Çetin bir savaş : Bakış Açısı

edisyon — 12

photo by David Marcu

Geçen hafta yazımı hafif geçtim. Biraz eğlenceli olsun diye. Bu hafta kafama takılan “bakış açısı” farkına eğildim. Sonra büküldüm. Sonra doğruldum. Ve yazdım. Buyurunuz:

Hepimiz kendi anlayışımızla olayları değerlendiriyoruz. Kendi geçmişimiz, çocukluğumuz, yaşadıklarımız, anılarımız… Anne ve babalarımızın kendi bakış açıları ve bizim yüklenici müteahhit durumumuz ile kendi yaşadıklarımızın toplamı oluyoruz. Tüm karar almalarımız, evetlerimiz, hayırlarımız, yanlış anlamalarımız, ön yargılarımız falan karman çorman bir haldeyiz. Sürekli kendimizi sorguluyoruz. Neleri doğru yapıyoruz, nelerde hatalarımız var. O kadar kendimizi zorluyoruz ki, sonuçta tüm davranışlarımız bir yanlışlar yumağı gibi gelmeye başlıyor. İşin enteresan tarafı, bu hatalarla yaşamaya o kadar alışıyoruz ki, aksi bir durum bizi çok korkutuyor.

Bu konuya geri döneceğim ama benim ilgimi çeken; tüm bu eylemlerimizi bir bakış açısı etrafında döndürüyor olmamız. Mesela şöyle düşünelim: İki kişi arasında bir olay ya da her neyse bir durum var. Durum bir şekilde cereyan etmiş doğrusal bir konu. Ama her iki taraf da durumu kendi bakış açısı etrafında değerlendiriyor. Yani farklı görüyorlar olayları. Çok enteresan değil mi? Gerçekleşen bir olay, kişilerin toplam benlikleri ile bambaşka bir hale geliyor. Kavga ediyorlar. Tartışıp daha da karanlık, derin ve çözülemez bir mevzuya dönüyor.

Şu sıralar Amerika’da da yüksek reyting alan “The Affair” dizisi var. Belki denk gelip izlemişsindir. İzlemediysen bir bak, çok iyi bir dizi. Benim en çok ilgimi çeken şey, bakış açısına göre diziyi iki bölümde seyrediyorsun. Şöyle ki; dizi 60dk. ilk yarım saati bir kişinin bakış açısı, diğer yarım saati ise diğer kişininki… Hakikaten çok etkili. İki kişinin aynı olayı farklı şekillerde görmesi, en basit tabiri ile insanı içine çekiyor seyrederken. Bende mi böyleyim demen çok sürmüyor. İnan.

Sonra düşünüp kendime bir bakış atıyorum (aynanın karşında daha iyi oluyor). Kendi hayatıma ilişkilerime ve olayları değerlendirme şeklime. Hiçbir fark göremiyorum. Sen de bak bi’ kendine en son ne zaman bir olay etrafında tartıştığında karşındaki ile aynı yere varabildin? Bence sıfıra yakındır. Lütfen yalan konuşma :) Sadece olayların üstünü örterek ilerliyoruz. Olaylara açıklık getirerek değil. Zaten böylesi de kolay be gülüm:) “Oh, ne rahat hiçbir şeyi çözemeden de konforlu yaşanıyor” dedin, dedim ama öyle değil tabi ki. Neden mi?

Çünkü bu kadar yükle damper çekmiyor. Yorgunuz. Hem de çok. Büyük bir acı çemberinde farklı köşelerde oturuyoruz. Hayal kırıklarımız. Keşke onu söylemeseydimlerimiz, korkularımız ve yalnızlığımız. Bu duruma nasıl geldik? Hiç mi karşı taraf haklı değildi? Hep biz mi doğru yaptık? Belli ki hayalimizdeki “ben” le yaşıyoruz!

Öyle değil dimi? Sen de farkındasın. Sadece bu konuyu böyle ele almak canını yakıyor. Girmek istemiyorsun. Şu zengin bile olmayan Amerikalıların evlerinin bodrum katında yıllardır kutularda sakladığı eski eşyaları gibi, bir kutuda saklıyoruz kendi gerçekliklerimizi. Ama unutma kutu hep orada ve yüzleşmek için bizi bekliyor. Sen ne kadar ertelersen, hayal kırıklıkları ile yaşlanacağız hepimiz. Çünkü ben sana dokunuyorum. Sen ona. O da bir başkasına. Hep acılarımızla dokunuyoruz bir başkasına. Çünkü biriktirdiklerimiz bizi ele geçirdi.

Belki bir gün karşımıza gerçek “sen” çıkarsın. O eski tozlu kutudan çıkardıklarıyla yüzleşmiş, bakış açısını bir kenara fırlatıp atmış, yıllardır acı denizinde üzen, yaralayan, yıpratan yanlış görmelerini atmış bir sen!

Ama o zaman ben ben miyim? Senin karşındaki… Yoksa bakış açımın esiri ben mi? Sana nasıl bakmalıyım. Sana hak vermeli miyim? Ya da seni anlamalı mıyım? Ya da sana kötü tarafımı zerk edip, işin içinden çıkılmaz bir dipsiz kuyuya mı itmeliyim. Benimle uğraşırken ne hissettin? Koca bir boşluk değil mi? Keşke hiç girmeseydin bu bahse. Lakin ben de zaten gerçekten ben değilim ki karşında.

Velhasıl sevgili kardeşim, konu Doğan görünümlü Şahin kıvamında. Nereden tutsan elinde kalıyor. Ama gerçekten artık şu konuyu netleştirelim:

Hepimiz kötüyüz ve iyiyiz.

Hepimizin içinde kurtulmak istediğimiz taraflar var. Aynı şekilde parlatmak istediklerimiz de… Hepimiz kendi geçmişimizin yaraları ile boğuşuyoruz. Kendimizi gerçekleştirmek için türlü yollara sapıyor, kimi zaman mutlu ama çoğunlukla mutsuz oluyoruz. Yani?

Yani karşındaki de öyle. Aynı senin gibi. O da acı çekiyor çoklukla. Aynı şeylerden mustarip. Bakış açımızı ya geliştirelim. Ya da yok edip nesnel bakmayı öğrenelim. Yıllar herkesi yargılayarak (en çokta kendimizi) tükendi. Daha iyi ilişkiler kurmak fena fikir değil ha! Ne dersin? Senin bana benim de sana ihtiyacım var. Kendini benden mahrum etme.

Çok uzattım “Sorry guys”. Konu güzel ama dimi? Yalan konuşma sen de sevdin. Byzeee.

Bu hafta benden bu kadar. Yazılar hakkında ne düşünüyorsunuz bilmiyorum. Ama bilmek fena olmazdı. O vakit bana şuradan bana mail atıp görüşlerinizi paylaşabilir ya da sadece merhaba demek için bana ulaşabilirsin.

Muhteşem bir hafta geçirmenizi dilerim.

Sevgiler,
 E.

Beni takip etmek istersen;
instagram
Bana yazmak istersen;
mailler buraya