyordu. Olması gereken de bu idi; yabancı yatırımcıyı çekmek ve reel ekonomi içerisinde o sermayenin güvenle kalmasını sağlamak. Ancak bizzat işin başındaki kişilerin bu refah artışını yanlış yorumladıklarını anlıyoruz.

Ekonomi bakanı kendince yeni olan ekonomi modelini açıklarken, bakanlıkların yapacağı tasarruftan bahsetti ve “öyle bir tasarruf edeceğiz ki, daha önce neden yapılmadı diyeceksiniz” şeklinde bir cümle kurdu. Bunla da kalmadı, yeni kabineyi öveceğim derken, eksi kabineyi yerin dibine geçirdi. Öyle ki; bir önceki kabine sanki Ak Parti hükümeti değildi bile diyebilirdiniz.

Üretim ekonomisi haline gelemeyen Türkiye, aslında tüketim ve inşaat sektörü ile büyüdü. Büyüme rakamları geldikçe bu rakamlar hayra alamet değil diyenlerin yaftası da artık “vatan hainleri” idi.

Ülke birden “Diriliş Ertuğrul” platosuna döndü. Biat edilecek bir reis vardı. Herkes bize düşman idi. İçerisi de hain kaynıyordu. Aslında çok güçlü idik. Hatta bizi kıskanıyorlardı. Dünyanın en güçlü ekonomisi olacağımıza inananların sayısı hiç de az değildi.

Devletteki hastalıklı yapılar tasfiye edilmek yerine “kendilerince kullanışlı hale” dönüştürüldü. İyi ve kaliteli yol arkadaşları terk edildi. Hataları söyleyen bilge kılavuzların yerini yakala ve şakşakcı yancılar almaya başladı. Bakkal dükkanı teslim edilemeyecek insanlara bakanlıklar emanet edildi. Liyakat ile birlikte adalet kavramı da yok oldu. Özellikle FETÖ darbe girişimi sonrasında demokrasi ve insan haklarından hızla uzaklaşıldı. Öyle anlaşılıyor ki; FETÖ ile mücadele etmenin başka bir yolu olmadığına inanıyorlardı.

Dolayısı ile gelinen süreçte Ak Parti’yi bu ülke için iyi ve umut verici yapan her şey geldiği gibi gitmeye başladı. Adaletin yokluğuna sessiz kalanları şimdi de kalkınmanın da olmadığı bir dönem karşılıyor.

Ülkeyi ekonomik açıdan cazip hale getirip, yabancı yatırımcıyı çekebilen Ak Parti, anlamsız bir öz güven ile, yine kendisinin hazırladığı bu ortamı bozdu. Hukuk ve adalet gidince, para da kendini daha güvenli limanlara götürmeye başladı.

Şimdi bütün suçu dış güçlere atarak bu işin sorumluluğundan sıyrılmaya çalışıyorlar maalesef. Bizim mahalle de görünüşe göre bu zokayı da yutuyor gibi.

Ülkeye ekonomik savaş açılmış ise; ekonomik savunmanız nerede?

Aşağıdaki alıntı da ekşi sözlükten gelsin;

“sen ekonomi iyiyken üretime yatırım yapma, karınca olmak yerine ağustos böceği ol. sonra ekonomi sıkıntıya girmeye başlasın. ödemen gereken 200 milyar dolar borcun olsun. durum böyleyken git bir de doların sahibine kafa tutmaya çalış. sonra o da karşı hamle yapsın ve ülke neye uğradığını şaşırsın. gerçekten dahiyane.”