Öğrenciler University Innovation Fellows ile kampüslerini dönüştürüyor — 5

Yazan: Emre Erin, İşletme Bölümü Öğrencisi, Boğaziçi Üniversitesi

Bugüne kadar bir çok etkinliğe katıldım ve farklı insanları dinledim. Ancak hiçbiri Stanford’ta geçirdiğim dört gün gibi değildi.“ Bu cümleyi Mart ayında UIF’in dönemlik buluşmasından döndükten hemen sonra bana programın nasıl geçtiğini soran arkadaşlarıma sık sık söylerken buldum.

Kaliforniya’nın dünyada girişimcilik, teknoloji gibi alanlarda önde gelen yerlerden olması ve Stanford Üniversitesi’nin başarılarının da muhtemelen bu sözlerime etkisi vardı. Ancak bunun da ötesinde katılımcı ve “fellow” olarak bulunduğumuz University Innovation Fellows (UIF) programının dinamikleri beni derinden etkilemişti. Önceden teorik olarak haberdar olduğum “Tasarım Odaklı Düşünme” konsepti bu okulda hayat bulmuş ve içselleştirilmişti. Bu düşünme biçimi d.school’un iç mimarisi, koltukların tasarımı gibi elle tutulur yansımalar bulmuştu. Ayrıca üniversitedeki insanların da benimsedikleri kolektif inovasyon bilinci hayranlık verici boyutlardaydı.

Ulaşımı kolaylaştırmak ve sporu desteklemek için Google kampüsünün her yerine dağıtılmış olan herkesin kullanıma açık bisikletler dikkat çekiciydi.

University Innovation Fellows programına katılmaktaki motivasyonum neydi?

İşin doğrusu daha önce benzer bir programa veya topluluğa hiç dahil olmamıştım. UIF için açılmış ilanı ilk gördüğümde çok heyecanlandım ve hemen başvurmak istedim. Program, okulumuzun ihtiyacı olan değişim ve sosyal etki odaklı bir hareketi vadediyordu. İnternet üzerinden biraz araştırıp daha detaylı öğrenince katılma hevesim daha da arttı. Programa başvururken yanıtlamamız gereken sorular bile programın kendi içerisindeki dinamizm hakkında bir fikir veriyordu. Sorulardan biri şuydu: “Sıfırdan başlayarak okulunuzun sizi ve okulunuzdaki diğer öğrencileri eğitme biçimini yeniden tasarlayacak olsanız neler yapardınız?” .

Başvuru, mülakat, sonuçların açıklanması derken bir sabah uyandığımda mutlu haberi aldım ve hemen sonrasında seçilen diğer takım arkadaşlarımı ve programın detaylarını öğrenmeye başladım. Önce bizlere 6 haftalık, yazılı ve görsel içeriklerden oluşan bir online eğitim programı verildi. Bu şekilde eğitimleri takip ederken bir yandan da UIF’ten bizlere atanan mentorumuzla görüştük. Amaç okulumuzda sosyal değişim odaklı bir topluluk kurmak ve inovasyon odaklı değişim enerjisini diğer insanlara aktarmaktı.

Bir yandan online eğitimlerimize devam edip diğer yandan da okulumuzun dinamiklerini anlamaya çalışırken imece’nin bize sağladığı destek ve mentorluk ile karşılaştığımız sorunlara çözüm bulduk. Aynı zamanda ATÖLYE’deki çalışmalar da bizler için önemli bir motivasyon kaynağı oldu.

Online eğitimlerin ardından sırada Silikon Vadisi’ndeki dönemlik büyük buluşma vardı.

Buluşmanın tarihi yaklaştıkça hepimizin heyecanı da arttı. İşin doğrusu neyle karşılaşacağımıza dair hiçbirimizin fikri yoktu ve buluşmanın ilk gününe kadar da öyle devam etti. Serin bir mart akşamı San Francisco’ya iniş yaptık ve muhteşem anılar ve öğrenimler ile eve geri dönecek olduğumuz program başladı.

Amerika’nın neredeyse her eyaletinden gelen katılımcıların yanı sıra dünyanın Güney Amerika, Avrupa ve Hindistan gibi farklı yerlerinden katılımcılar vardı. Bu kadar farklı insanı buluşturan ise eve döndüğümüzde kampüslerimizde başarmak istediğimiz dönüşüm. 300 kişiye ulaşan bu büyük ailenin bir parçası olmak gerçekten gurur vericiydi.

Programın ilk gününü Googleplex adı verilen Mountain View’daki Google kampüsünde geçirdik.

Burada hem Google’ın şirket kültürünü, hem de X Company adındaki çılgın Google projelerinin altında imzası olan şirketi yakından tanıma imkânı elde ettik. İnovasyonu çalışma yöntemlerinin temeline alan Google, d.school ve Stanford Üniversitesi’nin de önemli partnerlerinden. Burada beni en çok heyecanlandıran ise hata yapmaya teşvik eden ve dahası bunu ödüllendiren bir sistemi kurum kültürüne yerleştirme başarısı. Google bu şekilde otomatik araba (Waymo) ve acil afet durumlarında kablosuz internet sağlayacak olan Project Loon adlı çok önemli iki projeyi yüzlerce diğer başarısız proje arasından hayata geçirmiş.

Google’da ayrıca prototiplendirmenin fikir geliştirme ve üretim için ne kadar önemli olduğunu farkettim. Eğitimlerin parçası olarak 2–3 saat boyunca bir probleme hayal gücümüzü prototipe dökerek çözüm aradık. Google, problem çözme ve prototiplendirme motivasyonunu çalışanlarına da sunmak için “Garage” adı verdiği serbest çalışma atölyeleri tasarlamıştı.

İkinci günümüze başlarken rotamız bu sefer heyecanla görmeyi beklediğimiz d.school’a çevrildi. d.school, farklı disiplinler arası etkileşimi ve ortak çalışmayı artırmayı ve eğitim anlayışına yeni yaklaşımlar geliştirmeyi hedefliyor. Stanford Üniversitesi, UIF gibi programlar ile d.school’un geliştirmeye çalıştığı kültür ve değerleri farklı okullardan insanlara da aktarmaya çalışıyor. d.school’da yaptığımız ilk çalışmayı, bir dans eğitmeni ile insanlar arası iletişim ve liderlik dansı olarak tanımlayabilirim. Eğitmen, dans sırasında partner değiştirirken göz göze gelmelerine rağmen eşleşmeyen insanlara tepki gösteriyordu, çünkü böyle davranışlar gerçek liderlerde olmaz!

d.school her manada yaratıcılık ve inovasyona teşvik eden ilham verici bir mekân. İçerisindeki tüm masa, sandalye, tahta, kanepe hatta duvarlar dahi hareket edebilecek şekilde yapılan etkinliğin içeriğine uygun şekilde ayarlanması için tasarlanmış. Zaman zaman masa ve sandalyelerin dahi yere sabitlendiği klasik sınıf anlayışını kökten değiştirdiği için bu yaklaşım benim özellikle ilgimi çekti.

Dönüşümün “sürücü kuvvetinde” olduğum anları ölümsüzleştirmemek olmazdı!

Programın devamı ise bir dizi ilham dolu etkinlik ile devam etti. “Ignite” adı verilen eski “fellow”ların yaptıkları konuşmalar çok ufuk açıcı oldu. Kimileri kampüslerinde yaşadıkları benzer sıkıntıları nasıl çözmeyi başardıklarından bahsetti, kimi ise kendi hayatlarında yaşadıkları talihsizliklere rağmen nasıl bir yolculuktan geçerek UIF “fellow”u olduklarını anlattı

Son günümüzde ise döndüğümüzde okullarımızda yapmayı planladığımız projeleri tasarım odaklı düşünme çerçevesinde tekrar değerlendirdik ve farklı gruplardan insanların da fikir ve tecrübelerine başvurduk. Ayrıca, “Unconference” denilen yenilikçi formatıyla dikkatimi çeken bir etkinliğe katıldık . Bu etkinlikte, konferans formatı baştan tasarlanıp herkes konuşmacı oluyordu. Öncelikle herhangi bir konu hakkında konuşmak isteyen insanlar bir çizelgeye konu başlığı ve yer bilgilerini girip ardından o yere gidiyordu. Konu başlığına ait oturumun konuşmacı kapasitesi dolunca ise listedeki herhangi bir konuya ilgisi olan insanlar o konunun konuşulduğu oturuma katılabiliyordu. Böylelikle grup olarak belli bir konu değerlendirilmiş ve herkes konuşmak istediği konuda vermek istediği bilgileri aktarmış oluyordu.

Programın sonuna yaklaştıkça bu ortamdan ve ilham verici topluluktan uzaklaşacak olmaktan dolayı hepimizin içini bir hüzün kapladı. Ancak yine de bu programın bir parçası olma şansı elde etmiş olmaktan dolayı duyduğumuz mutluluk ve benzer bir şekilde kendi kampüsümüzde bir topluluk kurmayı hedeflediğimiz için üzüntümüzün çok sürmeyeceğine eminiz.


Öğrencilerin öğrenme yolculuklarını keşfetmek için takipte kal. Programla ilgili daha fazla bilgi almak için imece@imece.com adresine e-mail atabilir, aşağıda yorum olarak sorularınızı iletebilirsin. Ayrıca diğer University Innovation Fellows yazılarını buradan inceleyebilirsin.