FARKINDALIKLA HAREKET

Yoga Terapi Öncesi

89 yılının Ocak ayında, -muhtemelen çok soğuk- bir Eskişehir akşamında doğmuşum. Annemin dediğine göre, ikimiz içinde zor bir şekilde olmuş dünyaya gelişim; boynuma dolanmış göbek kordonu sebebiyle on saat süren bir doğum. O zamanlar bilinmiyormuş böyle bir durumun, bu yeni insanın sinir sistemi üzerinde yarattığı etkiler. Bu zor doğumu ağlamalı, zırlamalı, havaleli zor bir bebeklik dönemi izlemiş. Sonrasında da erken yaşta başlayan anksiyetik haller zamanla panik bozukluğa, oradan da daha komplike bir durum olan derealizasyon bozukluğuna döndü.

Yaklaşık iki sene evden tek başıma çıkmayı başaramadım. Bu esnada araştırma yapmak için bol zamanım oldu. Günün birinde -nereden ulaştığımı bilmediğim- bir kaynaktan öğrendim ki sinir sistemi disregülasyonu dediğimiz bir durum bendeki sorunların kaynağı olabilirdi. Ve yoga, meditasyon gibi çalışmaların buna iyi geldiği söyleniyordu. Üniversite yıllarında yogaya başlamış ve bırakmıştım. Ancak bu defa devam etmek için iyi bir motivasyonum vardı.

Böylece ciddi (!) anlamda yoga yapmaya iki buçuk sene önce başladım; eski bir Ashtanghi olan hocamla ateş elementi bol vinyasalar yaparak. Yılların endişeli ve depresif hallerinden sonra bu enerji patlaması bana çok iyi gelmişti. Ayrıca bedenimin farkında bile olmadığım şekilde güçlü ve esnek olduğunu anladım.

Yogaya başladıktan birkaç ay sonra ani bir kararla on yıllık ilişkimi bitirdim, yükseklisansı bıraktım ve İstanbul’a taşınarak yoga eğitmenlik eğitimine başlamaya karar verdim. Herşey çok ani oldu ancak denk gelebileceğim en iyi hocalardan birine denk gelmiştim. Çağ, Türkiye’deki somatik çalışmalar ve yoganın psikolojik yanı konusunda en donanımlı olan insanlardandı. Ateşli vinyasalarımı alıp o akışkan -su elementi yüksek- , hislerle haşır neşir olduğumuz noktaya taşıdı. Eskişehir’e geri döndüğümde O’nun tarzında dersler vermeye başladım; bolca hislere yönlendiren, yin-vari bir tavrı olan ama güçlü ve hızlı seriler. Eğitimi yeni bitmiş bir yoga hocası olarak -staj derslerine, ders gözlemlerine bile girmeden!- yoğun bir ders verme maratonunun içine cup diye düşmüş buldum kendimi. Deneyimsizlik bazen kişiyi koruyabilen birşey; nasıl bir zorluğun içine girmiş olduğumu farketmeden geçti zaman. Aradan geçen birkaç ayda birbirinden çok farklı bedenlere, geçmişlere, fiziksel ve zihinsel travmalara sahip kişilerle çalışma fırsatım oldu.

İlk travmamdan 28 sene sonra -yine çok soğuk bir Ocak akşamında- buzda kayıp düştüm ve kuyruksokumumu kırdım. Kazayı izleyen beş ay boyunca, değil ki eskisi gibi hareket etmek;derin nefes almak, gülmek, öksürmek bile acı verici hale gelmişti.

Aslında düştüğüm o akşam, acıyla olan ilişkim ve hareket konusundaki anlayışım derin bir biçimde değişmek zorunda kalmıştı. Benim farketmem -ve kabul etmem biraz vakit aldıysa da yoga pratiğim de tamamen değişmişti. Kök gücünü kullandığımız çömelme, doğrulma, ayakları açıp yere tutunma vb. gibi hareketlerin yeni adı korkunç bir ağrı olmuştu.

Böylece yoga serüveni iki; yoga terapi bölümü başlamak durumunda kaldı. İyi ki de kaldı!