Bir kaç düşünce vol.4

photo by Syd Sujuaan

edisyon — 17

Yuh yazmayalı neredeyse 1 ay oldu, farkındayım. Bir sürü bahane sıralayabilirim ki insanoğlunun en güzel becerdiği şeylerden biridir bahane üretmek. Üretmeyeceğim. Yazıya dalacağım. Kısa tutup, gönül alacağım. Nokta.

Bayramların eski tadı yok teranesi:
Sana yok tabi. Kafanda sadece Bodrum’a kaçmak var. Neden? Çünkü kollektif olarak herkes tatil beldelerinde (Dikkat, dikkat: Bu yazı yoğun bir beyaz yakalı hedeflidir.) Ama hedef tabii Bodrum. InstaStories’de görünmen lazım. Ne kadar mutlu olduğunu göstermen lazım. Ne kadar yorulduğunu ve artık dinlenmen gerektiğini bize göstermen lazım filan”. Diğer yalandan mutluluklara bakıp, ben neden mutsuzum diye iç geçirmen lazım. Sonrada yanık teninle tekrar hayallerinin dipsiz kuyusunda çalışmaya dönmen lazım. Uyan güzelim. E-maillerin şişti. Çocuklar için bayramlar. Hem bizim dini bayramlarımız yüksek geleneklerle yaşatılır, belki bilirisin. Ama sana bana ters. Onun için sağda solda eski bayramlar diye konuşma, komik oluyorsun. Ama çocuklar için öyle değil işte. Onlar bayramda mutlular. El öpüp harçlık toplama peşindeler. Hele çikolatalar… Bizden geçti. Cebimizdeki tüm parayı Bodrum’a yatıralım diyorum ne dersin? Belki 1 lahmacun yeriz hem. Hatta belki iki, sahi kredi kartında yer kaldı mı?

Yeni sezonda futbolda görüşmeyelim:
Futbolun güzellikleri diye başlayan cümleler vardır ya… O bizim ligimiz için geçerli değil. Malumunuz geçtiğimiz ay futbol için son derece itici olaylar zinciri ile tamamlandı. İnsanın içinden ne izlemek ne de üzerine konuşmak geliyor. “Selpak” kağıt mendil için neyse, spor da benim için futboldur. Ama hakikaten artık çok sıkıldım. Kavrayışım bile kısa devre oldu. Futbol ile ilgili yorum dahi yaparken, sekiz cümlenin üçünde kendimle çeliştiğimi farkettim. Bazı şeyler düzelir mi sence? yok bence düzelmez. İsteyende yok zaten. İngiltere ligi filan seyredip: Adamlar ne güzel oynuyor be’cilik devam o vakit. Aslında benim kızdığım, eğlence sektörü diye bir şeyin bu memlekette kalmamış olması. Survivor’ı bir kenarda bırakırsak ki eski futbolcu Serhat Akın ne yarıştı ya… Tebriklerr.

Yaz dizileri = Soğuk limonata?
Yaz geldi. Diziler tatil oldu(yanlış anlaşılmasın yabancı diziler). E yaz dizileri yaratıklandı. Aslında sevmiyor değilim onları da. Limonata gibiler bence. Hafif şekerli olsa yarıda bırakıyosun. Çok ekşi olsa yine yarıda bırakasın geliyor, ki ben genelde ekşi limonata severim. E çok soğuk olması da lazım. Bazen bayık getiriyolar. Olmuyor. Yani benzetmemden bende soğusamda ne demek istediğimi anladın sen. Yaz dizilerini bir şekilde seyrediyoruz işte. Yayıla yayıla, fazla beklenti olmadan…Bir de limonatayı kışın içmezsin ya hani, hani? İçenlerde var ben içmem zorlama beni!

Bir konu hakkında ne kadar araştırma yapılması gerekir?
Nasıl bir ara başlık ama :) yazarken yoruldum. Ama bu soru aslında kafamı hep kurcalar. Bir araştırma yapmak ne kadar sürer? Araştırdığın konunun bilinirliği ile doğru orantılı mıdır? Ya da senin sıkılma oranın mı belirler. Bence her ikiside etkili. Şöyleki: İnsan araştırdığı şeyden sıkılabilir tabiki ama zaten merak ettiğin bir konudan nasıl sıkılıyorsun onu da anlamış değilim. Merak etmenin doğasına aykırı. Bir de artık her bilgiye bu kadar yakın olup yinede tam hakim olamamak da nedir? Şudur: az vakitte hallettmeye çalışıyoruz her şeyi. Biraz zaman ayır, her halttan sıkılma hemen. Hem bu sıkılmada nereden çıktı? Sok onu içeri.

Bu hafta benden bu kadar. Yazılar hakkında ne düşünüyorsunuz bilmiyorum. Ama bilmek fena olmazdı. O vakit bana şuradan mail atıp görüşlerinizi paylaşabilir ya da sadece merhaba demek için bana ulaşabilirsin.

Muhteşem bir hafta geçirmenizi dilerim.

Sevgiler,
 E.

Beni takip etmek istersen;
instagram
Bana yazmak istersen;
mailler buraya