Sabah Gazetesinin Yayın Stratejisi

Onur Tuğrul Karabıçak
Nov 5 · 3 min read

Sabah gazetesi de yöntem olarak tüketicisinde karşılık bulacak bir dil kurup, tüketiciyi şekillendirecek ve belli başlı hassasiyetlerini harekete geçirecek şekilde bir yayın kurgusuna sahip. Gündemine aldığı konular tirajı ve birlikte kurulduğu televizyon kanalları ile oldukça büyük bir etkiye sahip. Bu etkiyi, muhalif medyanın demirbaşı Sözcü’den bulduğu karşılıkla kendi kitlesini konsolide etmek için kullanıyor. Sözcü tarafından yapılan çıkışların Sabah’ın yankısına dönüşmesinin ilk sebebi Sabah’ın tirajının daha yüksek olması ve iki farklı taraf konsolide edildiğinde çoğunluğu etkisi altında bulundurması. Sabah’ın gücü tek başına bir gazete olmamasından da kaynaklanırken, Sözcü’nün böyle bir imkânı pek bulunmamaktadır, bulunsa bile meydana getirilmemekte ısrarcıdır.

İsmail Küçükkaya haberleri, belediye seçimlerinde üretilen 4 simulakrum vakasından biriydi.
İsmail Küçükkaya haberleri, belediye seçimlerinde üretilen 4 simulakrum vakasından biriydi.
İsmail Küçükkaya-İmamoğlu görüşmesi haberlerinin geldiği nokta, belediye seçimlerinde üretilen 4 simulakrum vakasından biriydi.

Konu ve haber başlıkları genellikle ülkedeki iyi gidişata ya da kötü gidişatı tıpkı meşhur Güldür Güldür skecindeki gibi ele alırken (“zam yapıldı” yerine “ücretlerde ayarlama yapıldı” gibi), Emine Erdoğan’a ve çalışmalarına büyük oranda haftalık olarak yer ayırıyorlar. Bu esnada kadın rolünün iktidar tarafından imgelenmesi gerçekleştirilerek, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten kadronun politik olmayan konulara da insani bir şekilde yaklaşabildiğini ya da yaratmaya çalışıyor. Gazete aynı zamanda Payitaht Abdülhamit ve Diriliş Ertuğrul dizilerinin sıklıkla yer bulması, bu dizilerdeki diğer tüm dış unsurların nefret ettiği Türklere karşı güçlü liderlerin ve sürekli komplolar içerisinde mücadele veren liderlerin bu özellikleri imge düzeyinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la özdeşleştiriliyor. Bu durum bir fact-checking, yani doğru veya yanlış denilebilmesi mümkün olmayan bir şey olup, insanları da paranoyaya ve tarihi tamamen yanlış anlayıp kendilerini olmayan şeyler üzerinden tanımlamalarına yol açabilir, nitekim açtığını gözlemleyebiliyoruz da.

Yaratılan imajlar/imgeler bu doğrultuda ilerlerken, köşe yazarları arasında ilginç bir yöntem söz konusu, ardışık ve rastgele bir şekilde sıralanan gündem maddeleri tüketici konumunda olan okur için bir reklam göndergesi değeri taşıyor. Haftada en az 2 defa, gündemin siyasi yoğunluğuna göreyse 3'e veya 4'e çıkan sıklıklarda Melih Altınok, Engin Ardıç, Emre Barlas, Mahmut Övür alaksız olayları bir düzen gözetmeden arka arkaya yazıyorlar. Genellikle neden-sonuç ilişkisi kurmuyorlar veya kurmuş gibi bir imada bulunuyorlar. Örnek vermek gerekirse:

Söz konusu köşe yazısındaki koyu yazılan kelimeleri bütün metin okunmadığında bile bir kurgu vermektedir. Olaylar atlaya atlaya giden bağıntısız olan olayları birbiriyle oldukça bağıntılıymış gibi gösteren, bunu da muhalefet ve terör düzlemindeki insanların isimlerini koyu yazarak güçlendiren bir yöntem gözlemliyoruz. Bu metodu aslında hafıza tekniklerinden de biliyoruz, buna psikolojide “yayılma aktivasyonu” deniyor. Bu kelimelerin muhtemel muhatabı 90lar siyasetini ve öncesini görmüş muhafakar kesimse, doğrudan bir düşmanlığı hatırlatma isteği mevcut. Dahası, suçlamaların boyutu aslında ismi geçenler tarafından dava açılmasını bile gerektirebilir. Alakasız gibi görünen “Ananas” kelimesiyle İmamoğlu’nun ve Vehbi Koç’un aynı düzlemde okunması zengin tabakanın değersiz lüksünü ve anlamsız yakınlığını imgelemeye çalışmaktadır. Tüm bu anlam ve iki ismin birleşimi “ananas”ta sağlanırken Binali Yıldırım’ın ismi daha tüm bunlardan ayrı bir yerde anılıyor ve karşıt imgeye durumunu aktarıyor. Bu yazıyla ilgili son olarak savunma sanayisinin bir konusu olan ama teleolojiyle yine her bağımsız olayı birbirine bağlayan Mahmut Övür’ün tutarsız ve mantık bilimi açısından oldukça sıkıntılı yazısı Sabah gazetesinin 3–4 yazarının alışkanlık hâline getirdiği bir durumdur. Haşmet Babaoğlu da zaman zaman bu kervana katılıp, ellerindeki imkanlardan beklenmeyecek bir tür cehaletle ya da beklenecek bir tür medya çalışmaları bilgisiyle okuyucuların gözlerinde reklama dayalı bir imge-karşıt imge oluşturmayı başarmaktadırlar. Yalnız bu başarının daimi sürmesi söz konusu olamaz, çünkü medya çalışmaları alanında tartışılageldiği üzere tüketicinin maruz kalmasıyla talep etmesi arasında değişken bir denge vardır. Bu akışkan bir kaptaki sıvıya benzer: Basınç noktalarının değişimine göre halkın “kanaat”i de değişim gösterme eğilimindedir.

Sabah gazetesi köşe yazarlarıyla birlikte başlı başına bir televizyon gibi davranıp konularını açıklamaktan ziyade reklam metoduyla anlatarak hitap ettiği kitleyi kaçınılmaz olarak düşmanlığa maruz bırakıyor.

İKİ SATIR

Gençlerin fikirlerini önemseyen blog

Onur Tuğrul Karabıçak

Written by

Bilkent University, International Relations. 'Differencial social diagnosis'

İKİ SATIR

Gençlerin fikirlerini önemseyen blog

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade