Şirketler içinde bulundukları toplumu değiştirebilir mi?

Yazan: Seda Karaca, İletişim Sorumlusu, imece

Türkiye’de ve dünyada şirketler uzun zamandır kurumsal sosyal sorumluluk ve filantropi çalışmaları kapsamında toplumsal fayda yaratacak sivil toplum kuruluşlarını ve projeleri destekliyor. Bu çalışmalarda genel itibariyle şirketlerin toplumun gözünde itibar kazanmayı ve bu sayede iş dünyasında daha iyi bir yere gelmeyi hedeflediğini söyleyebiliriz. Sistemsel değişim yaratmak için bu yaklaşımı değiştirmek ve gerçek anlamda etki yaratan projeler geliştirmek gerekiyor.

Çoğunlukla gözümüzden kaçan nokta şirketlerin aslında hem çalışanları ve yöneticileri, hem de sundukları hizmet, ürettikleri ürün ve sistemlerle toplumun da önemli bir parçası olduğu. Eşitsizliklerin azaldığı, bireylerin sağlıklı olduğu, toplumsal cinsiyet eşitliği, barış ve adaletin sağlanabildiği toplumlar aynı zamanda şirketlerin de sağlıklı bir biçimde operasyonlarını sürdürebilecekleri ortamlar yaratacaktır.

Ayrıca dünyanın ve insanlığın karşı karşıya olduğu yerinden edilme, açlık, iklim değişikliği gibi kritik problemler zaman içerisinde toplumlarda bir değişim talebini oluşturur. Bu talep, hem insanların tüketim kararlarında, hem de şirketlerin kendisine çekmeye çalıştığı en iyi yeteneklerin işveren tercihlerinde bir etkiye sahip. Dolayısıyla sosyal fayda üretmek şirketler için bir halkla ilişkiler çabası olmanın ötesinde, varlıklarını sürdürebilmeleri ve gelişebilmeleri için bir gereklilik.

Dünyanın kompleks problemlerini çözmek için daha fazla inovasyona ihtiyacımız var.

Günümüzün meselelerini çözmek için inovasyona ihtiyacımız olup olmadığını anlamak için kendimize şu soruları sormayı deneyebiliriz: Nitelikli eğitim, sağlık ve insancıl çalışma koşullarına dünyanın her köşesinden insanın erişmesini bugün elimizde olan araçlarla sağlayabiliyor muyuz? İnsanların kaliteli bir yaşam sürmesini ve gezegenin de sağlıklı olmasını mümkün kılabiliyor muyuz? (Merak edenler için: Planetary health” ya da Türkçe “gezegensel sağlık” olarak adlandırabileceğimiz bu kavramı, önemli tıp dergilerinden The Lancet, Rockefeller Foundation ile birlikte ortaya attı. Kavram, kamu sağlığına yeni bir bakış açısı getirirken holistik bir biçimde tüm ekosistemin sağlıklı olması gerektiğini savunuyor.)

Radikal değişimlerin gerçekleşebilmesi yeni yaklaşım ve dönüm noktaları gerektiriyor. Peki tüm bu yenilikleri kim gerçekleştirebilecek? Bu aktör şirketler olabilir mi?

İş dünyasının içinde var olduğu statükoyu ters yüz edecek değişiklikler yapması oldukça zor. Ama bir yandan da çeviklik, çalışanlarının yetkinlikleri ve sahip oldukları geniş ölçek şirketleri inovasyonun öncüsü olabilecek konuma getiriyor. Bu noktada şirketler 3 ana trend ile karşı karşıya diyebiliriz:

  • Şirket hissedarlarının daha fazla büyüme talebi
  • Çalışanların gitgide daha fazla yaptıkları işlerin bir anlamı olması gerektiğini düşünmesi
  • Kamunun iş dünyasından toplumsal, ekonomik ve çevresel meselelerin çözülmesine yönelik beklentilerinin artması

Değişim yaratmak istiyorsan, önce kendinden başla.

Sosyal inovasyon iş dünyasına yeni pazarlar oluşturarak daha fazla büyüme imkânı sağlarken, getirdiği çözümler ile çalışanlarına da “iyi bir işin” parçası olduklarını hissettiriyor. Dünyada ve Türkiye’de şirketler bu potansiyeli görmeye başladı bile.

Kurumsal sosyal inovasyon Wayfinder İstanbul’da Türkiye’den ve dünyadan alanın önemli isimleriyle ele aldığımız konulardan biriydi.

Kale Grubu, Koç Holding, Turkcell, Zorlu Holding gibi Türkiye’de sosyal inovasyon alanında çalışmalar yürüten şirketler de bu diyaloğun bir parçası oldu.

Fotoğraftakiler: Louise Pulford, SIX; Ebru Tüzecan, Koç Holding; Marcos Eguiguren, GABV; Neşet Dereli, Turkcell; Kriss Deiglmeier, Tides Foundation
Fotoğraftakiler: Louise Pulford, SIX; Zeynep Okyay Bodur, Kale Grubu; Emre Zorlu, Zorlu Holding

Bu şirketlerin temsilcileri ve Tides Foundation’dan Kriss Deiglmeier’ın vurguladığı bazı önemli noktalar şöyle:

  • Sağlıklı şirketlerin sağlıklı toplumlara ihtiyacı var.
  • Toplumsal değişime yönelik çalışmalar şirketlerin yöneticileri tarafından desteklenmeli.
  • Şirketler ürün, kâr ve zamanının belli bir kısmını sosyal inovasyona ayırmalı.
  • Şirketler ancak çalışanları, yöneticileri ve hissedarları ile ortak değerler etrafında bir araya gelebilirse toplumsal değişim yaratabilir.
  • Değişim yaratmak isteyenler önce kendisinden başlamalı.

Şirketlerin değişimin parçası olabilmesini sağlayan platform ve aracılar gitgide daha da önem kazanıyor. imece gibi ekosistemde kolaylaştırıcı ve katalizör olarak konumlanan kurumlara da doğru insanları bir araya getirerek birlikte çalışmayı mümkün kılmak düşüyor.