Bahtımı Yapamadım Bari Tahtımı Yapayım

İnsanlık Üzerine İlk Karalama

Yaşamın sadece organik varlıklarla sınırlı olmadığına inananlardanım. Dağları da kendileri gibi canlı varlıklar olarak gören, orman ile anlaşma yapan, avlanırken nehirden izin isteyen uzak atalarımız gibi organik olsun olmasın tüm varlıkların yaşadığı inancına sahibim. Yaşamı, evrenin içinde tüm bileşenlerin birbirinin varoluşuna katkı sağladığı ve ortak anlamı zenginleştirdiği büyük bir iletişim ağı olarak görüyorum.

Örneğin, uzayda gezinen bir göktaşını kozmik çekim güçleri içinde farklı bir yaşam döngüsü süren, ve yolunun üzerindeki diğer cisimlerde iz bırakan bir canlı türü olarak kabul edebilirim. Evrenin sonsuz boşluğu ölümcül bir sessizlik gibi görünse de varoluşun sürüp gittiğini anlamanın tek yolu bildiğimiz algılarımız değildir. Görünmez çekim dalgalarının yarattığı sesi duyabildiğimizde, bu kozmik dili de keşfetmiş olduk.

Evrendeki tüm varlıkların yaşamın içinde yeri olduğuna bir kez inanmak, kendi türünüze bakış açınızı hızla değiştirir. Varoluştaki tüm dengeler içinde sandığımız kadar vazgeçilmez olmadığımızı farketmek, türümüzün kendine has kibri için bir terapi yöntemi olabilir. Varolmasaydık da evrenin yüce dengesi devam edecekti. Tüm bileşenler ne kadar önemliyse, insan türü de en fazla o kadar önemlidir.

Sonsuzluk içinde kum tanesinden farksız olmamız,gezegenimiz üzerinde büyük bir tahtta oturduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Kozmik zaman dilimleri düşünüldüğünde, 100 bin yıl bile etmeyen kısa bir süre içinde türümüzün dünya üzerinde kurduğu hakimiyetin büyük bir başarı olduğunu kabul etmek gerekir. Bu hakimiyeti etkilerini anlamak için ,yoğun trafikte yolun karşısına geçmeye çalışan bir köpeğin çaresiz şaşkınlığını izlemek yetiyor. İşte o an, insan türünün, misafirlerinden biri olduğu eve nasıl yerleştiği, ve evsahiplerini nasıl kapı dışarı ettiği açıkça farkediliyor.

Şaşırtıcı saltanatımızın hikayesi üzerine yapılan tartışmalarda, insanın bilişsel olarak diğer rakiplerine karşı üstünlüğünün etkisi genel kabul görüyor. Son yılların popüler tarihçi-düşünürü Noah Harari bunu bilişsel devrim olarak adlandırıyor. Dünya üzerindeki pek çok rakibimiz örgütlü toplum, iş bölümü, iletişim becerisi gibi özelliklere ve bizden çok daha avantajlı bir bedene sahipken, insanlığın, ürettiği, paylaştığı ve sahiplendiği ortak hikayeler sayesinde çok daha büyük grupları aynı amaç uğrunda bir araya getirerek fark yarattığını iddia ediyor. (Harari, 2011. Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara)

Dünyadaki türlerin bildiğimiz kadarıyla inandıkları dinleri, coşkulu efsaneleri, gözlerini körelten hırsları bulunmuyor. Genellikle sessiz sakin, içinde yaşadıkları doğanın dengesini sürdürmekle meşguller. Türümüz ise kısıtlı imkanlarının sonunu getireceğine dair bitmeyen korkusu nedeniyle ,ölümsüzlük yolunda kirişi kırabileceği yöntemleri hırsla arayarak diğerleri arasında farkını gösteriyor!

Yoksunluklarımızı bertaraf etmeye yönelik güçlü hırsımız en büyük özelliğimiz. Pençelerimiz yok diye önce taşlardan, sonra madenlerden kesip parçalayabilecek yapay pençeler yaptık. Kürkümüz olmadığı için ateşi bulabildik. Ortalama 60–70 kilogram ağırlığımızla çevremizdeki hiçbir yırtıcıyı alt edemeyeceğimiz için örgütlü savaşmanın ileri teknikleri olan pusu kurma, arkadan vurma, tuzaklar oluşturma, doğanın düzenini tehdit edecek silahlar üretme konusunda uzmanlaştık. Türümüz, bedensel ve zihinsel özelliklerine ilave imkanlar sağlayan aletler geliştirme konusunda fark yaratmayı başardı.

İşte bu aletler sayesinde, bugün küçücük dişlerimizle koca bir dana pirzolayı mideye rahatça indirebiliyoruz. Bacaklarımızın gücü malum,bunun yerine araçlarımızla saatte 120 kilometre hızla ilerleyebiliyor, hatta bunu yavaş bulabiliyoruz. Sesimizin ulaşabileceği uzaklık belliyken, dünyanın diğer ucuyla konuşabiliyoruz. Tüm bedensel yetkinliklerimizi uzatan, genişleten, güçlendiren aletler türümüzün daha konforlu ve dolayısıyla daha uzun yaşamasına imkan verirken, aynı zamanda gezegen üzerinde rakipsiz bir üstünlüğe sahip olmamızı sağlıyor.

Savulun Krang geliyor!

Tüm aletlerimizle Ninja Kaplumbağaların düşmanı Krang’den farkımız kalmadı. Herşeyi yönetebilen bir beyin olmamıza rağmen, tüm bu alet edevat olmadan çıplak ve savunmasısız. Hayatta kalma dürtümüzle onları inşaa etmemiz takdire şayan ve daha fazlasını yapabileceğimize de eminiz. Öyle kibirliyiz ki, artık biz olmadan da çalışabilecek makineler yapmaya hevesleniyoruz!

Mutfağımdaki fırın, elektronik olarak programlanarak istediğim yemeği istediğim şekilde pişirebilir. Bana hizmet eden bu makine, istediğimi yapacak kadar akıllı sayılır, fakat yaptığı iş üzerine muhakemesi yoktur. Tavuğu bugün de böyle pişireyim belki sahibim sever diye düşünemez.

En azından yakın zamana kadar düşünemezdi!

Yapay Zeka artık sadece filmlerden ibaret değil. Uzay gemilerinde mağrur ifadesiyle konuşan bilgisayarlar artık evlerimizde bile çalışabiliyor. Sadece sahibinin değil, bir çok farklı sesin, görüntünün ayrımını yapabilen, alışverişte neyi tercih edebileceğimizi tahmin eden teknolojileri günlük hayatımızda kullanıyoruz. Özetle, artık mutfaktaki fırın, bu akşam eti ne ayarda pişirirse mutlu olacağımızı tahmin edebilir ,buzdolabına haber yollayıp şarabı uygun sıcaklıkta tutmasını söyleyebilir, ve hatta müzik sistemine romantik bir şarkı çalmasını buyurabilir. Sadece tercihlerimizi değil, çevresindeki tüm bilgileri yalayıp yutan makinelerden bahsediyoruz. Arabayı benim kullanmama gerek kalmadığı gibi, ben sürerken asla farkında olamayacağım tüm çevre bilgisini aklında tutabilen sürücüsüz arabalar artık hayal değil.

Harika değil mi? İşimiz daha da kolaylaşacak. Bizi rahat ettiren alet edevatlar artık bizim irademize gerek kalmadan çalışabilecek, hayatımızı daha konforlu hale getirecekler. Artık Shredder’a emir vermesi için Krang’e gerek yok, hatta kötülük yapması için Shredder’a da gerek yok çünkü yapay zekalarımız yapılmak istenen şeyi kolayca organize edebilir.

Yapay zekanın muhakeme sınırını atlamasına pek fazla zaman kaldığını zannetmiyorum. Google Deep Mind tarafından geliştirilen AlphaGo, muhakeme yeteneklerinin ön planda olduğu Go oyununda insanı yenmeyi 2015 yılında başardı. Makine öğrenimi yöntemleri giderek, makinelerin öğrendiklerinden fikir üretmesini sağlayacak şekilde gelişiyor. Muhakeme konusunda insan beyninin bilinen sınırlarının aşılması, insanlığın çözemediği büyük sorunları hallederek bize inanılmaz imkanlar sunabilir elbette. Fakat diğer taraftan, dünya üzerinde ilk defa, türümüze bilişsel olarak rakip olabilecek bir başka tür , hem de bizim ellerimizle gelişiyor!

Skor: Yapay Zeka 4 — İnsan 1

Bilimkurgu, üreteceğimiz yapay zekaların, insanoğlunun dünya için tehlikeli olduğu sonucuna varacağı korkusuna uzun yıllardır sahip. Asimov evreninde yapay zeka insanlığa karşı, insanlığın kurtuluşu amacıyla kendi kendini yeniden programlıyordu (Sıfırıncı Yasa). Terminatör evreninde ise makineler insanoğlunun gereksiz olduğuna vahşi bir şekilde inanmışlardı. Yaşayan en büyük organik dehalardan biri olan Stephen Hawking’in bile bu durumdan korkması bizi endişelendirebilir. Veya düğmesine basıp kapatabildiğimiz sürece bunu bir tehdit olarak görmemize gerek yok diye düşünebiliriz. Yapay zeka insanlık için bir tehdit mi yoksa büyük bir konfor kaynağı mı, bu sorunun cevabını ancak gelecek nesiller bilebilecek.

Asıl tehdit, insan kibrinin gelişmesindeki inanılmaz hız. Teknoloji çok hızlı gelişiyor olabilir. İrademize ihtiyacı olmayacak makineler çok hızlı bir şekilde dünyaya yayılabilir. Fakat insanın ölümsüzlük yolundaki başarılarından duyduğu hırs ve kibir çok daha hızlı büyüyor. Saltanatımızın kapsama alanını genişletirken gözümüz hiçbir şey görmüyor.Çevremizdeki herşeyi bu uğurda tüketilebilecek türümüze has kaynaklar olarak görüyoruz.

Belki ölüm gerçeğinden asla yırtamayacağız. Fakat dünya üzerinde hiç ölmeyecekmiş gibi tahtımızı inşaa etmeye çalıştıkça, yaşamın diğer bileşenlerine verdiğimiz değeri çürütüyor, yok ediyoruz. Saygısızlığımızla gücümüz yettiği her yeri kirletiyor ve dengeyi bozuyoruz.

Bilişsel gücümüz eşsiz olabilir, ama evrenin uyumunda henüz anlayamadığımız bir dil gizli. Sınırlı algılarımızla, milyarlarca yıl yaşındaki bu muazzam varlıktaki gerçek yerimizi kavrayabilir miyiz? Dikkatli dinlersek, büyük uyumun söylediklerini duyabilir miyiz? Kendi türümüze bilişsel olarak eş başka bir türü yaratacak kudrete ulaşsak bile, evrensel zekayı anlamadığımız sürece adil hükümdarlar haline gelebilir miyiz?

Bir gün gerçekten ölümsüz olmayı becerdiğimizde, sahip olduğumuz tek gezegeni elimizle mahvetmiş, ama sonsuzluk karşısında hala çaresiz olmayı ister miyiz?


Ümit ÖNER’in insanlık gündemi hakkındaki yazılarına Medium sayfasından ulaşabilir, paylaşımlarını İnsanlık Gündemi yayınından veya Twitter ve Linkedinde takip edebilirsiniz.

Sıradaki Karalamalar!

Adil Hükümdarlar — İnsanlık Üzerine Son Karalama
Sımsıkı Kapattığımız Kapıların Ardında Kim Bekliyor?

daha fazlası için İnsanlık Gündemi yayınımızı takip etmeye ne dersiniz?