Balık

Spotify — Dark OST (bu yazıyı okurken dinleyiniz diye)

Bu sabah hayaller içinde uyandım.

Zihnim daha uykuda mı, rüyada mı, yoksa gerçekte mi anlayamadan tekrar hayal alemlerine daldım. Böyle hayal kurmak eskiden beri benim iç alanımla iletişim kurma şeklim. Küçükken bunu, bana tat vermeyen dış dünyadan kaçmak için yapardım.

Sanki uyanıkken rüya görmek gibi. İstediğin rüyayı görmek gibi.

Lucid dreaming denilen şeyi öğrendiğimde şaşırmıştım. Düşleri yönlendirebilmek mümkündü elbet ve ben bunu ömrüm billah yapmıştım!

Bu sabah da hayallerimlerimde bazı ilişkilerimi düzenledim, kendimce düzelttim, fantezilerime yeni yeni detaylar ekledim. Kendimi güçlü ve mantıklı kıldım. Geçmişte olanların anılarına biraz özgüven ve kalp açıklığı cilası çektim.

Uyanmaya karar verdiğimde zihnim de bedenim de yorgun ve yoğundu. Ama içim ferahlamıştı.

#sensualselfiechallenge diye bir etkinlik var bu aralar takip ettiğim. Onun için birkaç tane fotoğraf çektim yataktayken henüz. Fotoğraflara baktım, beğenmedim; “gıdım sarkmış, göbeğim çıkmış” diye söylendim kendi kendime. Tam o sırada telefonum titreşti. Baktım, kullandığım meditasyon uygulamasından bildirim gelmiş. Daha yataktan kalkamadan oturdum geri, yirmi dakikalık meditasyonumu yaptım.

Ayaklarımı yere bastım, yataktan doğruldum. Ayak tabanlarımda tatlı bir sızı; yorulmuş ve sıcaktan biraz şişmişlerdi.

Salona geçip etraftaki dağınıklığı topladım. Gece sigara kokusu çıksın diye açık bıraktığım camı örttüm.

Mutfakta bulaşıklar birikmiş lavabonun içinde, küçük bir dağ gibi. Musluğu sıcağa çevirip elimi tuttum altına; içimi, zihnimi temizler gibi bulaşıkları yıkadım. Ortalığı derleyip pakladım.

Moka potu ocağın üstüne koydum.

Ancak sonrasında banyoya gidip yüzümü yıkamayı akıl ettim. O sırada kahvenin hazır olduğunu söyleyen fokurdama sesi gelmeye başladı. Mutfağa koştum, yanmadan altını kapadım. Olması gerekenden biraz fazla durursa ekşileşip acılaşıyor kahvenin tadı. Öyle olursa süt müt de kurtarmıyor durumu, çöp olur ca(ğ)nım kahvecik.

Kendime kahvaltı hazırladım; muzlu omletle tahin-pekmez. Yanına da artık bozulmaya yüz tutmuş tipsiz çilekleri doğrayıverdim, neyse ki içleri iyi durumdaymış hala.

Kahvemi de alıp balkona çıktım. Tütünü çıkardım kesesinden, çarşafı açıp bir sigara sardım kendime. Biraz yamru yumru oldu ama umursamadım. Zıvanasını da yerleştirip dudaklarımın arasına aldım. Yaktım; çıtırtıyla beraber turuncu- kırmızı oldu bembeyaz kağıdın ucu. Sigaranın ilk nefesi; her şeye bedel. Sonra duman ciğerlerimi yakıp geçti sevemedim, dışarı üfleyiverdim aceleyle.

Bugün hava pek tatlı. Baharla kış arasında kalmış; hafif serin ama güneşli. Balkondan görünen eski bisküvi fabrikasının damında bir kedi geziniyor. Nasıl çıkmış oraya o hayvan? Bilinmez. Ona özendim. “Keşke ben de bir zıplayışta istediğim yerlere erişiversem!” diye geçirdim içimden.

Oraya buraya bakınırken kahvem buz olmuş, varsın olsun. Bir yudum daha aldım, dibindeki çökeltiyi inceledim. Acaba neden türk kahvesi gibi ecnebi kahvesinin dibine bakıp da bir fal uydurmamış kimse? Belki de birileri yapmıştır diye düşünürken;

o sıradan anda -birden bire, öylece- içimi büyük bir duygu kapladı.

Derin bir özlem. Acı- tatlı bir his. Garip bir hüzün.

Yataktan çıkmadan önce kurduğum düşleri anımsadım.

Hayatımda bir erkeğin olmasını çok özlediğimi farkettim.

İçimde birşeyler hareket etti, zihnim eski hatıralar arasında gezindi. En tatlı anıların dosyasını çıkartıp açtı önüme. Karnımda kuşlar uçuştu, üstüne kondukları elektrik tellerinden.

O kuşlar ki aylardır -belki de yıllardır- öylece orada dururlar mıymış meğer?

O geldi aklıma. Bu defa gittiğimde O’nu aramayacağım demiştim, ama farkettim ki sözümü tutmayacağım. Hissetmeye ihtiyacım var. Acı da olacaksa sonu yine:

Görmeye ihtiyacım var o kuşların uçtuğunu.

Ama” dedim.

Bu defa kuşlar uçunca arkalarından geri dönmeleri için bağırmayacağım, izleyeceğim onları. Ta ki gökyüzünde bir nokta haline gelip kaybolana kadar.

Karşıdaki çatıdan bir ses geldi. Bir karga bet sesiyle çığlığı basıp havalandı, uçtu gitti. Gökyüzünde kara bir nokta oldu. Ardından kedi de damdan bahçeye atladı; koştu, gözden kayboldu.

Sigaramın dumanı söndü. Pis kokulu izmariti kristal tablanın içinde iyice ezdim. Kahve fincanını alıp içeri girdim.

Yere yaydığım yoga matını rulo yaptım, koltuğun altına sokuşturuverdim. Halının üzerine uzandım. Herşeyi yere, yer çekimine, bıraktım.

İçimdeki kuşlar geri gelip elektrik tellerine kondular. Tüylerini kabattılar. Birbirlerine bakıp ötüşmeye başladılar.

Like what you read? Give Ecehan Yavuz a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.