HAYIR AHMET HAKAN, YAŞANAN VAHŞETTEN ENSAR DA AKP DE SORUMLUDUR!

Bir katil sokak ortasında bir adamı bıçaklarken adamın küfür etmesine “yakışmadı” diye yüzünü eğen, bir kadının çantası gasp edilirken çığlık çığlığa “hırsız” diye bağırmasına “mahkeme kararı olmadan bu iddianız hakarettir, çok yanlış” diyerek çıkışan, mağduru gözetleyip suçluyu kayıran, bunun eşitlikçi, adil bir tutum olduğunu, beyefendiliğin ve edebin bunu gerektirdiğini kafamıza kakan tumturaklı bir mantık hastalığı ile karşı karşıyayız.

Hayır haksızlığa uğrayan ile haksızlık yapan aynı değildir. Hayır toplama kampında öldürülen bir insanla katili eşit olamaz. Hayır bir suçu yok etmeye, insanlık ve onun bugüne kadar taşıdığı bütün kıymetli değerler adına bir haksızlığa dur demeye, suçluyu ayırıp, suçsuzları korumaya çalışanlarla, bu suçun üstünü kavmiyetçi, ashabiyeci, soycu bir şekilde kapatmaya çalışanlar bir değildir. Hayır büyük, korkunç, gökleri yıkacak kadar büyük bir suçun üstü kapatılırken, bağıran, kızan, öfkelenen yani insanlığın en kıymetli duygusu olan haksızlığa karşı isyan duygusunu gösterenler hepimiz adına sadece onur kaynağıdır.

Hayatı boyunca bir kere kendisinden güçlü olanların karşısında ayağa kalkmamış, kaybedeceğini bile bile hiç bir mücadeleye katılmamış, bir hakkı yerden alıp kaldırmak için devasa taşların altına girmemiş, hayır dememiş, isyan etmemiş, süklüm püklüm oturmuş, yoluma bakayım demiş, ben mi kurtaracağım diye yerinden kıpırdayamamış insanlar bile bilir ki namus vardır, onur vardır, hak vardır, adalet vardır ve gözümüzün önünde işlenen bir cinayete koşarak yetişmeye çalışan, bir yangını söndürmek için ayaklananlar ancak şerefli insanlardır.

Olayın ortaya çıktığı günden beri işte bu şerefli insanlara taşlar atarak, eleştirerek, yıldırmaya, konuyu kapatmaya, bir büyük perde altında büyük bir suçu boğmaya çalışanların akıl ve mantık dışı ÖEEEEAAHAHAHGĞ duvarına çarpıyoruz.

“Ensar sorumludur ama tecavüzcü değildir”, “bir kadın bakana böyle bir ifade kullanılmaz”,” edep, ahlak”, türlü çeşit mantık yanılsaması ve dil cambazlığı ile suçlular kayrılmaya, suçu ortaya çıkartmak isteyenler de mahkûm edilemeye çalışılıyor.

Hayır Ahmet Hakan yaşanan vahşetten Ensar da AKP de sorumludur. Üstelik tecavüzcü destekçisi diye ifade edilebilecek kadar ağır bir sorumlulukları vardır. Çünkü bütün insanlığın isyan etmesine bile neden olabilecek boyutta yaşadığımız vahşetle karşı karşıya olmamıza neden olan şey, basit bir ihmal, bir göz yanılması, bir değerlendirme hatası değil, soğukkanlı bir şekilde planlanmış taammüden icra edilmiş bir politikadır.

İddianameyi okuyalım, raporları inceleyelim, görmemek, kapatmak, üstünü adeta betonla örtmek istediğimiz gerçeği kabul edelim.

AKP kendi ideolojisine uygun bir nesil yetiştirmek için planlı ve programlı bir şekilde hareket etti. 4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte tam 17 bin köy okulu kapatıldı. Buralarda okuyan ve eğitimine devam etmek isteyen çocuklar şehir ve ilçe merkezlerine taşınmak zorunda kaldı. Maddi imkânı olmayan, yoksul çocukların eğitim hayatına devam etmesi için yurda, barınmaya ve bursa ihtiyacı vardı.

AKP bilerek ve isteyerek bu alanı boş bıraktı. Milli Eğitim Bakanlığı İlk ve ortaöğretim seviyesinde yurt açmadı. AKP’ye yakın vakıf ve dernekler finansal olarak da desteklenerek bu alandaki boşluğu doldurmak için harekete geçtiler. Özel kuruluşların, vakıf ve derneklerin ilk ve orta öğretim seviyesinde yurt açması yasak olmasına rağmen sadece Ensar Vakfı Anadolu’da 10 binin üzerinde yurt açtı. Devlet ricali, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ailesi, Başbakan Davutoğlu, bütün bakanlar, bütün milletvekilleri Ensar Vakfı’nın organizasyonlarına katılarak gövde gösterisi yaptılar. Hükümetin alenen ve apaçık desteklediği illegal şekilde hareket eden bu vakıf bu destek sayesinde hem finans olanakları bularak illegal yurt açma faaliyetini sürdürdü hem de her türlü denetimden azade bir hale geldi.

Anadolu’nun köylelerinde, mahallelerinde, taşrada çalışan bürokratlar hükümetin bu büyük desteği karşısında titreyerek ve çekinerek Vakfın bütün yaptıklarına seyirci kaldılar. Hükümetin kurduğu baskı ortamında illegal yurtların, pansiyon ve evlerin hiçbiri denetlenmedi. Bütün kamu bürokrasisi bir suçun işlenmesine göz yumarak suç işlemek zorunda kaldı.

Valiler, İl Milli Eğitim Müdürleri, Okul müdürleri, öğretmenler hepsi bu illegal yapılara destek olmak, sessiz kalmak, bunların faaliyetine karışmamak tam aksine destek olmak durumunda bırakıldı. Örneğin Karaman’da çocuklara tecavüz eden sapığın yasadışı olarak açtığı evlerdeki öğrencileri arasında üst düzey bürokratların çocukları bile vardı. Öyle bir fütursuzluk ki bu çocukları alıp Vali’nin karşısına çıkardı, öpüşe koklaşa fotoğraf çektirdi. Vali daha sonra “İlimizde böyle bir yurt olduğundan haberim yoktu” diye kendini kurtarmaya çalışırken bir karenin ortaya çıkmasıyla ihmal ettiği görevine bir de kamuoyunu yanıltmaya çalışma sorumluluğunu ekledi.

Biçare kalmış çocuklar, okumaya devam etmek isteyen gariban evlatlar ne idüğü belirsiz adamların eline denetimsiz, gözetimsiz teslim edildi. Bu vakıflar Müslüman vakfıdır diye övüle dövüle, arşı alaya çıkartılırken, binlerce, onbinlerce çocuk her türlü suçun işlenebileceği bu gayri meşru yerlere yönlendirildi.

“Peki Karaman’da işlenen suçtan neden Edirne’deki Vakıf’ta çalışan sorumlu olsun” diyemeyiz. Yasadışı bir yurt işlettiği, burada görev aldığı ve bunu ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği için o da sorumludur. “Bir tane sapığın yaptığından neden Ensar Vakfı yöneticisi sorumlu olsun” denmez, denemez çünkü bu yasadışı yerleri açarak, buralara kaynak aktararak, denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmeyerek, legal görünümlü illegal bir faaliyet yürüterek bu suçun işlenmesine imkan sağladığı için sorumludur. “Bir manyak çocuğa tecavüz etmiş bu niye hükümeti bağlıyor” da denemez çünkü görevini ihmal veya suçluyu kayırma yoluyla bu ortamı ürettiği için dibine kadar mesuldur.

“Bütün Nazileri toplama kampı yüzünden yargılamayalım, hepsi katil değil iyi Naziler de var” demeyiz ve diyemeyiz. Naziler toplama kampından sorumludur ve katildir. Çünkü bu sistemi kurmuş, işletmiş, halkın vermiş olduğu imkân ve kaynakları bu cinayeti işlemek amacıyla kullanmıştır.

Hayat her zaman bu kadar net olmayabilir. Görevi ihmal veya suçluyu kayırma gibi suçları işleyerek de bir suçun işlenmesini sağlayan, kolaylaştıran ve bu suça uygun imkan sağlayanlar da suçtan sorumludur.

Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa kuzuyu, gelir adli ilahi Ömer’den sorar onu diye bin tane lafı ardı ardına dizip, böyle bir vahşet karşısında kolektif sorumluluğu yok saymak sadece büyük bir yalan veya hata değil, bir suçun üstünü kalın bir battaniye ile örtme çabasından başka bir şey değildir.

AKP bu vakıfların işlemesine izin vererek, yollar açarak hatta yaptığı değişikliklerle gariban çocukların bu vakıfların eline gitmesine neden olarak bu işten dibine kadar sorumludur. İllegal yurtlar açan, bu yurtlarda çocukları ne idüğü belirsiz adamların eline veren değil sadece hukuka insanlığa ve o emanet çocuklara karşı şefkat görevini ihmal eden vakıflar sorumludur. Konuşmayan bürokratlar, denetim yapmayan kamu görevlileri, üretilen baskı ortamında yaşadığı korkuyla susan herkes de evet ikincil olarak sorumludur.

Ahmet Hakan,

Neden devlet sorumluluğu olan yurtları yapmıyor, neden illegal yurt açılmasına izin veriyor, neden bürokratların üstüne manevi bir baskı kurarak bu yurtların denetlenmesini engelliyor, neden 17 bin köy okulu kapatılıyor, gariban çocukları kendi evlerinden uzakta okumaya mahkum ediliyor, ideolojik sebeplerle hukuk dışı yollarla çocuklarımız nasıl bir takım adamların eline bırakılır diye şu gökyüzünü aşağı indirip, yeryüzünde depremler yaratmayanlar, Lut kavmi kadar sapıkça kendi düzenini korumak için bu haksızlık zincirinde susanlar da bilesin o kadar sorumludur.

El kadar yavrular, masumluktan içimizi acıtacak kadar tertemiz evlatlar planlı, programlı bilinçli bir türlü sapıkların eline teslim edildi. Gencecik yavruların ifadelerini okuyup da kalbi sıkışmayacak bir insan evladı yok. Buyurun ifadeleri İngilizceye çevirip bir dünyaya sunun, akan gözyaşından bu ülkeyi sel basar, çığlıklardan birbirimizi duyamayacak bir hale geliriz. Alçaklığın bini bir para bile değil, hayâ yıkılmış, öyle bir perde düşmüş ki bütün çirkinlikler yerden fışkırmış.

Yıllarca cinsel istismara, tacize, tecavüze uğrayan, psikolojisi bozulan, eğitimine devam etmek için “güven yeri” olan ev bildiği alanda şiddetin her türüne maruz kalan çocukların bütün şikâyetlerine insanlar kulak kapatmış. Bir şehir dolusu bürokrat, amirleri, müsteşarları, bakanları bütün bu olayları sessiz, buzdan, taştan bir suratla izlemiş.

Ensar Vakfı da AKP de ürettikleri sonucun ne anlama geldiğini biliyorlar Ahmet Hakan. Kendilerinin ne kadar sorumlu olduğundan eminler. Bu yüzden bir kereden bir şey olmaz diyor, sahabeler arasında da suç işleyenler vardı diye kendilerini avutuyor, ne zaman bir büyük suçun parçası olsalar dillerinden çıkan günah işleme özgürlüklerini alabildiğine genişletiyor, Mecliste verilen araştırma önergesini reddediyor, gensoruya hayır diyerek takı töreni gibi tebrik töreni yaparak bu suçta paydaş oldukları insanların önünde çember kuruyorlar.

En alçak şekilde bütün suçu bir tane sapığın üstüne yıkıp ellerini silerek, çocukların suratına baka baka hep birlikte hayatlarına devam etmek istiyorlar.

Yıktıkları, yok ettikleri hayatların üzerinde tepinerek bir de bağıra çağıra bu büyük suçu ortaya çıkartıp, yeryüzünü bu lanetten kurtarmak için çırpınanlara saldırıyorlar.

  • Çocuk istismarının Meclis tarafından reddedilmesine hayır demek,
  • Bir kere olmuş bir olay nedeniyle Vakıf suçlanamaz diye hızla harekete geçmek,
  • Ensar’ı yedirmeyiz diye kampanyalar düzenlemek,
  • “Bir tane sapığı hapse attık daha ne” diye efelenmek,
  • İstifa etmeden, hiçbir sorumluluk almadan, yarabbi şükür diyerek yola devam etmeye çalışmak,
  • Bunları yapanlara “önüne yattın” diyenin haykırışını gündeme oturup, yanına zalimleri alarak, okul kabadayısı gibi bir linç töreni hazırlamak da

Hepimizin ahlakına, mantığına, namusuna karşı işlenmiş bir büyük suçtur.

Çocuklara tecavüz edilmez Ahmet Hakan. Çocuk tecavüzcülerine uygun ortam sağlanmaz. Dünyanın hiçbir yerinde bir hükümet kendi sorumluluğunu ihmal ederek, denetimsiz, gözetimsiz el kadar çocukları ne idüğü belirsiz adamların eline teslim edip yaşanması son derece muhtemel olaylardan sorumsuzluğu olduğunu iddia edemez.

Konunun tartışılması, üstüne basa basa yeniden vurgulanması, bu sorumluların hesap vermesinin sağlanması, çocuklarımızın, insanlarımızın ve geleceğimizin kurtarılması için yapılması gereken tek meşru ve adil harekettir.

Bu kokuşmuş düzenin üreticileri, şakşakçıları, korku nedeniyle sinmiş, ruhunu kaybetmiş, jetonla çalışan propaganda makinalarının hepimize karşı kurduğu barbarca ÖEAASDHAÖAÖAEEEHHE duvarına karşı ayağa kalkmak, ses çıkarmak zorundayız. Zalimle mazlum arasında, katille kurban arasında, zorbayla mağdur arasında bir orta yol yoktur, bulamazsınız. Zalimlerin, katillerin, zorbaların hakimiyet kurduğu ve koşullarını belirlediği bir rejimde bütün insanlık kurban olur ve sizler de hiç olmazsa bu propaganda makinasının değirmenine su taşımayarak hareket etmek zorundasınız.

Hayat affetmiyor ve affetmeyecek. Bu düzen mutlaka değişecek. Dünyada barbarlığın, insan kötülüğünün hâkim olduğu milletler oldu ama bu barbarlığa teslim olan bir tane millet bile yoktur. Kazanamazlar ve kazanamayacaklar. O zaman oturup, güzel çocuklarımızın tertemiz ellerini tutarken başını öne eğmemek için hatırla, mesele bellidir, onlar da meseleyi bilmektedir:

ÇOCUK TECAVÜZÜNDEN ENSAR DA AKP DE SORUMLUDUR.

Bugün tartışılması gereken tek konu budur ve bu konu mutlaka tartışılacak, bu hesap kesilecek, bu defter kapatılacak, bu pislik temizlenecektir.

Bu ülke gökleri saran bu kokuşmuşlukla yola devam edemez ve etmeyecek, yarın yana yakıla özür dilememek, “bu olaylar olurken susuyordu” diyen hüküm dolu bakışlara maruz kalmamak, Der Stürmer yazarları gibi insanlığın lanetledikleri arasında olmamak için bugün artık bir muhasebe yapıp, yapmanız gerekeni yapın. Kaleminizi çocuklarımız için kullanın.