Yol

Ecehan Yavuz
Feb 14 · 2 min read

Ruhsal arayış -zaten kaybolmamış olanı, hiç kaybolamayacak olanı arayış- şekerle kaplanmış, huşu dolu bir yolculuk değildir.

Daha çok vahşi yaratıklarla dolu bir ormanda, gece karanlığında, kışın zemheri soğunda yürümek gibidir. Sonu da yoktur; yol bitmez. Sadece arada güneş açar ve dinlenir, soluklanırız.

Aydınlanmak mutlu olmakla ilgili değildir diye diye bir yazı paylaşmıştı eski bir öğretmenim zamanında. Aydınlanmak dediğin şey, farketmek değil mi aslında? Gerçekte olanı.

Ve gerçekte olan şey ,dedikleri gibi, sadece “love & peace” değil.

Sevgi/aşk ve barış/huzur.

Var olmanın verdiği bir acı var bu dünyada. Kolektifte birleşmiş zihinlerimizden gelen yargılar, utançlar, korkular, tutulmamış yaslar…

Kültürümüzün bize itelediği arzular, -meli/malılar; koyduğu yasaklar.

Acıdan kaçıp hazza gitmeye meyilli zihinlerimiz, kaçıngan spiritüel sistemleri pek sevebilirler.

Ama bu zihin kötü şey demek de değil.

Zihnin bir bölümü gerçeklerle baş etmek için bir takım mekanizmalar kurgulamış demek. Bu da acı zamanlarında — hele ki o acıyı sindirmek o anda imkansızsa ve tek yol kaçmaksa- bizi koruyan bir silah.

Yine de biliyoruz ki silahı dolu tutunca oraya buraya saçmak, mermileri, çok kolaydır.

Peki ne yapmalı?

Jung’un deyişiyle:

“Kökleri cehenneme kadar uzanmayan bir ağacın, dalları cennete yükselemez.”

Kendi kök acımız/ yaramız nerede?

Kadınlığın / erkekliğin kök yarası nerede?

Benim bu topluluğun içindeki görevim ne? Ne zamanlarda acıyı hissediyorum?

Ne zamanlarda acımdan kaçmak için kendimi işle güçle, boş muhabbetle, internet/tv, aşk/seks, esrar, sigara ve alkolle uyuşturmaya çalışıyorum?

Acıyan yer neredeyse, oraya dokun!

Bastırmak, kazımak, vurmak, incitmek zorunda değilsin.

Yaralanmış bir çocuğa, bir hayvana dokunur gibi şefkatle dokunmalı o en zor yaraya.

Merhemlerle kaplamadan önce, temizlemek lazım yaralarımızı. Deneyimleyen bilir yaraları temizlemek; acıtır, tatsızdır ve bir an önce bitirme isteği uyandırır.

Ve işte bu yüzden arayış; kolay şey değil. Yaralara bakmak kolay değil. Yaranın acısını tüm varlığınla hissederken onun içine kapılıp gitmeden durmak öylece hiç kolay değil.

Kurban olmayı seçmeden gücünün içinde dimdik durmak ve yine de yumuşacık bir kalbe sahip olmak. Kolay değil.

Ama mümkün.

Ve ancak o zaman aradığımız Aşk’a ve Huzur’a; Aşk’ın huzuruna varmak mümkün kanımca. Sonra bulduğumuz hazineleri alıp yola devam etmek icap eder. Bitmeyen yola, Sonsuz Ruhun Yolu’na.

mula.studyo

Farkındalıkla üretmek ve yaşamak

Ecehan Yavuz

Written by

RYT-200 yoga eğitmeni & içerik üreticisi

mula.studyo

Farkındalıkla üretmek ve yaşamak