Özgür müsün?

Farkındalık Serisi -2

Nerede kalmıştık?

  • Farkındalık derken neyi kastediyoruz?
  • Neyin farkında oluyoruz?
  • Normalde farkında değil miyiz ki zaten ne yaptığımızın da bunun için bir çalışma yapmaya ihtiyacımız var?

Hah işte! Tam da oradan devam ediyor olacağım. Ama öncesinde bahsetmek istediğim birşeyler daha var.

Bazı günler salon penceresinin camını açıp önünde öylece dikiliyorum. Şimdi siz görmüyorsunuz ama fotoğraftaki bahçenin içinde bir köpek yaşıyor. Orası eskiden hapisaneymiş, şimdi de bir odun deposu olarak kullanılıyor. Bahsettiğim köpek de oranın bekçisi olsa gerek. Aslında biraz acıklı bir durumu var; yüksek duvarları olan, kapalı bir bahçede tek başına yaşayıp gidiyor. Gördüğüm kadarı ile bir insanı ya başka köpek arkadaşı yok. Ama buna rağmen o kadar canlı bir hayvan ki onu izlemek yüreğime huzur veriyor. Dakikalarca oradan oraya koşturuyor, hayali bir takım avların — bilmiyorum, belki de gerçekten bir fare falandır ama ben görmüyorum- peşinden koşturuyor, sonra oturup gökyüzünü, kuşları seyrediyor; yaşıyor. Yaşamının tadını çıkartıyor.

Sonra düşünüyorum ki aslında rahat bir hayat yaşıyor; güvenli. Sığınabileceği bir yuvası, muhtemelen her gün gelip ona mama veren -belki başını bile okşayan- birisi var. Dışarıdaki hayat şartları ile mücadele etmesi gereken sokak hayvanlarından biri değil. Kimse onu tekmelemiyor, iteklemiyor, aç-susuz sokalarda günlerce gezmek, soğukta, yağmurda açıkta kalmak durumunda değil.

Yeterli mi peki? Konfor alanında yaşamak, yaşamak mıdır? Bir köpek için başka bir hayat mümkün değil mi aslında; daha özgür, doğasına uygun bir hayat? Kırlarda koşup yiyeceğini kendisinin avlayabileceği bir yaşam? Bahçesindeki rahat halinden çok uzak ama daha doyurucu olmaz mıydı bu onun için de?

İşte bizim için de düşünce kalıpları o bahçe gibi; ana rahmi kadar alışıldık, sıcak, güvenli. Fakat durum şu ki, bizler bebek değiliz. Büyüyüp serpilmek için güvenli alandan çıkmak zorundayız. Dışarısı tehlike, acı ve zorluk ile dolu olsa da tüm tatmin edici deneyimler de orada yaşanabiliyor ancak.

İşte farkındalık çalışmaları bize bu noktada ışık tutuyor.

Dışarı çıkmak için de ilk önce içeride -hapis- olduğumuzu fark etmemiz gerek. Yine geliyor o soru; peki, ama nasıl?

Buda diyor ki; “Siz düşünceleriniz değilsiniz, siz duygularınız değilsiniz. Siz onları gözlemleyensiniz!”

Farkındalığın özü; düşünce ve duygularla özdeşleşmemek, kendini onlara yapıştırmamak, kendini onlar olarak tanımlamaktan vazgeçmek.

Bu kavramın Budizim’de olduğu gibi Hint yoga felsefesinde de bir tanımı var.

Aparigraha; Sanskritçe açgözlü olmamak, sahip olma isteği içinde bulunmamamak ve istif yapmamak anlamına geliyor.

Sahip olma isteği içinde bulunmamamak çok gerçekçi gelmiyor değil mi? Ya da sanki çok maddi varlıklarla ilgili gibi görünüyor ilk bakışta. Ama işte Sanskrit dilinin güzelliği basit bir kelimenin içeriğinin zenginliğinden geliyor. Sahip olmamak derken bahsedilen şey aslında elindeki şeyin -her ne ise o- sana ait olmadığını bilmek, o şey, kimse ya da durumun senden bağımsız bir varlığı olduğunu kabul etmek.

İşte duygu ve düşüncelerimizde de durum bu!

Düşünceler beyin/ zihin tarafından üretilir, keza duygular da öyle.

Ve çoğu zaman bu ikisinin üzerinde de bir hükmümüz yoktur. Düşünce gelince düşünür, duygu gelince hissederiz. Onlar üzerindeki etkimiz çoğu zaman sadece davranışa geçirip geçirmemekle sınırlıdır.

Birini öldürmeyi düşünmek bunu yapacağımız anlamına gelmediği gibi, her üzgün hissettiğimizde yıkılıp kendimizi dünyaya kapatmayız. Ama bunlar bazen öyle yoğun olur ki davranışın bastırılması, o duygu/düşünceyi zihnimizden atmayı sağlamaz.

İnsanlar olarak sürüngen beynimiz -o çok büyük önem atfettiğimiz- bilinçli zihin parçamızdan çok daha uzun süredir bizimle. Dolayısıyla çoğu zaman bilinçli olarak bir duyguyu yok etmek mümkün olmuyor, çünkü onun kökeni bilinçli zihinde değil! Tıpkı bir kahve lekesini daha çok kahve döküp ovalayarak çıkaramayacağımız gibi, zihnimizle ürettiğimiz problemi yine onunla çözmek mümkün değil.

Peki o zaman bizi rahatsız eden bu durumları azaltmak için ne yapabiliriz?

“Araya mesafe koyarak” diye cevap veriyor buna farkındalık çalışanlar.
Neyle araya mesafe?
Duygu ve düşüncelerle, tepki/davranış arasına.
Bunu nasıl yapıyoruz?
İlginç, ama gerçek; durarak. Davranışa, tepkiye geçmeden önce bir an durarak. Ve kendimden de biliyorum ki bu çok zor!
O zaman ne yapmalı? (Eti, eti, eti!)

Meditasyon. Farkındalık meditasyonu.

Şimdilik burada üç nokta. Arkası bir sonraki yazıya…