Tiyatronun Gerçeği ve Gerçeğin Tiyatrosu

Tiyatro 1112 Garaj Söyleşisi

Söyleşi : Erdal Ozan Metin, Fotoğraf : Gülşah Aykaç, Redaksiyon: Emel Demir

Aralık 15'- Ocak 16' Solfasol’de yayınlanmıştır.

Tiyatro 1112 Garaj, tevazu, sevgi, disiplin, nezaket ve tecrübenin üzerine kurulmuş bir tiyatro mabedi… Ayrıca artık Marmaris’te de varlar! İyi ki varlar!

Solfasol: En başından, tiyatronun isminden başlayalım isterseniz?

Hakan Salınmış: Bizim otomobil tamirhanemiz vardı ve yaklaşık 75–76 yıllık bir dükkandı. Onun adı GM GARAJ’dı. Biz Aylin Saraç’la tiyatroyu ilk kurmaya karar verdiğimizde Şaşmaz’daki dükkânımızda kuracaktık. Adını ne yapalım diye düşünürken garajı kaybetmek istemedim açıkçası. Çünkü biliyordum tamircilik sonsuza kadar gitmeyecekti, bir şekilde kapatacaktım o dükkânı; çünkü oğlumun o işle bir alakası yok. Adı yaşasın istiyordum. Bu yüzden bu tiyatronun bir yerinde ‘‘garaj’’ geçsin istiyorduk. 1112 de Şaşmazdaki dükkanın adresi. 1. Cadde, 11. Sokak, 2 numara. Başına da bir ‘‘tiyatro’’ koyunca oldu bitti ismi.

Solfasol: Kalabalık bir ailesiniz değil mi?

Aylin Saraç: Hayal etmediğimiz kadar büyüdük aslında. Çünkü hayali olan herkesi davet ediyoruz. Tabii ki ‘‘yetenekten’’ ziyade iyi insan olması bizim için çok önemli.

Solfasol: Okulluluk, alaylılık ve amatörlük diyelim ve kenara çekilelim…

Aylin Saraç: Ben 88–89 sezonu Ankara Sanat Tiyatrosu öğrencisiyim. Ve o dönemlerde okullu olmaktan ziyade alaylı olmanın çok kıymetli olduğu bir zaman dilimindeydik. Çok iyi hocalarımız vardı. Kuramsal dersler de aldık, pratik dersler de. Eğitim aldığım süre boyunca kendimi hiç oyuncu gibi hissetmedim, hep öğrenciydim. Biz işin mutfağındaydık fazlasıyla. Bir proje çıkarken de onu asiste etmek zorundaydık; onun aksesuarından dekoruna her şeyini yapmak zorundaydık. Ben hiçbir seferinde hala yani 25 yıl geçti ‘‘ah’’ dediğim bir zaman dilimini hatırlamıyorum. Bir kere bile ‘’ ben de konservatuvar okusaydım’’ diye bir cümle geçmedi. Ama her sezon oyun oynadım. Hep üretimin içindeydik o zaman diliminde. Ama şimdiyi sorarsan artık ‘‘alaylı’’ olmak çok zor.

Solfasol: Neden?

Aylin Saraç: Çünkü herkesin popülizm denilen şeyden bir yarası var. “Hangi okula gidiyorsun?” ilk soru oluyor. Bu da modernizmin getirdiği ‘‘etiket’’ algısının bir sonucu.

Tufan Afşar: Benim gözlemlediğim akademik olanla pratik olan birbirinden çok kopmuş vaziyette. Sadece kâğıt üzerinde yazanla gidince bu hayatla buluşmuyor.

Hakan Salınmış: Bu bir sistem meselesi aslında. Mesela, otomobil tamirciliğinde bütün işler usta çırak ilişkisi ile ilerler. Önce çırak olur, sonra kalfa olur, sonra usta olur. Tabii medeni ülkelerde bunun karşılığı şu değil: Çırak kalfa olduktan sonra mutlaka usta olması gerekmiyor. Proleter sınıf bilinci bu yüzden Türkiye’de oluşmuyor, çünkü işçi bilinci yok. Eğer bir usta illa dükkan sahibi olmak istiyorsa asla bir işçi sınıfı bilinci yerleşmiyor onda. Oysa Avrupa’da hala birinci asistanlık yapan altmış yaşında insanlar var. Öbür taraftan bakıyorsunuz, çıraklık yapmadan, kalfalık yapmadan yalnızca dört senelik okulu bitirdiği için “usta” oyuncu çıkarıyorlar. Elbette ki okulun verdiği eğitimi yadsımak adına söylemiyorum, elbette ki o eğitim de alınmalı ama bu süreç içinde insanlar bu işin çıraklığından da geçmeli. Çünkü ben bir oyuncu olarak eğer bu masanın üzerine çıkıyorsam önce bir altına bakmalıyım cıvatalar sağlam mı diye, ki üstüne güvenle çıkayım.

Solfasol: Sanatçılık için değil sanat için bir mücadele gerekiyor yani.

Hakan Salınmış: Alo.

Solfasol: Efendim?

(Hakan Salınmış’ın telefonu çalmış, üzerimize alındık.)

Solfasol: Peki, Gizem istersen biraz seni tanıyalım. DTCF Oyunculuk Bölümü’nü kazanmış ancak teknik bir takım nedenlerden dolayı okula girememiştin. Ama tiyatro yapmayı inatla sürdürdün. Pes etmedin. Okulluluk ile alaylılık arasındaki o yerde birebir gerçek tecrübeler edindin. Neler söylemek istersin?

Elif Gizem Aykul: Ben ilk olarak üniversite tiyatro topluluğunda başladım amatör olarak. Hakikaten orada oldukça fikirlerim değişti hayata karşı. Dedim ki bir an önce burayı bitireyim ondan sonra bir şekilde bir yerden tiyatroya başlayayım diye düşünüyordum. Ama okul bir türlü bitmedi. O sıralarda seslendirme yapmaya başlamıştım. Orada Tiyatro 1112 Garaj’ı duydum. Ertan Gösteri merkezindeki yerlerine gittim. O günü hiç unutmuyorum, o kadar heyecanlıydım ki… Sonra bir okuma provası aldık. O günden itibaren başladım. Birkaç ay sonra da DTCF Tiyatro Bölümü’nü kazandım. İki hafta okula devam ettim, sonra işte o teknik olaylar yüzünden bırakmak zorunda kaldım. Bir ara diploma aldığım mesleği de yapmaya çalıştım bir bankada. Sonra ‘‘yok olmuyor’’ dedim. İyi ki denemişim ama…

Solfasol: Abdullah senin macerandan bahsedelim biraz istersen?

Abdullah Aksoy: Tam bir yıldır buradayım. Bir projenin seçmeleri vardı. Daha önceden birkaç yerde tiyatro eğitimi almıştım ve amatör olarak sahneye çıkmıştım. Ancak söylem ile eylem arasındaki fark hiç birinde beni barındıramadı. Söylem farklı, eylem farklı her yerde. Sürekli bir arayıştaydım ben. Sonra buranın seçmeleri olduğunu Facebook’tan öğrendim. O dönemde de evsiz evsiz geziyorum Ankara’da. Sonra buraya geldim dedim ki: ben çırağınız olacağım sizin! Sağ olsunlar, kabul ettiler. Tiyatronun her mevkiinde bulunmak için geldim ve her mevkiisinde bulunarak devam ediyorum Tiyatro 1112 Garaj’la. Kovulana kadar da buradayım.

Aylin Saraç: Bu arada Murat Anıl Soykök’ün de hikâyesini anlatmak isterim, çok kıymetlidir. Onu İstanbul’a gönderdik. Fakat bizi hiç yalnız bırakmaz. İstanbul’da oynayacağımız zaman gelir yanımıza, broşürlerimizi götürür, o da her işi yapar. Bir gün Kent Park’ta oyun oynayacağız, biz makyaj falan yapıyoruz. Murat da sahnede, biz onu ısınıyor zannediyoruz. Şöyle bir ses : ‘‘Sayın seyirciler hoş geldiniz! Rahmetli Hakan Abi’mle, Aylin Abla’mın ölümünden sonra Tiyatro 1112 Garaj’ın ellinci yılını kutluyoruz.’’ Biz de nasıl yani dedik! Aylin Ablam hep şöyle derdi, Hakan Abim hep böyle yapardı diye anlatıyor.

Solfasol: Geleceğe dönüş!

Aylin Saraç: Aynen öyle. Umarım ki ellinci yılımızı da kutlayabiliriz.

Solfasol: Peki sizin tiyatronuz…

Aylin Saraç: Biz Hakan’la çok uzun yıllar kurumsal tiyatrolarda tiyatro yaptık. Ben Ankara Sanat Tiyatrosu ile gözümü açtım, sonra da kendi tiyatromuzu kurduk. Benim arada kukla ve mask ile ilgili farklı bir sürecim de oldu. Sonrasında evlendim, anne oldum ve geri döndüm Ankara Sanat Tiyatrosu’na. Ben başka tiyatrolarda çok oynamadım. Ama tecrübeyle beraber farklı yönetmenlerle, farklı metinlerle, farklı seyircilere hitap ederken şunu fark ediyorsunuz; başka birinin hayalini gerçekleştiriyorum ben. Biz, Hakan’la birlikte merak etme duygusunu hiçbir zaman kaybetmedik. Çünkü sürekli gelişen ve değişen bir iş yapıyoruz. Biz şu anda konuşurken bile birçok şey değişiyor. Hala ben katılabildiğim kadar atölyeye katılırım, öğrenci olmaktan inanılmaz memnuniyet duyarım. Çünkü öğreneceğimiz şeyler bitmiyor. Ama bunların hiçbirini kullanamadığın bir alanda yaşadığını düşün. Bir sürü taş biriktiriyorsun ve bu taşlar cebinde, senin için çok önemli. Belki de olmayacak ama görmek istiyorsun. Deneyimlemek, deneyimlerini anlatmak istiyorsun ama çok dinlenmiyor, sen de dinlemek istemediklerini fark ediyorsun. Hatta en son Ankara Sanat Tiyatrosu’nda masklarla ‘‘kibritçi kız’’ projesi yapmıştık Hakan’la beraber. Ve o kadar çok eleştiri aldık ki o oyunla ilgili.

Solfasol: Neden?

Aylin Saraç: Çünkü insanlar bilmedikleri şeylerden hoşlanmıyorlar. Bilmedikleri şeyden korkuyorlar.

Biz geçmiş zaman diliminde canımızı acıtan hiçbir şeyi kendi tiyatromuzda yapmamak üzerine bir iş yapıyoruz.

Solfasol: Hep tiyatroyu konuşuyoruz, biraz da seyircinizden bahsedelim.

Özge Yıldırım: Burada, oyundan önce seyircilerleyiz, oyun sırasında seyircilerleyiz, oyundan sonra seyircilerleyiz. Seyirci eğitimli olabilir, eğitimsiz olabilir, bu alanla ilgili hiçbir bilgisi olmayabilir, hiç önemli değil. O gün, o saatte, orada bir şey izlemek için bulunuyor.

Solfasol: Tiyatro 1112 Garaj’ın bulunduğu yer olarak düşündüğümüz zaman, seyirci oyuna ulaşmak için biraz çaba sarf etmek zorunda. Evet, servis hizmetiniz var, toplu taşım olanağı var ancak örneğin Akün Sahnesi kadar merkezi bir yerde değil.

Hakan Salınmış: Biz Tiyatro yaparken Türkiye özelinde, dünya genelinde siyasi konjonktürü takip ediyoruz. Dünya nereye gidiyor? Demokratik anlamdaki zorluklarımız neler? Bunları tahlil etmeden tiyatro yapmak ve seyirciye ulaşmak mümkün değil. Fakat bütün bunların içinde Türkiye özellikle son on-on beş yıldır sosyal yaşam anlamında iyice iç içe girdi, karmakarışık bir hal aldı. Ve bu sebepledir ki bizim seyirciyi herhangi bir şekilde kısıtlama ya da seçme şansımız yok. Seyirci zaten heterojen artık. Dolayısıyla artık içinden seçip, bu budur, şu şudur diyebilme durumun yok. Her şey birbirinin içine geçmiş durumda. Ve böyle olunca birçok tiyatronun ki buna devlet tiyatrosu da dahildir, yaptığı gibi seyirciyi güldürelim, belden aşağı vuralım hikâyesi birçok seyirci için genel geçer bir kural. Ama aynı seyirci buraya geldiği zaman da Şümürz’den sonra diyor ki ‘‘çok hoşuma gitti’’. Çok komik bir oyun değil oyunumuz ben okurken çok güldüm o ayrı, ama bir sürü insan başka şeyler alıyor. Bence bunun sırrı sizin oyunu ne kadar samimiyetle oynadığınızda. Bir oyuncu olarak ne kadar inandığınızla ve keyif aldığınızla ilgili bir şey bu. Evet, seyirci öyle bir yelpaze içinden geliyor ama hala onun öğreneceği, eğitilebileceği tarafları var, aynı bizler gibi. Onları içinden bulup seçiyor. O yüzden bu bizim buradaki yer seçimimizle alakalı değil. Biz burada elli kişilik bir salon yaptık. Bize elli kişi seyirci gelse tamam, yetecek. O zaman çok uzak olmuş, çok yakın olmuş hiç umurumda değil. Çünkü İstanbul’da şöyle bir gelenek var ki; orada yaşayan insanlar Tarlabaşı’nda küçücük bir sanat evinin açılışını hala çok şık bir şekilde, İstanbul’un her yerinden gelip ziyaret edebiliyor. Sadece burada, Ankara seyircisinin konformistliği, algısı var. Elbette kırılacak zaman içerisinde.

(Not: Tam burada Tufan Afşar, ses kayıt cihazımızda bir tuşa basarak söyleşiyi sabote etmeye çalıştı. Buradan yetkililere seslenelim.)

Aylin Saraç: Mesela 90’larda Ankara Sanat’ta oynadığımız oyunlara ODTÜ gelirdi. İki seans doldururdu. Sonrasında biz onlarla sohbet ederdik. Çatır çatır eleştirirlerdi. Biz ODTÜ’ye gitmezdik, ODTÜ gelirdi bize. Ama artık onlar da oradan dışarı çıkmıyor. Genç seyirciyi de kaybediyoruz yani. Biraz tiyatro emekçilerine de üzülüyorum aslında, kızıyorum demeyi özellikle tercih etmedim. Tiyatro emekçileri olarak birbirimize biraz daha omuz vermemiz lazım. Ankara’daki akademisyenlerin, oyuncuların, yönetmenlerin çoğuna sor, ‘‘yoruldum artık oyun izlemek istemiyorum’’ cevabını alırsın. Kim gelecek seyredecek bizi o zaman? Sen bu işi yaparken bana bu cevabı verebiliyorsan, dışarıdaki adam ‘‘hayat peşimi bırakmıyor bacım, tiyatroya vakit ayıramıyorum’’ dediğinde ben ne cevap vereceğim?

Tufan Afşar: Benim arkadaşlarımdan bile buraya gelen çok nadirdir. Bu camianın içinde olan insanlar bunlar. Ama dışarıda herkes ahkâm kesmeyi çok iyi biliyor, daha okuldan yeni mezun olmuş insanlar bile ‘‘Abi piyasa çok kötü ya!’’ diye tok bir sesle söyleniyorlar. Ama sen ne yapıyorsun?

Solfasol: Kısa Garaj projesinin bu sene ikincisini gerçekleştirdiniz. DTCF Tiyatro Bölümü’nde de Dramatik Yazarlık Bölümü var. Tufan’ın okuldaşlarının bu yarışmaya katılımı nasıl mesela?

Tufan Afşar: Geçen sene iki kişi, bu sene sıfır…

Hakan Salınmış: Kısa Garajla ilgili küçücük bir not da ben ekleyeyim. 2 senedir gelen oyunların genel yapısı olağanüstü karamsar; ölüm ve keder içeriyor. Ne yazık ki böyle. Biz istiyorduk ki bir tane de böyle keyifli bir komedi olsa da oynasak falan, bir umudumuz olsun. Ama ne yazık ki hiçbir oyunda böyle bir ışık yok. Çok üzücü… Tabi onları bu şekilde yazmaya iten esas sebebi bulup ortaya çıkarmak lazım. Çok basit hepimiz biliyoruz. Giderek karamsarlaştığımız ve giderek herkesin umudunun tükendiği bir dünyada oyunlar da hep böyle geliyor.

Solfasol: Son olarak şunu soracağım: Bir sanatçının, bir tiyatronun bir manifestosu olmalı mı? Manifestosu olmalıysa sizin bir manifestonuz var mı? Manifestosu olmamalıysa da sizin bir manifestonuz var mı?

Hakan Salınmış: Siyasal olarak hepimizin görüşü üç aşağı beş yukarı çok net ve belirgin, biz tiyatroyu da muhalif olarak yapıyoruz. Fakat bu muhalefetimiz salt siyasi bir muhalefet değil, hayatta duruş ve bakış anlamında da muhalefet. Bu süreçte de adaletli olmaya çalışıyorum kendi adıma ve tiyatroda buna inanıyorum. Bir tarafı eleştirirken diğer tarafın ne kadar haklı olduğunu yahut nerde durduğunu görmek de lazım. Onun dışında açıkçası halka empoze edecek, bakın şöyle yapın bu da bizim doktrinimizdir, bunu da böyle öğrenin gibi bir şeyim olsun hiç istemedim. Ama genel hayata bakışımız genel insana bakışımız neyse tiyatromuz da odur diye düşünüyorum.

Solfasol: İyi ki varsınız.

Tiyatro 1112 Garaj: Prova yapmamız lazım, git artık Ozan! Gülşah sen kalabilirsin.

Özge Yıldırım, Ozan, Aylin Saraç, Hakan Salınmış, Tufan Afşar, Elif Gizem Aykul, Abdullah Aksoy.

Tiyatro 1112 Garaj’ı sosyal medyadan takip edebilir, oyun tarihlerini inceleyebilir, oyun günlerindeki seyirci servisi için bilgi alabilirsiniz.

Hakan Salınmış, Aylin Saraç, Tufan Afşar, Elif Gizem Aykul, Burçin Yalçın, Altan Alkan, Abdullah Aksoy, Mustafa Öztürk, Özge Yıldırım ve Meriç Coşar’a teşekkür ederiz.