pre-alfa yeniden
Published in

pre-alfa yeniden

Dil uğraşlarım için ilk yazı!

Küçüklüğümden beri yabancı dillerle iç içe oldum. Fransa ve Almanya’dan gelen gurbetçi akrabalar sağ olsun aile içinde Türkçe ’den çok bu dilleri konuştuklarından yabancı dil kavramının farkındalığı bende hep vardı. Etrafımdaki kişilerin anlamadığı bir dili konuşma düşüncesi beni benden alıyor, sürekli düşüncelere sevk ediyor; kuzenlerime bu nasıl söylenir, şu nasıl söylenir diye meraklı meraklı sorular sordurtuyordu.

Soru sorarken yüzümün buna benzediğine eminim!
Soru sorarken yüzümün buna benzediğine eminim!

Ben Türkçe okuma yazmayı 5 yaşımda iken birinci sınıfa giden ablamdan öğrendim. Kendisi okulda öğreniyor gelip benim yanımda çalışıyordu. Daha sonra bana da öğretmeye başladığını çocuk aklımla biraz hatırlıyorum. 7 yaşımda 1. sınıfa başladığımda yabancı dil dersi alacağımızdan bir haberdim. 4. sınıfa geçmiş ablamın okulun ilk günü eve getirdiği İngilizce ders kitabı ile karşılaştığımda okulda yabancı dil eğitimi verildiğini fark ettim. Aynı sene bir bilgisayar girdi evimize ve yabancı müzik kavramıyla da ilk defa yüz yüze geldik. Halamın çok sevdiği bir grup olan Blue grubunun şarkılarını aklımızda kalan kelimeler ile aratıp bulmaya çalışıyorduk. Hala o şarkıları dinlediğimde halamın televizyon karşısında hayran hayran Lee Ryan, Duncan James, Simon Webbe, Antony Costa ‘yı ve müzik kliplerini izlediği gözümün önünden gitmiyor.

Von lav diye araştırmamız sonucu Youtube algoritmaları bizi doğru yere yönlendirdi.

Beşinci sınıfa giden ablama öğretmenleri İngilizce kelime kağıtları dağıtıyor ve her bir kelimeyi 5 defa yazma ödevi veriyordu. Ablam hocası tahtaya kaldırıp kelime ezberi aldığında heyecanlanmamak için evde sürekli denemeler yapıyordu. Kağıt benim elimde ablama bir bir kelimeleri sorar üstlerini çizerdim ki ben o zamanlar 8–9 yaşlarındaydım. Bir gün İngilizce dersinde burçları öğrenmiş ablam eve geldi ve ezberlemeye başladı ama bir türlü o zorlu kelimeleri ezberleyemiyordu. Ben onun aklında kalsın diye bir şarkı yaptım (şarkı yaptım deyince de sanacaksınız ki ben Beethoven gibi beste yaptım hahah). Sınıfta burçları güzelce sayan ablam öğretmenine benim onun için bir şarkı yazdığımı söylediğinde öğretmeni beni dersine davet etti ve bana tahtada bu şarkıyı söyletti. Yeni bir kelime eklememiştim oysaki sadece ritimli bir şekilde sırası ile burçları sayıyordum. Ahh~ şu an yazarken bile utançtan yanaklarım kızardı. Neyse efendim gördüğünüz gibi uzun süreler direkt öğrenen kişi ben olmasam da İngilizce beynimde yer edinmeye başlamış kitaplar karıştırır olmuştum.

Evet etrafımda birinci elden konuşan yoktu ama internet ortamıyla tanışmamla beraber İngilizceyi sürekli görür, duyar oldum . Green Day, Kelly Clarkson, Blue, The Cranberries vs. karmakarışık gruplardan şarkılar dinleyip sevdiğim tarz müziğin arayışındaydım. Önce şarkıyı dinliyor daha sonra sözlerini araştırıp şarkı sözleri defterime yazıyordum. Sevdiğim kısımların üstünü boyamayı ve o kısımları çevirmeyi de seviyordum. Google Çeviri o dönemler daha Türkçe çeviri yapamıyordu sanırım o yüzden sözlükler kullanıyordum. 2010–2012 arası Google çeviriden yararlandığımı hatırlıyorum.

İngilizce ile aram hep iyiydi. Duşta, tuvalette şarkıları söylüyor, kendi kendime monologlar yapıyordum. İngilizcesini bilmediğim kelimeler için Türkçesini yapıştırdım mı kendi kendime eğleniyordum.

“I like to drink tea. What do you want to drink?

Orta coffee” , gibi 😝

Bir zaman sonra bu beni rahatsız etmeye başladı. Kendi kendime konuşurken daha kompleks cümleler kurmak istiyor ancak kelime haznemin yetersizliği nedeniyle tıkanıp kalıyordum. İçim daralıyordu. İşte o zaman bir not defteri tutmaya başladım. Aklıma gelen kelimeyi yazıp sözlükten anlamını buluyordum. Cümlemi de buna göre düzeltip altına ekliyordum.

Böyle böyle böyle ilerledim işte. Şu an herhangi bir dil sınavına girmediğim için İngilizce seviyemin tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Kendime dışarıdan baktığımda hala çok eksiğimin olduğunun farkındayım konuşmak da dahil kendimi ifade etmekte zorluk çekmiyor; kitap okumak, çeviri yapmak gibi konularda kendimi eksik hissetmiyorum. Teknik makaleler okuyabiliyor ve en önemlisi anlayabiliyorum. Bu sene yapabilirsem (korona hazretlerinden korkmaz da sınavına girersem) en kötü ihtimalle YDS sınavına girmek ve elimde bir veriye sahip olmak istiyorum.

Bu üstte yazılanlar ben vs. İngilizce hikayemdi. Hala devam eden bir hikaye olduğu unutulmamalıdır. Dil öğrenmenin tek sefer bir şeyler öğrenip biten bir yapısı olduğunu düşünmüyorum. Her şey gibi ömürlük bir öğrenme süreci var.

Ana dilim Türkçeyi bile hala öğrenmeye devam ettiğimi söyleyebilirim.

Kendimi bile tanıtmadan girdiğim bu ilk Medium yazısında hayatımın %30‘unu kaplayan (evet bu yüzdeyi kafamdan salladım ama eğer bir yüzde vermem istense böyle derdim 💁) dil öğrenimimin başlangıç hikayesini yazmış bulunmaktayım. Sonraki yazılarımda nasıl Korece öğrenmeye başladığımı, Çin’e giden kuzenim nasıl bana Anime izlemem için ön ayak olduğunu bunun sonuçları olarak Japoncada geliştiğimi (Kabuki tiyatrosu hayranlığımdan ayrıca bahsedeceğim) ve Almanca ile olan engin çekişmelerimi paylaşacağım yazılarımı da yazacağım.

Ancak sanıyorum öncelikle bir kendimi tanıtma yazısı yazsam güzel olacak. (ki 2–3 paragrafta tanıtmam bitecektir hehe ✋)

Beta sürüm olmaya bir adım atabildim mi? Son sürümüme ne kadar zaman kaldı acaba ?

Sürekli öğrenmek dileğiyle!

Hicret

--

--

hiç bilmediğim veya detaylı bilmediğim şeyler üzerine öğrendiklerimi bir araya toplayacağım bir bilgi kütüphanesi kurmak istedim. Nasıl ilerlediğimi sadece kağıt üzerinde değil elektronik ortamda da incelemek asıl amacım.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store