Çare

— Bensiz bir hiçsin.

— Biliyorum.

— Ben olmazsam kendini kaybedersin, boşlukta sallanır durursun. Tıpkı rüzgarda amaçsızca sallanan ağaç dalları gibi.

— Evet.

— Bir şey demeyecek misin, hiçbir şey mi yani? Sadece evet mi?

— Evet.

— Biliyorsun, seni susturabilirler ama beni susturamazlar. Biz seninle çok iyi bir ikiliyiz. Senin bana ihtiyacın var, ben de seninle olmayı seviyorum. Benim için zamanın daha hızlı geçmesini sağlıyorsun.

— Sorun değil.

— Bazı geceler beni ürkütüyorsun. Bazen ansızın beni bırakacaksın diye korkuyorum. Çok karamsarsın. Gereğinden fazla hüzünlüsün. Eskiden böyle değildin, neyin var?

— İyiyim.

— Yapma böyle. Biz sırdaşız. Birbirimizden başka kimimiz var ki? Canını sıkan ne? Eskiden böyle uzaklara dalıp uzun süre geri gelmezlik yapmazdın. Sanırım bu sıralar kendine çok fazla yükleniyorsun.

— Hayır, iyiyim.

— Tamam öyleyse, bana aldırma keyfine bak. Ama benim yardımım olmadan daha da çok yıpratıyorsun kendini. Ne dersin, bu gece?

— Git başımdan.

— Ne oldu? Yoksa eskisi kadar güvenmiyor musun bana?

— Artık benimle konuşmuyorsun bile. Günler geçtikçe yaşlandın, yoruldun, farkında mısın?

— Evet. Senin yüzünden hepsi. Tüm bunlar, bu çektiklerim, hepsi… Senin kararların, senin sözlerin, senin yarattıkların… Beni bitirdin! Başka hiçbir çarem olmadığında sarıldım sana. Hayattan ümidimi kestiğimde, yaşamak için bir sebebim kalmadığında ilk sana koştum. Seninle uyudum, seninle uyandım. Bana yardım ettiğini sanıyordum ama yanılmışım. Giderek ruhumu ele geçirdin, gittikçe biraz daha içine çektin beni. Yarattıkların, yarattıklarımız kendi hayatımdan izler taşır oldu. Artık birlikte yaptığımız bunca şey beni rahatlatmıyor; aksine daha da batırır oldu. İlk başlarda öyle değildi oysa, sen benim kurtuluşumdun. Seninleyken kavuştuğum huzur, bir gece daha uyuyabilmeme sebep oluyordu. Şu anda çaresi olmayan bir adamım. Bomboş bir adamım!

Aslında suçlu sen değilsin. Bilmeliydim daha önceden, çarenin sen olmadığını. Bir uyuşturucu gibi zerk ettin vücuduma. Yavaşça damarlarımda dolaştın ve ele geçirdin beni. Bilmeliydim böyle olacağını. Suçlu sen değilsin. Çaresizdim ve sen benim tek dayanağımdın. Ama sen de beni batırdın. Batırdın işte! Artık benim için bir çare değilsin. Seninle geçirdiğim her dakika her vakit dünyamı daha da karartıyor. Benim dünyam karanlık. Her yer karanlık…

Adam, kafasını kaldırdığında masa başında olduğunu ve düşünceler arasında uyuyakaldığını hatırladı. Kolunun üstüne yatmıştı, ağrıyordu. Bakışlarını parmakları arasında tuttuğu şeye kaydırdı. Kalemi… Tiksintili bir bakışla elinden attı kalemi. Ondan uzak durmaya çalışıyordu. Dakikalarca kaleme baktı, kalem kıpırdamadı.

Adam ayağa kalktı ve pencereye yöneldi. Pencereden dışarı baktı. Yıllar önce aynı pencereden aynı manzaraya baksa belki farklı şeyler hissedebilirdi. Artık adam değişti. Gördüğü şey yine aynıydı, ama kendisi değişti. Başkalarının baktıkları onu ilgilendirmiyordu. Koyu gökyüzüne odaklandı. Boşluğa daldı.

5 Dakika sonra masaya döndü ve kalemini eline aldı.

— Bensiz bir hiçsin.

— Biliyorum.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.