Dişi bir ‘Dış Mihrak’ın Öyküsü’

İngiltere Genel Kurmay Başkanı General David Richards, “Suriye’ye savaş açabileceklerini” söylemiş…Eğer uçuşa yasak bölgeler uygulamaya konursa ve muhalifler silahlandırılırsa, topu tüfeği kapıp Suriye’nin kapısına dayanacaklarmış. Zaten bir hafta önce de İngiltere’nin silah satışı yapılmasına olanak sağlayan ruhsatlarının askıya alınmadığı da ortaya çıkmıştı. Yani adamlar resmen Esad yönetimine silah satıyorlarmış…

Ne hazin bir kaderi var şu Suriye halkının… On altıncı yüzyılın başından 20. asrın başına kadar Osmanlı hakimiyetinde kalan Suriye bu zamanda gelişip en huzurlu ve müreffeh devrini yaşadı. 1833 yılında Osmanlıya tabi Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa sülalesine verildi. Ama Osmanlının çöküşü, Mudanya mütarekesi derken Fransızların işgali ile anarşi ve sefalet başladı. Sonra diktatörlerin çizmeleri altında ezildi. Ayrıca Amerikan, İngiliz ve Rus casuslarının cirit attığı bir ülkeydi artık. Zaten 1800’lü yıllardan beri bölgenin önemi nedeniyle Ortadoğu ve Suriye’nin casus kaynadığını bilmeyen yoktur…

Şimdi size bunlardan birinin, Osmanlıdaki ilk kadın casusun Şam’dan Mısır’a uzanan akıl almaz macerasını anlatayım… Eskiden bayram yerlerindeki cazgırların dediği gibi, “gelin görün ibret alın ama önce bilet alın…” Oturun bakalım koltuklarınıza, hikaye gerçekten heyecanlı…

1810 yılının 10 Kasım günü Tophane civarında alışılmadık bir hareketlilik var… Kulaktan kulağa söylentiler yayılıyor… O gün civardaki lüks otellerden birine bir İngiliz soylusu gelecekmiş. Gerçekten de öğleden sonra son derece şık, mavi gözlü bir İngiliz Lady’si arkasında bir bavul ordusuyla teşrif ediyor. Bizim Lady, daha sonra Tarabya’ya, oradan da Pera’ya taşınıyor…

Bir süre İstanbul’u kasıp kavuran bu çekici kadının adı Lady Hester Stanhope’tu ve kendileri gerçek bir asilzadeydi. Amcası İngiltere’de uzun süre başbakanlık yapmış olan William Pitt… Babası ise Earl Stanhope… William Pitt’in Osmanlı Devletinin İngiltere tarafından korunarak parçalanmaması fikrini ortaya attığını bir kenara yazalım çünkü bu bilgi Hester’ın gerçek amacı ile direk ilintili.

Hester’ın güzel masum bakışlarının ardında bambaşka hesaplar vardı… O, İngiltere’den Osmanlıdaki ilk büyük istihbarat servisini kurmak için gönderilmiş bir ajandı… El hak hatun bunu da başardı, Osmanlının başına büyük belalar açtı.

Lady Hester için İstanbul ilk adımdı. Sonra Suriye’ye, Şam’a geçti ve Djoun adlı Lübnan sınırındaki bir kentteki dağın tepesine 38 odalı bir malikane yaptırdı. Bu şato bedevi askerler tarafından korunuyor, Hester’da elde ettiği bilgileri el altından gizlice İngiltere’ye yolluyordu…

Lady Hester gerçekten olağanüstü bir kadındı. Osmanlı erkekleri gibi giyiniyor, Farsçayı çok iyi konuşuyor, Müslüman din adamlarıyla tanışıyor onların saygısını kazanıyordu. Artık Çöl Kraliçesi adını almıştı… Ve bir gün…

O gün Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın huzuruna çıkardılar Lady Hester’ı… Paşa, uzun zamandır namını işittiği bu genç kadını görür görmez çarpıldı. Ona ‘meleğim’ diye hitap ediyor, mücevherlere boğuyordu… Ama Hester, ‘mesleği icabı’ daldan dala konan bir kuştu. Sevgililerinin en azından 7 tanesinin bir aşk sabahı yataklarında ölü bulunduğu anlatılır… Bu ölüm meleği, amacı uğruna erkekleri (hatta kimi zaman kadınları bile) yatağına almaktan hiç bir zaman çekinmedi. Onlarla işi bittikten sonra ayak bağı olmalarını da istemiyordu tabii… Ardında bıraktığı cesetlerin her biri, ‘hizmet sürelerini’ tamamlamıştı artık.

Bütün bunlar olup biterken Osmanlı’nın da eli armut toplamıyordu tabii… Padişah 2. Mahmut’un casusları durumu kendisine anlatınca; “Tez yakalansın bize teslim edilsin bu kadın” emrini verdi. Ama Hester’i yakalayabilirsen yakala… Bu defa bir Bedevi şeyhi olan Dayr el Fadıl’ın himayesine girmişti. Adam ona öylesine aşıktı ki; “Sen emir ver ben sayısız savaşçımı atlarımı, develerimi, barutumu ve servetimi senin emrine sunayım” diye mektuplar yazıp duruyordu Lady’ye… Bu durumda Fadıl teslim eder mi sevgilisini Osmanlı’ya?

Bu arada Hester’a bir mektup da İngiliz Başbakanı olan amcası William Pitt’ten gelmişti. Satırlar aynen şöyle; ““Eğer erkek olsaydın emrine 60 bin asker verir sayende tüm Afrika ve Ortadoğu’yu zaptederdim!” Hesap edin, böyle bir kadındı işte Lady Hester Stanhope… Ama resmi kaynaklara bakarsanız o kendini Ortadoğu’ya adamış bir arkeolog olarak görünüyor… Rusyadaki Amerikalı ‘Kültür ateşeleri’ misali…

Kendi gitti, toprağı kaldı bize yadigar ama ömrünün son günlerini sefalet içinde geçiren Lady Hester’ın gönderdiği bilgiler, raporlar ve planlar sayesinde İngiltere’nin Mısır’ı işgal ettiği söylenir…

Kısaca bugün Mısır’ın, Suriye’nin ve diğer Ortadoğu ülkelerinin haline bakıp da ‘ah vah’ etmeden önce, bu tezgahların nerelerde, nasıl hazırlandığını unutmamak lazım…

7.20.13