Mısır’da günlerden 12 Eylül mü?

O günlerde Genelkurmay Başkanı olan Kenan Evren, Brüksel’de bir NATO toplantısına katılmış. NATO Başkomutanı Orgeneral Bernard Rogers; “Sizin Cumhurbaşkanlığı seçimleri ne alemde?” diye soruyor Evren’e… “Vallahi ben de bilmiyorum” diyor Paşa; “Bir telefon açıp soralım…” Telefonu açtırıyor açtırmasına da aldığı yanıt tam bir fiyasko. Meclisteki oylamadan yine bir sonuç çıkmamış; hatta bazı milletvekilleri gırgır olsun diye Bülent Ersoy’a bile oy vermişler. Evren, tabii ki Bülent Ersoy mavrasını anlatmıyor ama “Yine bir sonuç çıkmamış” diyor Rogers’a… NATO Başkomutanı; “Sizde başkan seçemeyen meclise ceza vermezler mi?” diye soruyor yarı şaka yarı ciddi…

Ve Kenan Evren, bir ay sonra, 12 Eylül’de bu cezayı kesiyor…

Aslında hiç tebessüm edilecek bir konu değil ama Mısır’da yaşanan kanlı olayları izleyip, ordunun darbe girişimini beklerken içim ezilerek bu gerçek anektodu anımsadım . Tabii 12 Eylül’ün sebebi Bülent Ersoy değildi ama ülkenin üzerine çöken kabus günlerinden o da payını almıştı…

Mısır’a gelirsek… Çok değil bundan yaklaşık bir yıl önce Tahrir meydanında toplanan yüzbinlerce kişi, Hüsnü Mübarek’i iktidardan devirmek için müthiş bir eyleme girmişlerdi… Sonuç malum; ‘devrim‘ gerçekleşti, Mübarek ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı ve Muhammed Mursi Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.

Bugün ortada bunun tam tersi bir tablo var. Tahrir meydanı yine kaynıyor. Ama bu kez kazanın içine girecek olan Mursi gibi görünüyor… Ne yazık ki bu güzelim ülke iç savaşın eşiğinde… Bir yılda gerçekleştirilen 10 bine yakın gösteriye 24 milyon kişi katılmış. Bu insanlar Mursi’nin istifa edip erken seçime gidilmesini talep ediyor ama sokaklar kan gölüne dönmüş bir kere… Linç edilen gençler, tecavüze uğrayan kadınlar…. Sizin anlayacağınız iş çığrından çıkmış, bu satırları kaleme alırken Muhammed Mursi’nin beş bakanı istifa etmişti ama o hala direniyor…

İşin trajikomik yanı da şu… Bir yıl önce Tahrir meydanını dolduran Mursi yandaşları, Mübarek’in ABD ve ordu ile esrarengiz ilişkileri olduğunu ortaya sürüyorlardı. Şimdi meydanları dolduranlar (ki aralarında Mübarek yanlıları da var doğal olarak) Mursi’yi ABD ve İsrail’in kuklası olmakla suçluyor… Bakar mısınız kaderin cilvesine… Anlayacağınız bu ‘dış mihraklar’ söylemi dünyanın hemen her ülkesinin başında bir demoklesin kılıcı gibi sallanıyor…

Büyük ağabey Obama’ya göre ise Mursi, demokratik bir seçimle iktidara geldi ama muhalefete yeterli toleransı göstermedi… Bu yazıyı yazarken ordunun Cumhurbaşkanı Mursi’ye verdiği 48 saat mühletin 24 saati uçup gitmişti bile… Yani darbenin ayak sesleri artık çok yaklaşmıştı…

Ne oldu da bir yıl içinde rüzgar birden tersine döndü sorusunun yanıtını dış politika yazarı ‘büyüklerim‘ herhalde benden daha iyi verirler. Benim içimi yakan, çok iyi tanıdığım bu ülkede yine bir darbe girişiminin söz konusu olması… Madalyonun öbür yüzüne baktığım zaman ise rahat bir nefes alıyorum, çünkü böyle karanlık günleri artık yaşamayacağımıza inanıyorum.

Türkiye 27 Mayıs’tan beri demokrasiyi kesintiye uğratan darbelerden dolayı çok acı çekti. Onlarca insan asıldı, yüzbinlerce kişinin hayatı kaydı. Üniversite hocaları, aydınlar hapislerde yattılar, işlerinden oldular…

Bu konuda çiçeği burnunda bir gelişme de Türk Silahlı Kuvvetlerinin 35. maddesinde yapılacak olan değişiklikle yaşanıyor. Darbelere dayanak teşkil ettiği söylenen ‘TSK’nın cumhuriyeti koruma ve kollama görevi’, yapılan yeni bir düzenleme ile kanundan çıkarılıyor. Anlayacağınız darbeler çağı kapanıyor…

Umarım sıra her anlamda özgür bir Türkiye’ye gelmiştir.

7.13.13