Yazdık Gitti: Rakamlarıyla Facebook Stratejimiz

Şeffaflık bizim için önemli ise neden daha da ileri gitmiyoruz? İşte ‘Facebook’ta neye ne harcıyoruz, ne elde ediyoruz’ rakamlarla karşınızda!

Bir önceki yazımda bir IAMNOTBASIC tişörtünü üretmenin maliyetini elimden gelen en şeffaf biçimde yazmaya çalışmıştım. Açıkçası ben bu işi çok sevdim. Bu yazıda da Facebook’ta neler yaptığımızı, ne sonuçlar aldığımızı yazmak istiyorum.

Bu yazı hiçbir şekilde bir Facebook uzmanı olduğumuz anlamına gelmemektedir; Facebook’u öyle ‘mükemmel’ kullandığımızı hiç iddia etmiyoruz. Bir yıllık deneme-yanılma, okuma-öğrenme, test etme sonucu geldiğimiz noktayı aktarmaktadır.

Facebook’un markalar için ne anlam ifade ettiği, neden kullanılması gerektiği vs. konularına hiç girmeyeceğim. Biz yeni bir marka olarak sıfırdan kitlemizi oluştururken Facebook en büyük destekçilerimizin başındaydı.

Hemen konuya dalmak gerekirse: Bugüne kadar değişik yaklaşımları denemekle beraber, son geldiğimiz noktada oluşturduğumuz stratejinin belli birkaç katmanı var:

  • Siteye insan çekme
  • Facebook Like alma
  • Değer sunma / Eğlendirme
  • Satışa yönlendirme

Her şeyden önce Facebook’un takip pikselini internet sayfanıza yüklemelisiniz. Bu sayede siteye giren herkesi Website Custom Audience ile tekrar tekrar hedefleyebiliyoruz. Bunu yapmıyorsanız, lütfen bu yazıdan gidiniz.

Bizim yarattığımız WCA’lardan örnekler verebilirim: Kadın Koleksiyon sayfasını ziyaret edenler (90 gün), Erkek Koleksiyon sayfasını ziyaret edenler (90 gün), ürün sayfalarını ziyaret edenler, Posta blogumuzu ziyaret edenler, bazı özel sayfaları ziyaret etmiş olanlar, mail listesi…

Siteye insan çekme

Her sitesinin ziyaretçiye ihtiyacı var. Ziyaret olacak ki satış olsun. Ziyaretçinin ise ilgili, alakalı, hedeflenmiş olanı makbul.

Facebook’ta reklam vererek siteye ziyaretçi kazandırmak birçok yerden daha uygun fiyata gelmekte. Ulaşmak istediğimiz hedef kitleye benzer özelliklerde bir hedef kitleyi Facebook hedeflemeleriyle oluşturmak oldukça kolay.

Bu ana başlığımızın altında markamızı henüz tanımayan kişilerden bahsediyoruz. Elbette kanı bize hemen kaynayanlar, bize hemencecik para kazandırmak isteyenler olacaktır, ama şunu her zaman akılda tutmakta fayda var: Ne biz, ne siz, ne markalarımız henüz insanların pek de umrunda değiliz.

Bu yüzden ya onlara bir değer sunacağız, ya da kendimizi, neler vaat ettiğimizi anlatacağız. Bir start-up olarak insanların problemlerine çözüm olmaya çalışıyoruz ya, işte önce bunu bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Bunu özel hazırladığımız bir Landing page’de ya da bu konularda yazdığımız bir blog yazısında gerçekleştirebiliriz. Facebook reklamlarımızdaki trafiği de buraya yönlendiriyoruz.

Bizim Posta’daki blog yazıları daha çok görsel ağırlıklı olduğu, farklı insanların hayatlarından kareler sunduğu için biz Unbounce ile bir açılış sayfası hazırladık ve reklamları bu sayfaya yönlendiriyoruz:

http://hello.iamnotbasic.com/

http://hello.iamnotbasic.com/

Bu sayfanın filtresinden geçip internet sitemize devam etmeye karar vermiş değerli kişiler hemen Facebook pikseli ile tekrar etkileşime geçilecekler listesine giriyor.

Peki kimleri hedefliyoruz? Mesela yeni yayına aldığımız bir reklamımızdan örnek verelim:

  • 20–40 yaş arası bayan
  • Smartphone kullanan
  • Üniversite/yüksek lisans öğrencisi veya mezunu
  • Iamnotbasic.com’u ziyaret etmemiş
  • Facebook sayfamızı beğenmemiş
  • Facebook sayfamızı beğenenlerin arkadaşları

Bu reklam ile 0,30 TL civarı bir ücrete sitemize hedef kitlemize uygun bir profilde, bizden daha önce haberi olmayan ziyaretçileri çekmekteyiz. Örneğin bu reklam sayesinde 3 adet de satış gerçekleştirildiği raporu var. O da ekstrası.

Facebook Like alma

Facebook’taki organik erişim aşağı indikçe like’ların öneminin azaldığı görüşü git gide yaygınlaşıyor. En azından böyle yazılar dolaşıyordu bir zamanlar. Sonuçta fanlarınızın eskiden %20'si, %25'i postlarınızı görürken artık %5'i görürse öpün başınıza koyun.

Ancak ben buna katılmıyorum. Bunun da birkaç nedeni var:

Öncelikle Facebook sayfamızdaki like sayısı ne olursa olsun bir prestij unsuru. Ne kadar çok insan bizi beğenmişse, o kadar social proof elde ederiz. Bir nevi göz boyama. Bana demişlerdi: Moda sektöründe başarılı olacaksan göz boyamayı bileceksin.

İkincisi kitlemiz ne kadar büyükse, %5'i de o kadar büyük olur: 1.000 fanın %5'i 50 kişi iken 10.000 fanın %5'i 500 kişi. Basit bir matematik.

Üçüncü olarak sayfamızı beğenmiş bir kişi demek, bir filtreden geçmiş, yaptığımız işe ilgi göstermiş bir kişi demektir. Bizim için herhangi bir Facebook kullanıcısından çok daha değerlidir.

Bu yüzden Facebook sayfamızdaki Like sayısını artırmamız şart. Bunun için kullanmamız gerekenler mail listemiz, sitemizi ziyaret edenler.

Özellikle ilk zamanlarımızda, sitemize fazla ziyaretçi girmez iken, bu grupların dışında diğer Facebook hedeflemelerini (interest, lookalike audiences) de kullandık. Ancak bunları kullanırken dikkatli olun, bu kişiler sizin sitenizi ziyaret etmeden sayfanızı beğenmiş kişiler olacak ve alakasız bir kitle oluşturma riskiniz daha yüksek.

Aşağıda en son kullandığımız görsel ile yayınlanmış Like reklamlarımızı görebilirsiniz. Her zaman iyi bir Like, iyi bir fiyata gelmeyebilir.

Değer sunma / Eğlendirme

Demin de bahsettiğim üzere Facebook gönderilerimizi kitlemizin -şanslıysak- sadece %5'i gördüğü için geri kalanlar bizi unutmaya başlayacaktır. Kendimizi unutturmamak için ne yapacağız? Para basacağız!

En iyi gönderilerimizi, resim olur, ilgi çekici blog yazıları olur, kitlemize reklam olarak çıkacağız. Bunu yaparken biz iki gruba yoğunlaşıyoruz:

  • Fanlarımız
  • Sitemizi ziyaret edenler (yine)

Bu insanlar bize ilgi göstermiş, bizi ziyaret etmiş, bizi like’lamış. Şimdi sıra bizim onlara ilgi göstermemizde, onlara değer sunmamızda, onlara güzel zaman geçirtmemizde.

Blogumuzda yayınlanan Nil Yabanlı röportajının videosunu fanlarımızla paylaştığımızda çıkan sonuç şu şekilde:

Antrparantez; video gönderileri Facebook’ta çok popüler. Hem daha çok kişiye organik olarak ulaşıyor hem de reklam olarak oldukça ucuz.

Satışa yönlendirme

İşte her e-ticaret sitesinin nihai hedefi. Satış yoksa, sıcak para yoksa, hepimiz batarız. Bu yüzden bütün aktivitelerimizin sonu bu maddeye bağlanmalı.

Bizi tanımayan insanları internet sitemize çektik, kendimizi tanıttık, Facebook sayfamıza davet ettik, onlara içerikler sunduk, sırt masajı yaptık, değerlerimizi anlattık. Bir zamanlar hiç de umrunda olmadığımız o insanlar artık bizi biliyor, bize ilgi duyuyor, bizi seviyor! Artık onlardan bir şeyler isteme zamanı geldi.

Facebook’un Multiple Product reklamları birden fazla ürün gösterme imkanı ile benim oldukça hoşuma gidiyor. İşte Derin V tişörtlerimiz için oluşturduğumuz bir reklam:

Bu reklamı peki kimlere gösteriyoruz? İki ana kitlemiz var, tahmin edin bakalım, kimler:

  • Fanlar
  • Sitemizi ziyaret edenler (pek tabii)

Ancak bu sefer ziyaretçilerden belli başlı sayfalarımıza girenleri hedefleyeceğiz. Mesela yukarıdaki reklamda hedeflenecek kitle ‘Kadın koleksiyonu sayfasını ziyaret edenler’ olabilir ya da daha da daraltmak istiyorsak ‘Derin V ürününü ziyaret edip satın almamışlar’ olabilir.

Bu kitlelerin dışında iyi hedeflenmiş başka bir kitleyi daha denemek bazen iyi sonuçlar verebiliyor.

Yukarıdaki reklam ile yaklaşık 20 TL’ye bir satış elde etmişiz. 769 TL harcamışız, -Analytics’ten bakarak- yaklaşık 2900 TL’lik bir satış elde etmişiz. Facebook’tan gelenlerin ortalama sepet bedeli 74 TL olmuş ki site genelinde de benzer bir değer elde ediyoruz. Bir müşterinin bize değerini hesaplayınca bu değerler bizim için gayet ideal.

Sonuç:

Bence önemli olan nokta şu ki; Facebook asla kısa vadede başarıya ulaştıracak bir araç/mecra olarak görülmemeli. Hiçbir değer sunmadan, direkt olarak satın almaya yönlendiren reklamlardan fazla medet umulmamalı.

Kitlenize ne kadar emek harcarsanız, ne kadar sosyalleşirseniz, geri dönüşü de o kadar fazla oluyor. Ön sevişmeyi atlamayın!

www.iamnotbasic.com