Serena ile Sharapova’nın kavgası kortun dışına taştı!

Hayatımın ‘çıtır dönemlerinden’ bugüne kadar gelmiş bir alışkanlığımdır Rolling Stone dergisi. Acaba kapağına kim çıkacak, fotoğraflar nasıl olacak diye sabırsızlıkla bekler dururdum hep. Çağımızda sabrın bize ne olduğunu unutturan internet sayesinde artık bir ‘tıkla’ ulaşıyorum Rolling Stone’un ‘kağıt kokmayan’ sayfalarına.

Neyse efendim yine geçenlerde bir gün derginin dijital sayfalarını karıştırırken, Serena Williams’la yapılan röportaj gözüme ilişti. Aranızda hala bilmeyenler varsa Serena’nın kim olduğunu hemen söyleyeyim, bu kızımız tenis tarihinde gelmiş geçmiş en iyi kadın oyunculardan biri. Hatta Ms. Williams 2013 yılında dünya sıralamasında birinci sıraya oturmuş, ikinciyse benim ‘eski dostum’ Maria Sharapova.

Serena’nın yaptığım ilk röportajın ‘kurbanı’ Maria ile kort içinde ve dışında süregelen çekişmesinden bahsetmeden önce gelin Rolling Stone’un hazırladığı portresine beraber bir göz atalım.

Serena maddi imkansızlıklar içinde ABD’nin varoşlarında başlayıp Florida’daki malikanesine kadar uzanan hayat yolculuğunu anlatırken lafını hiç esirgemiyor. Kendisi gibi bir çok şampiyonluğa imza atmış ablası Venus’le birlikte babalarının ısrarı üzerine küçücük yaşta tenise başlamış bizimki. Malum tenis masraflı bir spor, ama Baba Williams ne yapar eder kızlara gerekli malzemeleri alır, bir torpil bulur geceleri kapandıktan sonra tenis kulüplerine girer kızlarının antrenman yapmalarını sağlarmış.

Bir kardeşleri yaşadıkları bölgede her gün süregelen çete çatışmalarında bir kaza kurşununa kurban gitmiş. Williams ailesi bunun gibi bir çok trajediye göğüs gerdikten sonra Venus ve Serena kardeşlerin profesyonel teniste başarı kazanmalarıyla gün yüzü görmüşler.

Serena başarılı olduktan sonra bile hayatı boyunca yeni başarı öyküleri ‘kaleme almaya’ devam eden bir kadın. 31 yaşında olması ve hala tenis kortlarında fırtınalar estirmesini pek çok kişi hayretle izler olmuş. Çünkü röportajdan öğrendiğim kadarıyla tenis sporunda 31 yaş 179'a tekabül ediyormuş. Ama bizim kızın emekli olmaya niyeti yok, her kazandığı kupanın ardından bazı eleştirmenler “Bu sondur, bir daha kazanamaz.” yorumları yapsa da, Serena akabindeki turnuvadan yeniden zafer işareti yaparak ayrılıyor.

Başarının bedeli de söz konusu tabii. Serena çocuk sahibi olmak istediğini söylese de bu planlarını ertelemek zorunda kalmış. Bir başka derdiyse her gün yapmak zorunda kaldığı inanılmaz sıkı ve disiplinli antrenmanlar. “Eğer bir gün emekli olursam, bunun sebebi tenis oynamaktan yorulmam değil antrenmanlardan bıkmam olacak.” diyor Serena.

Ancak dur durak bilmiyor tenisin haşarı kızı. Ne ayağındaki sakatlık ne de geçmişte yaşadığı damarlarındaki rahatsızlık durdurabilmiş bu dinamoyu. Ailesine, tenise her şeyden önce kendisine çok bağlı bir kadın Serena.

Dergiye göre tenis sporunu Kim Jong Un’un Kuzey Kore’yi yönettiği gibi yönetiyormuş. Anlayacağınız bizim kızın hafiften acımasız, asabi, diktatörvari bir hali var. 2009 yılındaki US Open turnuvasında hakeme gidip “Sana bu tenis topunu yediririm” demesinden bütün bu özelliklerinin yanında cüret zengini olduğunu da anlayabiliyoruz.

Zenginlik demişken, Williams kardeşlerin artık tuzları kuru. Serena, ablası Venus’le birlikte yaşıyor. Hayatının bir döneminde ablasının inceliğini ve zerafetini kıskanan Serena “Bir an geldi ki, kalçalarımın geniş, göğüslerimin büyük olduğunu kabullendim. Kendimi sevmeye başladım.” diyor.

Beyaz Rolls Royce’una ‘Casper’ adını takan deli fişek Serena’nın ne zaman ne yapacağını kestirmek çok zor. “İçimde bir çok Serena var. Tenisçi Serena, psikopat Serena, spiritüel Serena… Barındırdığım kişilikler saymakla bitmez ama içlerinde öyle bir tanesi var ki tam bir deli. Onun adı Serena bile değil, Taquanda” diye sözlerine devam ediyor tenis efsanesi. Hatta hakemi tehdit ettiği gün tribünlerden olayı seyreden annesi etraftakilere “Eyvah Taquanda geldi” bile demiş.

Şimdi gelelim Serena’nın röportajında benim için ‘soğuk servis edilen bir yemek’ kıvamındaki bölüme. Bakın adını vermeden ‘belalım’ Sharapova için neler söylüyor Taquanda yenge; “ Bazı insanlar tenisle yaşayıp onunla nefes alıp adeta tenisi üzerlerine giyiyorlar. Bu kadar kendilerini kasmalarına gerek yok. Mesela bir tanesi (Bu kanlım Sharapova oluyor) her röportajına ‘Çok mutluyum çok şanslıyım’ diye başlıyor. O kadar sıkıcı bir insan ki bu yüzden eğlenceli partilere asla davet edilmez. Ayrıca ömrünü kara kalpli bir adamla geçirmek istiyorsa bu da onun bileceği bir iş.”

‘Hoppala kara kalpli adam kim ola ki’ diyorsanız hemen söyleyelim. Serena’nın eski sevgilisi Grigor Dmitrov… Bu abi şimdi Sharapova’nın kalbine transfer olmuş…

Sharapova ile röportaj sırasında yaşadığım stresli dakikalar aklıma gelip “Allah Grigor’a peygamber sabrı versin” diye düşünürken, gördüm ki Maria kızımız Serena’nın röportajına yanıt vermekte gecikmemiş, okuyun bakalım ne demiş ; “Serena böyle şeylerden bahsetmek istiyorsa önce ilişki yaşadığı evli ve çocuklu koçu Patrick Mouratoglou’dan bahsetsin…”

Sizin anlayacağınız Serena ve Sharapova kortların dışına taşmış kıran kırana bir mahalle kavgasına pardon maça girişmiş durumdalar. Benim oyum tahmin edeceğiniz gibi Serena’dan yana. Ama yine de Atatürk’ün dediği gibi “Ben sporcunun zeki,çevik ve ahlaklısını severim.”

7.13.13