AŞKIN GÖLGELERİ : Anima & Animus

Didem Çivici’nin yazılarından alıntılar

https://didemcivici.com
  • Anima ve animus, erkek ve kadının bilinçdışı alanında yaşadığı varsayılan derin gölgelerdir. Varsayım o ki bir erkek, kadınını anima rehberliğinde seçerken bir kadın da erkeğini animus yönergeleriyle seçer. Bir başka deyişle, bir kadın erkeğinde animusu bulur, bir erkek ise kadınında kendi animasını.
  • Gölgeler bilince daha yakın bir yerde yer aldıkları için fark edilmeleri daha kolaydır ama anima ve animus gibi bilinçdışı unsurlar bilince çok daha uzakta yer alırlar ve bu nedenle ulaşılması ve çalışılması en zor alanlardır. Hatta bireyin anima veya animusunu fark edebilmesinin neredeyse imkansız olduğu dahi söylenir. *C.G. Jung, Maskülen, s.124
  • Jung, erkeğin animusu olmadığını, erkeğin eril özünün Logos olduğunu söyler. Buna karşılık kadında da anima yoktur, kadının feminen özüne verilen isim Erostur. Logos bir erkeğin bilinç ilkesi; dışarıdan görünen yanı iken, Eros ise kadının bilinç ilkesidir.
  • Logos, her şeyi ikiye ayırmaya ve durumları ya da özellikleri iyi ve kötü olarak sınıflandırmaya meyillidir. Bu, onun hayatla başa çıkma stratejisidir. Ona göre gölge gölgede kalmalıdır. Eros içinse durum bunun tam tersidir. Eros, bütünlüğe,ilişki olasılıklarına ve birlikteliğe odaklıdır.
  • C. G. Jung’a göre erkeğin ve kadının kolektif bilinçdışı arketipleri olan anima (erkekte) ve animus (kadında) bireyin anne ve baba kompleksleriyle doğrudan bağlantılı ve özellikle de ilişkilere bakışını ve ilişki yapılarını belirliyor. Hayatımızın bütününe hâkim olan ve hayata dair tüm seçimlerimizi yöneten bu iki “derin gölge”yi fark etmediğimizde ya da sırtımızı döndüğümüzde yıllar içerisinde güçlenerek hayatımızı sabote eden karakterler haline gelirler.
  • Anima ve animusun SADECE ilişkilerde görünür oldukları söylenir. Bununla birlikte, kişisel pratiklerle kendi animamızın/animusumuzun karakter yapısını basit bir gözlemle keşfedebiliriz:

1-Kitap ya da filmlerde çekildiğiniz, etkilendiniz karakterleri belirleyin.

2-Anlam veremediğiniz şekilde çekildiğiniz karakterleri, ünlüleri, liderleri ya da sanatçıları belirleyin.

Bunu yaparken karakterilerin “iyi” ya da “kötü” olmalarını hesaba katmayın, mümkün olduğunca sadece sizi etkileyen özellikleri fark edin. Tüm listeye göz gezdirin ve hepsinin ortak özelliklerini belirleyin. Bu özellikler anima/animusun ana karakterini çizer.


1-ANİMA: ERKEĞİN DİŞİL RUHU

  • Anima, bir erkeğin bilinçsiz alanıdır.
  • Anima, kolektif bir arketiptir ve farklı toplum ve kültürler arasında ortak bir imgedir. O, erkeğin ruh halini ya da duygularını yönetir; dünyayı algılayışını ve ilişkilerinin niteliğini belirler.
  • Erkeğin annesi animasının oluşmasında büyük rol oynar. Annenin karakteri, gölgeleri, travmaları ve yaraları oğlunun animasının özelliklerini oluşturur.
  • Anima, peri masallarındaki yaşlı cadıdır. O, karanlık güçtür. O, femme fataledir. O, ölüm perisidir. Ve aslında amacı, bireyin gelişimine katkıda bulunmaktır. Fakat dikkate alınmazsa sonuç ölüm ve yok oluş olabilir.
  • Anima, bir erkeğin psişesinin tüm dişil psikolojik eğilimleridir; duyguları ve ruh halleri, sezgileri ve kabullenici yapısı, sevgi kapasitesi ve doğa ile bağlantısı, en önemlisi de bilinçsiz alanla olan ilişkisi.[1]
  • Kısacası anima, bir erkeğin bilinçsiz alanıdır.

ANİMA NASIL ŞEKİLLENİR?

  • Bir erkeğin annesi, animanın oluşmasında rol oynar. Eğer anne, oğlunun hayatında olumsuz etkilere sahipse -ki istediğimiz kadar dikkatli olalım, bilinçsizce aldığımız kararlar ya da bilinçsiz olarak ifade ettiğimiz her şey, çocuğumuzun psikolojik alanını etkileyecektir- bu erkeğin animası da benzer bir karaktere sahip olur. Aslında oğlunu kariyerinde destekler gibi görünen bir annenin ona bilinçsizce “Sen yeterli değilsin,” mesajı vermesi de olasıdır. Bu sayede farkında olmadan güvensiz, içten içe depresif, bağımlı bir erkek yaratmış oluruz. Tabii ki annenin çok olumlu bir iz bırakmış olma ihtimali de vardır. Ancak böyle bir durumda da, erkeğin dişilleşmesi, kadınları hayatının merkezine koyması ya da hayatın zorluklarıyla baş edememesi gibi sonuçların doğma ihtimali ortaya çıkar. “Böyle bir anima, erkekleri ziyadesiyle hassaslaştırabilir, korkak birer prensese dönüştürebilir.”[2] Bu erkek, anne kompleksi geliştirmekle kalmaz, bu kompleksini eşine, başka kadınlara taşır ve âşina olduğu bir hayatı yeniden ve yeniden yaratmaya meyilli olur.
  • Anima’yı yakından gördüğümüz yerlerden biri de cinsel fanteziler. Dış dünyadan, partnerden saklanan gizli ilişkiler, pornografi ve mastürbasyon bağımlılığı ya da fanteziler… erkeğin hayatla arasındaki duygusal bağlarını inkar ettiği, duygu dünyasını reddettiği ya da kadınlarla (anima ile) başa çıkamadığı bir dünya. Yani, animayı gölgede gördüğümüz bir dünya. Ve erkeğin çoğunlukla bu noktada yaptığı bilinçsiz seçim ise animasını dışarıda bir ya da çoğunlukla daha fazla kadına yansıtmak.
  • Bir erkeğin bir kadına aşık olmasını sağlayan şey animadır. “Seni tanıyor gibiyim,” cümlesini duymuşuzdur. Bu aslında doğrudur. O insanı tanıyor gibiyizdir, çünkü o insanda gördüğümüz, o insana yansıttığımız (projekte ettiğimiz) şey bizim parçamızdır. “O, doğru kişi,” deriz. Evet. Kendimizi tanıma ve kendi psişemizde derinleşmek yolunda aslında bir rehber olabilir bu kişi, ancak dışarıdaki insanlardan, yakın dostlarımızdan şunu duyabiliriz: “Bu tamamıyla delilik!” Oysa ki olan şudur: Aşk, ya da anima, erkeğin gözünü kör etmiştir.
  • Bazı kadınlar, kollektif anima karakterine uyan özellikleri daha çok taşırlar. Bu kadınlar, “aşık olunası” kadınlardır. Aslında olan şey bu kadınların, erkeklerin hayallerini süsleyen özelliklere sahip olmalarıdır ve bu özellikler kollektif ölçüde ne kadar fazlaysa, bu kadının dikkat çekmesi de o kadar olası olur. Olan şey, projeksiyondur. Kendi anne-animalarını yansıtan erkeklerin ilgisine maruz kalan kadınlardan bahsediyoruz. Ve bu, sadece güzellik olmak zorunda değildir. Zeki ve güçlü kadınlar, peri masallarındaki tanrısal güzellikteki kadınlar ya da savaşçı kadınlar… Bir erkeğin anne kompleksi neyi barındırıyorsa, aşık olduğu kadına yansıttığı hikayenin bununla çok ilgisi vardır.
  • Eğer bu erkek, kendi animasının ve hikayesinin farkına varmazsa, bu örüntüyü tekrar eden ilişkileri ve hayatı yaratması kuvvetle muhtemel olur. Böylesine bir dramı ancak ve ancak kendi animam ile birleşerek, içsel bir bütünlük taşıyarak değiştirebilirim. Tabii ki bu, bilinçsiz alanımla temas etmeyi, bilinmezliğe doğru yolculuğa çıkmayı, rüya analizlerini, derin bir psikolojik süreci gerektirir. Aksi halde, oğlan çocuklar olarak hayatımıza devam eder, annemizden alamadığımız her şeyi eşimizden almak için yaygara çıkarmaya ya da vermedikleri için kadınlara içten içe düşman kesilmeye devam ederiz.
O zaman diyebiliriz ki, animanın iki oluşumu vardır: negatif ve pozitif. Anima, bir erkeği kandırabilir, manipüle edebilir, hayatını mahvedebilir. Bununla beraber, eğer erkek bu negatif anne-anima ile derin bir bağlantı kurarak üzerinde çalışabilirse ve kendi bireyselleşme (individuation) sürecini başlatabilirse pozitif anima karakterini yaratabilir. Bir erkek, annesinden duygusal, bedensel ve zihinsel ayrışmasını sağlayabilir ise, anne arketipinden ayrılabilirse anima gelişmeye başlayabilir.
Böylesi bir pozitif anima, bir erkeğe hayatın içerisinde ilerlerken rehberlik yapacak, hayatın bilinmezliği içerisinde kaybolmadan güçlü adımlarla ilerlemesi için ona yardımcı olacaktır. Anima, bir erkeğin yaşamın derinliklerine yelken açmasını sağlar, kendi potansiyellerini yaratım gücüyle birleştirerek hayata sunmasına aracı olur. Erkeğin, kendi benliğini bulması, ego ve gölge yaşamı içerisinde kaybolmadan ilerlemesini sağlar. Kendi içindeki dişil ruhu ile bağlantı kurarak onunla pozitif bir yaşam kurabilen bir erkeğin, hayatındaki partneriyle de böyle bir ilişki kurması mümkün hale gelir. Anima ile derin bağ kurabilen bir erkek, sağlıklı ve güçlü özelliklere sahip bir kadını seçmeye meyillidir.

Anne kompleksi ile buluşmak, animanın sunduğu duyguları ve ruh hallerini, rüyaları ve düşleri ciddiye almak ve uzun ve yeterli süre boyunca bunlarla derinlikli bir şekilde çalışmak (psikolojik destek, sanatsal ifade ya da bireysel çalışmalar yoluyla), kişinin bireyselleşme ve anima ile buluşma yolunda destekleyicidir. Anima, özün habercisidir. O, dişil Hermes’tir.

  • Anima’nın erkekten istediği, aynı bir şövalyenin Kraliçe’ye kendisini adaması gibi, erkeğin de kendisini animaya adamasıdır. Bu, aslında erkeğin para kazanarak, kariyer sahibi olarak ya da evlenmeden pek çok ilişki sürdürerek elde etmeye çalıştığı ÖZGÜRLÜK arayışının gerçek mekanıdır. Adanış, erkeğin özgürlüğe giden yoludur. Anima, erkeğe bağlılığı öğreterek gerçek özgürlüğü sunar. Özgürlük, kaçış ile karıştırılmamalıdır. Bir erkek, animayı dışarıda bir kadına yansıtarak da kendi animası ile, yani ruhsal bütünlüğü ile buluşamaz. Animayı dışarıya yansıtmak -bir kadına, anneye ya da toplumlara- veya dışarıda aramak gerçek olandan, kendimden uzaklaşmaktır. Bu, sadece acı ve tatminsizlik duygusu getirir. Böylece kendimizi bir ilişkiler dizisinde buluruz. Bir kadında bulamadığım ilham, güzellik, güç ya da herhangi başka bir şeyi başka bir kadında bulma umuduyla eş değiştirmeye devam ederim. Fakat unuttuğum bir şey vardır: Anima, benim parçam. Aşık olurum, ancak bu durumda aşk anne kompleksinin açığa çıktığı obsesif bir durumdan başka bir şey olmaz. Ve duygularını, gölgelerini, bilinçsiz alanını ya da hikayelerini saklamaya çalışan veya kabul etmeyen, mantık ve gerçek üzerine yoğunlaşan bir erkeğin animasının er ya da geç saldırıya geçmesi kaçınılmaz.

2-ANİMUS: KADININ ERİL RUHU

  • Animus, kadının bilinçdışındaki ruh-imgesine C. G. Jung tarafından verilen isim.
  • Anima ruh hali üretirken, animus düşünce (Logos) üretir[1], der Jung. Bunu şu şekilde yorumlayabiliriz: Animus, bir kadının farklı olasılıkları düşünmesini sağlar, yani varsayımda bulunmasını veya gerçek dışı olasılıklar yaratmasını. Bilinçdışındaki karanlık ve travmatik unsurlarla birleşen varsayımlar (olumsuz animus iletileri), bir kadının hayatını oldukça zorlaştırabilirken, hayatın farklı olasılıklarını net ve objektif şekilde sunan bir düşünce biçimi (olumlu animus iletileri) ise bir kadının hayatını oldukça kolaylaştırır. Jung şöyle der[2]: “Kadınların erkekler hakkındaki hayret verici varsayımları ve fantezileri, mantıksız argümanlar ve yanlış açıklamalar üreten animusun etkinliklerinden gelir.”
  • Animus, kadının babası ya da baba figürleri tarafından belirlenir. Anima (erkeğin ruh-imgesi) anne etkisi ile ve tek bir kişiden etkilenirken kadında bu durum farklıdır. Animusun oluşmasında birden çok kişinin etkisini görürüz. Bu nedenle bir “kişiler çokluğu”[3] görünmektedir.
  • Olumsuz animus, ölüm meleği ya da şeytani bir figür olarak karşımıza çıkar. Bu figüre masallarda çokça rastlarız. Mavi Sakal, en bilinen olumsuz animus karakterlerinden biridir. Olumsuz animus, kadını dünyadan saklar ve gerçeklikle ilişkisini keser ya da karşımıza bir katil olarak çıkar. Böylesi bir animusa sahip bir kadın, eşini ve çocuklarını (özellikle oğullarını) hastalığa, yalnızlığa, Don Juan’lığa, hatta ölüme sürükleyebilir. Animus, bilinçsiz bir kadının hayatını mahvedebilir. Özgüvenini yıkar, pasif bir hayat sürdürmesini ve kurban bilinci geliştirmesini sağlar. Animus tarafından ele geçirilmiş bir kadın, kadınlığını kaybedebilir Karşımızda duygularını bastıran ya da şiddetli bir şekilde ifade eden bir kadın durmaktadır. Her iki şekilde de öfkeyle ve bastırılmış duygularla karşılaşırız.
  • Kadının, kendi animusu ile buluşmaya, onu anlamaya ve onunla bağlantı kurmaya ihtiyacı vardır. Aksi halde hayatın içerisinde adımlar atması, sağlıklı ilişkiler yaratması, potansiyellerini sunması ve sağlıklı bir birey olarak hayatına devam etmesi olanaksızlaşır. Animus’un bilinçdışından bilince aktarılması gerekir. Bu, bireyleşme sürecinin[4] bir parçasıdır. Bireyleşmenin sembolik hikayelerine yine masallarda rastlarız : Kurbağa Prens’in bir prenses tarafından öpüldükten sonra büyünün bozulması ve kurbağanın yakışıklı bir prense dönüşmesi ya da çirkin olan bir adamın, güzel bir kadın tarafından görülmesi ve sevilmesi ile büyünün bozulması ve yakışıklı bir adama dönüşmesi. Sonuç: Sonsuza kadar mutlu yaşadılar. Aslında buradaki alt metin şunu söylemektedir: Bir kadının kendi animusunu görmesi ve kabul etmesi, yaşamının huzuru ve sevginin sürekliliği için en önemli adımdır.
  • Animusu tanımak kolay değil. Bu, uzun ve acı dolu bir yoldur. Eğer animusunun kim olduğunu ve onunla olan ilişkisini anlayabilirse, bir kadının animusu ona destek olan, yol gösterici bir iç lidere dönüşebilir. Güçlü bir animus, kadına netlik, odaklılık, iç görü, sadelik, disiplin, bilgelik ve cesaret verir. Bu iç güç sayesinde kadın kendi kadınlığı, kendi dişil özü içerisinde gevşeyebilir, hayata açılabilir ve kendi yaratıcılık potansiyelini ifade edebilir. Animusu sayesinde bir kadın yaşamının amacını, hedeflerini ve kendi gerçekliğini keşfedebilir. Fakat en başta da belirttiğim gibi, animusu görebilmek ve anlayabilmek, gölgelerimizi anlamak kadar kolay değildir. Jung, animusa dair bilincimizle fark edebileceklerimizin çok küçük olduğunu ve yolun derinlikli, karanlık ve uzun olduğunu söyler[5].
  • Beden farkındalığı: Nefesim nasıl? Bedenim gevşek ve rahat mı? Gergin mi?
  • Duygu farkındalığı: Bedenimdeki en ufak gerginliği dahi duygularımın ifade buluşu olarak değerlendirmek. Eğer bir gerginlik fark edersem, o bölgeye nefes almaya devam ederek duygumla buluşabilirim.
  • Alışkanlık/örüntü/tepki farkındalığı: Sıklıkla tekrar eden duygular, yaşamımda sürekli tekrarlayan hikayelere dair işaretler verir. Derine doğru ilerlerken en önemli adımlardan biri örüntülerimi fark etmek.
  • İhtiyaç farkındalığı: Duygularım, alışkanlıklarım ya da tepkilerim beni derin ihtiyaçlarıma ulaştırır. Çocukluğumda karşılanmayan ihtiyaçlar canlandığı her defasında benzer tepkiler verdiğimi fark etmek, yolculuğuma büyük katkı sağlar. Şeyler netleşir, daha bilinçli seçim yapabilmeye başlarım.
  • Travma/kompleks (karmaşa) farkındalığı: İhtiyaçlarımla derin bir bağ kurmak bana geçmiş travmalarımdan hikayeler sunar. Alışkanlıklarımı ve ihtiyaçlarımı takip ederek travmalarımı ve anne/baba komplekslerimi bulabilirim.
  • Gölge/Bilinçdışı/Arketip/Anima-Animus farkındalığı: Bilincimin temelinde bulunan olaylar beni bilinçdışına doğru yolculuğa davet eder. Özellikle anne/baba karmaşasının hikayesinin analizi ile hayatıma aktardığım pek çok arketip ve gölge ile tanışmam kaçınılmazdır. Bu adım her ne kadar son adım gibi görünse de, aslında karanlık yolculuğun başlangıcıdır ve çoğunlukla da tek başına çıkılacak bir yolculuk değildir.

Beden, duygu, alışkanlık/örüntü/tepki, ihtiyaç, travma/kompleks ve hatta (kısmen de olsa) gölge farkındalığı dahi bireysel olarak uygulanan pratiklerle mümkün, çünkü bunların hepsi de BİLİNÇ düzeyinde bilinebilirler. Fakat anima ve animus bilince en uzak arketipler oldukları için genelde en zorluk yaratan alanlardır.

Animusu en iyi şekilde bir partnerle yaşadığımız ilişkinin içerisinde bilebiliyoruz, çünkü animusu çoğunlukla yansıtıyor ve buna aşk ya da nefret diyoruz. Bu açıdan baktığımızda bizi derinden yaralayan ilişkilerin çok önemli bir misyonu var: Animusu ortaya çıkarmak. Hatırlanması kıymetli bir şey varsa o da şu:
Gölgeler görülmek isterler. Siz isteseniz de, istemeseniz de.

3-MASKÜLENİ VE FEMİNENİ GERİ ÇAĞIRMAK

Maskülen (animus) ve femineni (anima) geri çağırmak, “gücü yeniden eline almak” ya da “sağlıklı cinsel özler geliştirmek” anlamına geliyor. Çocukluktan itibaren Benlik’ten ayrılan yanlarımızı yeniden kazanmaya çalıştığımız var sayımından yola çıkalım ve önceki makaleler[1]in ışığında söze başlayalım…

Senex ya da Artemis arketipi için öncelikle baba figürü ile olan ilişkinin derinliklerini incelemek ve kendi maskülen özünü tanımak ve daha sağlıklı hale getirmek uygun olur. Babamıza benzememize ya da ondan uzaklaşmamıza neden olan olaylar, süreçler ya da itenek güçler nelerdi? Onu neden örnek aldık ya da reddettik ve bu tutumun ardında hangi ihtiyaçlar vardı? Süreç içerisinde baba, kişinin içerisinde bir iç ses haline gelir. Artık hayatınızda babanız olmayabilir ancak ondan aldığınız “çekirdek inanç ve düşünceler” hala yaşamaktadır. Bize direktifler ve yargılar sunmaktadır ve bunu fark etmek, babamızın bizim seçimlerimizde nasıl bir rol aldığının farkına varmak bizi bilinçli seçimler yapmaya, yani yetişkin benliğimizle buluşmaya doğru yönlendirir.

Babamın onayını almak, ona kendimi sevdirmek için onun istediği neleri yaptım/oldum?

Babam gibi olmamak adına hangi kararları verdim? Hangi seçimleri yapmaya/yapmamaya yemin ettim?

Baba ile çalışırken (ya da animus ile) sadece maskülen alanda hüküm süren dinamiklere değil, aynı zamanda feminen alandaki dinamiklere ve inançlara da bakmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Senex ve Artemis arketiplerinde feminen öz hor görülmüş, yok sayılmış ya da bastırılmıştır.

Hayatımda feminen alanda hangi özellikleri yok sayıyor ya da bastırıyorum?

Sanat, güzellik, estetik, vahşilik benim için ne anlama geliyor?

Ahenk yerine özgürlük peşinde mi koşuyorum?

Biçimler benim için içeriklerden daha mı önemli?

Anima alanında çalışırken anne ile ilişkinin detaylarına bakmak da oldukça önemli diye düşünüyorum. Annenin gölgede kalan özellikleri neler? Annemde yargıladığım, sevmediğim ve katlanamadığım neler var? Bu sorular bizi kendi gölgelerimize ulaştırabilecek sorular…

Puer ve puella arketipleri için de benzer çalışmalar yerinde olacaktır. Olmayan ya da kaybedilen babanın (animusun) yasını tutmak oldukça önemli. Geçmişte babalar savaş ya da hastalıklar nedeniyle kayboluyordu. Şimdi ise iş, alkol ya da sosyal yaşam nedeniyle babalarımızı göremiyoruz. Fiziksel olarak hanede olan babaların ise pek çoğu duygusal olarak mevcut değil. Bu durumlarda çekinik ya da eksik maskülen öz görüyoruz ve yaptığımız şey genellikle animusu da babamızla birlikte yok etmek. Bunu yaptığımızın farkına vararak kendimize maskülen özü canlandırmaya yönelik bir yol haritası çizebiliriz.

İlişkilerimizde ne oluyor?

Bizler her türlü ilişki aracılığıyla, özellikle de karşı cinslerimize kendi anima ya da animusumuzu verebiliyoruz. Bu şu demek oluyor: kendi anima ya da animusumuzu başkalarına (anne, baba, sevgili…) projekte ediyoruz ve projekte edilen özellik artık bizim dışımızda yaşamaya başlıyor. Bu noktada psişede ayrılıklar ve kopuşlar deneyimliyoruz. Artık animus ya da anima bizim psişemizin bir parçası olmaktan çıkıyor ve “dışarıda” bir hayat buluyor.

Projeksiyonu çocukken yakın aile üyelerimize uyguluyor ve hayatımızı sürdürmek için onlara ihtiyaç duyuyor, aslında kendi cinsel özlerimizi (anima ve animusu) onlara teslim ettiğimiz için de bağımlı şekilde büyüyoruz.

Fakat bu durumu sadece çocukluğumuzda yaşamıyoruz. İleriki yaşlarımızda da bu projeksiyonu farklı şekillerde uyguluyoruz: Anima ve animusu alıp karşı cinsimize projekte ediyoruz ve bunun adına AŞK diyoruz.

Pasif ya da aktif aile bireylerinin bizde yarattığı etkiler dolayısıyla geliştirdiğimiz arketipler/gölgeler bizi hayatımızın geri kalanında da yönlendirir hale geliyor. Partnerlerimizi seçerken aslında anne ve babamızın kararlarıyla yol alıyoruz. Bazı kadınlar eşlerinde kaybettikleri babalarını arıyor. Bazı kadınlar ise babalarının zıttını, yani babalarının bastırdığı gölge özellikleri arıyor. Bunun nedeni bilinçsiz bir şekilde de olsa aslında geçmişte deneyimledikleri dinamiği yaşamak istememeleri.

Erkekler ise eşlerinde ya annelerini, yani anneden aldıkları koşulsuz sevgiyi arıyorlar ya da annelerinin gölge benliklerini, yani bastırdıkları özellikleri görmek istiyorlar. Bu, eğer anne kendi feminen özelliklerini gölgeye atmışsa, genellikle seks bağımlılığı, çekici kadınlara düşkünlük ya da “Don Juan” arketipini sahiplenmekle sonuçlanabiliyor. Aksi durumda da, yani annenin fazla düşkün olduğu, baskın feminen değerler taşıdığı bir durum varsa da erkek kendi özgürlüğüne ve alanına düşkün bir kadın seçmeye meyilli oluyor.

Yani eğer bilincinde değilsek, her ne seçim yapıyorsak yapalım aslında özgür benliğimizle yapmıyoruz bu seçimi. Seçimi yapan kişiler biz değiliz, anne ve babalarımız.

Kendime Anne ve Baba Olmak

Aslında yapmaya ve olmaya hazırlandığımız şey, kendimize anne ve baba olmayı öğrenmek. Reddettiğimiz ebeveyni hayatımıza yeniden davet etmek ve baskın/çekinik arketiplerimizin farkına varmak, bu arketiplerin karşılanan ve karşılanmayan ihtiyaçlarını öğrenmek. Bu sayede arketiplerin bize sunduğu tipik/otomatik davranışları sergilemek yerine bilinçli yetişkin seçimler yapabilir hale geliyoruz. Yani kendi içimizde kontrolümüz dışında bizi yöneten bir ya da birden fazla düşman taşımak yerine onlara empati duyarak, onları görerek, duyarak ve varlıklarını onurlandırarak aslında armağanlarını alabilmeye başlıyoruz.

Her bir arketip, gölge ya da ses aslında çocukken bize iyi bir nedenle hizmet etti ve hayatta kalmamızı sağladı. Kullandığı yöntem biz çocukken işe yaradı evet, fakat biz büyümeye başladıkça bu yöntemler bizim hayatımızı daha kolaylaştırmak yerine daha da zorlaştırır hale gelebiliyor. Çünkü artık “hayatta kalmak” yerine uyum içerisinde, bilinçli bir hayat sürdürmek istiyoruz. Çocukken edindiğimiz arketipler/gölgeler/sesler aslında uyum içerisinde yaşamayı amaçlamadılar, onlar bizim hayata tutunabilmemiz için stratejiler geliştirdiler.

KAYNAKLAR:

1)ANİMA & ANİMUS:

https://didemcivici.com/2018/09/09/kendi-golgemi-kesfetmek-anima-animusu-bulmak/

Vahşi Kadının Yolculuğu

2)ANİMA: https://didemcivici.com/2018/03/01/anima-erkegin-disil-ruhu/

[1] “Man and His Symbols”, Part 3, Marie-Louis von Franz

[2] “Man and His Symbols”, Part 3, Marie-Louis von Franz

3) ANİMUS: https://didemcivici.com/2018/03/28/animus-kadinin-eril-ruhu/

[1] Feminen: Dişilliğin Farklı Yüzleri, Pinhan Yay., 2015, s. 31.

[2] Feminen: Dişilliğin Farklı Yüzleri, Pinhan Yay., 2015, s. 109.

[3] Feminen: Dişilliğin Farklı Yüzleri, Pinhan Yay., 2015, s. 32.

[4] individuation (eng.): C. G. Jung’un kullandığı bu deyim, kişinin olgunlaşma ve ruhsal dönüşüm sürecini ifade eder.

[5] Feminen: Dişilliğin Farklı Yüzleri, Pinhan Yay., 2015, s. 194.

4)MASKÜLEN & FEMİNENİ GERİ ÇAĞIRMAK: https://didemcivici.com/2018/01/17/maskuleni-ve-femineni-geri-cagirmak/

[1] “ÇOCUK ERKEKLER”: PUER ARKETİPİ

“ÇOCUK ERKEKLER”: SENEX ARKETİPİ

“ÇOCUK KADINLAR”: PUELLA ARKETİPİ

“ÇOCUK KADINLAR”: ARTEMİS ARKETİPİ