Tasavvufun ilkokulu Hindistan, üniversitesi burası!

Cemalnur Sargut röportajı…

Cemalnur Sargut, bir ‘Tasavvuf alimi‘… İnsanları kadın, erkek, din, mezhep, meşrep, kıyafet farkı gözetmeden, birlikte hoşgörü içinde yaşamayı ve yaşatmayı hedefleyen modern zamanların Rabia’sı ile geçtiğimiz pazar günü Kelebek’te yayınlanan röportajımızda İslâm tasavvufunun günümüz sorunlarına getirdiği çözümlerini de konuştuk. Cemalnur hanımla sohbete başladığınız zaman saatler su gibi akıp geçiyor. O kadar çok şey konuşmuşuz ki gazetenin sayfalarına sığdırmaya imkan yoktu… Onun için yayınlayamadığım bir kaç ayrıntıyı sizlerle paylaşmak istedim.

“Elif Şafak ‘Aşk’ romanında Mesneviyi en iyi bilen kişi olarak sizi göstermiş” dediğim zaman hafifçe gülümsüyor ve “”Elif çok büyük bir güzellik yaptı, Allah ondan razı olsun” diyor “Hz. Şems gibi bir sultanı sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya tanıttı… Demek ki vakti gelmiş…” diyor. Ona göre bütün dünya Mevlana ve Şems’i bizden daha iyi tanıyor çünkü biz kendi değerlerimizden bihaber yaşıyoruz. Bunu da çok ilginç bir örnekle anlatıyor; Aynı zamanda Kimya öğretmeni olan Cemalnur hanımın oğlu Kerim’in okulda en kötü dersi kimyaymış… “Bütün derslerine çalışırdı, sıra kimyaya gelince ‘sen nasılsa anlatırsın bana’ deyip geçerdi… Yani evdeki aracı kullanmazdı” diyor.

Kısaca, gözümüzün önündekine ‘zaten bizim’ deyip sahip çıkmıyoruz… Sargut’un bu konuda verdiği bir başka örnek de Hindistan… Hani ‘guruların’ peşinden harıl harıl Hindistan’a gidenler var ya… “Hindistan’ı ben de çok severim ama orası tasavvufun daha ilkokulu” diyor… “Bunun ortaokulu, lisesi var… Üniversitesi ise burada, Mevlana gibi, İbni Arabi gibi değerlerin yaşadığı topraklarda. Kimileri ise hala Hindistanın peşinde… ”

Sohbet ilerledikçe önyargıları kırmaya devam ediyor Cemalnur Sargut… “Örneğin Müslümanlık kimsenin tekelinde değildir, kimin Müslüman olup olmadığını bilemezsin” diyor… Ve tabi ardından bu konuda da çok ilginç bir gözlemini anlatıyor…

Çok sevdiği bir komşusu varmış… Bütün apartmanın da sempatisini toplamış, tek çocuklu bir Yahudi kadını… Bir gün okul minibüsü geri geri gelirken kadının kızını eziyor, çocuğu apar topar yoğun bakıma kaldırıyorlar… Cemalnur hanm ertesi sabah komşusuna uğruyor, bir bakıyor ki, kızını ezen şöförle birlikte kahvaltı ediyorlar.

“Neden kızını ezen şöförü kahvaltıya davet etmiş ki?” deyiverdim.

“Ben de aynı şeyi ona sordum” dedi… “Ne cevap verdi biliyor musun? ‘Kendisini suçlamasın diye… Onun bir kusuru yok ki, Allah zaten verecekmiş bunu…’ O zaman sen Müslümanca hareket etmişsin, ben de şahidinim’ dedim”

Cennete gitmenin bir idrak meselesi olduğunu söylüyor Sargut. “Müslüman olmakla cennetin belli seviyelerine girilmez.” diyor. “ Allah’ı ne kadar idrak ediyorsan o kadar üst seviyedesin. Kimse cennete giremez diyemeyiz. Teslimiyet yani her şeyi olduğu gibi kabul etmek çok önemli.”

Psikolojinin ‘babası’ sayılacak bir ismin “Başımıza gelen her kötü şey, her acı aslında bizim Tanrımızdır” sözünü hatırlattığımda Cemalnur Hanım kendi deyimiyle hayatında merkez haline gelmiş cüce bir yeğeni olduğundan bahsediyor.

“1.10 boyunda her an mutlu, inanılmaz bir kızdı. Bana sakatlığın vücutta değil, kafada olduğunu öğretti.” dediğinde her şeyden mutlu olmak gibi bir genetik miras edindiği için ne kadar şanslı olduğunu dile getiriyor ve yeğeniyle bir anısını paylaşıyor;

“Cüce yeğenim çok süslüydü, görsen Hollywood artisti zannederdin. Bir gün ikimiz namaz kılarken aniden bıraktı namazı

Neden abdesti mi kaçmış?

Hayır, “Ben makyajsız hiç Allah’ın huzuruna çıkmamıştım, gideyim de makyaj yapayım” dedi. O kadar aşıktı Allah’a, O’nun için süslenirdi.

Zaten Cemalnur Hanım’ın anlattığı her şeyde Allah aşkının tınısını duymamak mümkün değil.

“İslami bir hayat için ilk başlanacak yer Kuran değil, peygamberimizin hayatı” diyen Sargut, “Kuran’ın iki türlü okunuşu vardır. Birincisi Furkan olarak, ikincisi Kuran olarak. Bütün dini kitaplar Furkan’dır, yani farkı anlatır, neyi yapıp neyi yapmamamız gerektiğini gösterir. Şunu yaparsan cezalandırılacaksın, bunu yaparsan ödüllendirileceksin… Ama onu Hz. Muhammed’in yaptığı gibi Kuran olarak okursanız, Allah’ın affedici olduğunu anlarsınız. İşte bu ikinciyi görebilmek için tasavvuf bilmek gerekiyor.” cümleleriyle konuşmasına devam ediyor.

Sohbetimiz için buluştuğumuzda Ramazan ayına girmemize daha birkaç gün vardı. Ama tabii karşımda Cemalnur Sargut’u bulmuşken onun ağzından 11 Ayın Sultanı’nı dinlememek olmazdı. Konuya Mevlana’dan bir hikayeyle giriyor Sargut…

“Müritle mürşit gidiyorlarmış… Bir çöle düşmüşler, yemekleri bitmiş. Mürit demiş ki; “Efendim, mahvolduk yemeğimiz içmeğimiz bitti, kaldık buralarda!” diyince mürşidi “Korkma, sen aç kalmazsın.” demiş. Mürit “Neden efendim, yemek bitti” deyince, “Allah sevdiğini aç bırakır, sevseydi seni ümitsiz olmazdın Allah’tan… Korkmazdın…” demiş.

Cemalnur Hanım oruç tutarken Allah’ın “Ben seni seviyorum” hitabını duyduğumuzu söylüyor. Orucun pek çok hikmetlerinden biri ‘kalkan’ olması ve tutanı koruması, diğeri ise ‘rıfat’ yani yükselmeyi temsil etmesiymiş. Diğer ibadetlerin de tabii ki karşılıklı olduğunu ama Allah’ın ayetlerde, ‘Orucun cevabını yalnız benden alacaksın’ gibi bir müjdesinin varlığından da bahsediyor Sargut.

“Peki ya oruç tutamayanlar?” diye sorduğumda ise şu cevabı alıyorum:

“Oruç tutamıyorum diye acısını çekersen tutmuş kadar sevabını alırsın inşallah. Bir gün şeytan bir adamı namaza kaldırmış… Adam da “Sen hayırlı bir iş yapmazsın, doğru söyle beni neden kaldırdın namaza?” deyince Şeytan cevap vermiş; “Dün kalkamadın, ciğerin o kadar yandı ki bütün kılanların sevabını Allah sana verdi… Bir daha o sevaba nail olma diye kaldırdım”…

“Nimete karşı gösterdiğin edebin, nimet tarafından karşılığıdır oruç tutabilme kabiliyeti” diye çok sevdiği bir laftan bahsettikten sonra oruç tutamayanların oruçluya hizmet etmesi, mümkün olduğunca tutamadığı günlerin borcunu ödemesi gerektiğini söylüyor Cemalnur Hanım.

Sargut sesindeki incelik, yüzündeki tebessümle daha nice yanıtlar verdi sorularıma. Üstelik bazı konular hakkında verdiği cevapların kafamda yeni soru işaretleri oluşturmadığını hissetmenin hafifliğiyle yanından ayrılırken benim de yüzümde bir tebessüm vardı.

7.13.13