Öğrenciler University Innovation Fellows ile kampüslerini dönüştürüyor— 4

University Innovation Fellows serisinin birinci, ikinci ve üçüncü yazısını da okuyabilirsin.

University Innovation Fellows (UIF), Stanford Üniversitesi Hasso Plattner Tasarım Enstitüsü ya da daha çok kullanılan adıyla d.school altında yürütülen uluslararası bir inovasyon programı. Programın amacı; üniversitelerde öğrenci bazında değişim öncüleri yaratmak, bu öncüleri birbiriyle iletişim hâlinde oldukları bir ağa dahil ederek onlara destek olmak, inovasyon ve girişimcilik ekosistemini üniversitelerde değiştirerek bir akım yaratmak.

“Değişim öncüleri”, kendi çevrelerinde yenilikçi projeler üreten öğrenciler olarak tanımlanıyor. Bu projeler kampüste yeni bir makerspace açmaktan yeni bir ders tasarlamaya kadar geniş bir alanı kapsıyor. Üniversiteler, bu programı kendi okullarında başlattıklarında her dönem okul içerisinden seçilen “fellowları” UIF ağına dahil ediyor.

d.school’un tavanına asılı bir John Cage sözü.

Koç Üniversitesi’nin bu seneki 4 fellow’undan biri olarak ağustosta başladığım bu yolcululuğun şimdiden yaşamımı değiştirdiğini söyleyebilirim. Programla tanışmam Mayıs 2017’de d.school’u araştırırken oldu. Programın içeriğini kavradıktan hemen sonra Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar bölümünden hocam Asım Evren Yantaç’a bu programı okulda başlatabileceğimiz ile ilgili bir e-posta yazdım. Bundan tam 12 gün sonra daha sonradan mentorumuz olacak ATÖLYE Öğrenme ve İnovasyon Yöneticisi Mert’ten bir e-posta aldım. Bana programla ilgilendiğimi duyduğunu ve programı bu sene Koç’a getirdiklerini söylüyordu. Benim UIF’i keşfettiğim bu dönemde programı okula getirmeye çalışan başkalarının olduğunu fark etmek çok heyecan vericiydi. Daha sonradan öğrendiğim kadarıyla programın duyurusu Koç Üniversitesi’nde GEC (yeni adıyla GLLP) adlı liderlik programına seçilmiş öğrencilere yapılmıştı. Bu programa dahil olmadığım için Asım Hoca’ya e-posta atmasaydım fellow olamayacaktım aslında. Bu tecrübe, ilgiyle atılmış bir e-postanın bile yaşamımı nasıl değiştirebileceğini gösterdi. Beni Stanford’a taşıdı, harika insanlarla tanıştırdı.

UIF’i keşfettiğim an Asım Hoca’ya attığım e-posta bana hayal edemediğim bir yolculuğun kapılarını açtı.
Mert’ten aldığım e-postayı şaşkınlık, heyecan ve ilhamla okudum.

Mert’in e-postasından ardından istenilen motivasyon yazısı sonrası programın fellowlarından biri oldum. Programı Koç Üniversitesi Uluslararası Programlar Ofisi (OIP) ve sosyal inovasyon platformu imece Türkiye’de başlatıyordu. imece ve imece’nin kurucu ortaklarından ATÖLYE öncülüğünde Türkiye’de de başlatılan programa dahil olan diğer üniversite de Boğaziçi Üniversitesi’ydi.

Yaz sonu program başlarken diğer 3 fellow’dan yalnızca Ceren’i tanımama rağmen grupta ilk günden itibaren hissettiğim yoğun enerji “doğru zamanda doğru yerde” olduğumu sezdiriyordu bana. Ağustosun sonlarına doğru UIF’ten aldığımız yönlendirmelerle 6 haftalık online bir eğitime başladık. Amerika’daki üniversitelerin ağustos sonunda başlamasından ötürü Koç grubundaki herkes farklı şehirlerde, yaz tatilindeydi. Buna rağmen eğitim programına online görüşmeler yaparak uymaya çalıştık. Gruptaki herkesin ilk tanıştığı Skype görüşmesini hatırladığımda o andaki duyarlı, yapıcı, yaratıcı iletişimin bugüne gelene dek korunduğunu hissediyorum.

Aldığımız 6 haftalık eğitim 6 modülden oluşuyordu. Her hafta için tasarlanan eğitim içerikleri ve bizden beklenen birtakım projeler bizi aslında fellow olmaya hazırlıyordu. Okulun inovasyon ve girişimcilik haritasını çıkarmak, okuldaki “stakeholder”larla bir toplantı yapmak, okulda gerçekleştireceğimiz projeleri prototiplemek, stratejik önceliklerimize karar vermek UIF’in hafta hafta bizden beklediği aksiyonların bazılarıydı.

6 Kasım | Stakeholder Meeting’de okulda projelerimizle ilgilenebilecek en önemli akademisyenler ve yöneticilerle bir araya geldik.

6 haftalık eğitimin sonunda 15 Kasım’da San Francisco’ya uçtuk. Her dönem, online eğitimi alan ‘fellow’lar ağa tam anlamıyla dahil olmak için Stanford d.school’a geliyor. 4 günlük buluşmanın amaçlarından en önemlisi ağ içerisindeki diğer öğrencilerin dönüşümü nasıl gerçekleştirdiklerini ilk ağızdan dinlemek, hedeflerin gerçekten ulaşılabilir olduğunu görmek ve ilham almak.

4 günlük UIF Meetup’ının yepyeni ufuklar açtığını söyleyebilirim. Tanıştığım onlarca insanın hikayesine tanık oldum. Geçmişte yapılan sayısız projeyi dinlerken bir amacın, değişimin, fikrin neden gerçekleşmeyeceğine dair getirdiğimiz onlarca nedenin birer bahaneden ibaret olduğunu tekrar anladım. Buluşmaya hakim olan “resilience” (zor koşullar altında pes etmeme, devam etme, hızlıca iyileşme) teması Türkiye coğrafyasından gelen biri olarak bende de oldukça yer buldu. Kurulan güven, empati, dayanışma ortamının Stanford ve d.school’un zengin içeriğiyle birleşmesiyle buluşma tüm açılardan bana seslendi, düşüncelerimde yer buldu, yaşamıma geri dönerken hayatım boyunca benimle gelecek bir ilham ve kararlılık verdi.

Bu etkinliğin neredeyse kusursuz şekilde işlemesini sağlayan UIF ekibi. Her biriyle tanışmak bambaşka bir hikayeye kapı aralıyor.

Meetup’ın ilk günü Google Headquarters’daydık. Tasarım odaklı düşünme, prototipleme çalışmaları; konuk konuşmacılar, ‘fellow’ sunumları, kendi okul grubumuzda planladığımız projeler üzerine odaklandığımız seanslarla geçti bugün. Uzun vadede yaşamımı adamak istediğim “longevity” konusunda bana ilham veren Ray Kurzweil’ı konuşmacılardan biri olarak karşımda bulmak heyecan vericiydi.

Ray Kurzweil ve UIF ekibiyle, harika bir gündü.
İlk gün bir Google Home Mini kazandım. :)

Sonraki 3 gün Stanford d.school çatısı altında son derece yoğun workshop’larla geçti. Programın bu çatı altında yapılması okul bazında ilham verici bir değişim hareketinin örneğini sunması açısından ilham verici. d.school gibi bir yapılanmanın yalnızca Stanford’da, Silikon Vadisi’nde olması gerekmiyor. Her ne kadar bölgenin ekosistemi inovasyon, girişimcilik, tasarım gibi alanların öne çıkmasını son derece kolaylaştırsa da dünyanın bir başka yerinde bambaşka bir boyutuyla benzer bir değişim hareketini yaratmanın mümkün olduğuna inanıyorum. Koç Üniversitesi’nde bunun bir örneğini sunmak istiyoruz.

Muhteşem UIF Koç ekibi: Soldan sağa Hazal, Ceren, Yalçın, ben. Google’da bir workshop’tayız.

Tüm etkinlik boyunca “tanımadığın bir kişiyle tanışma” teması sürekli gündemde tutuldu. En çok istenilen şeylerden biri insanlar arası bağlantıların olabildiğince güçlü, kapsamlı ve fazla olmasıydı. Her gün her saat başka insanlarla tanışırken kendimi gerçek anlamda bu ağın bir parçası olarak hissettim.

d.school’da UIF aktivitelerinden bir görüntü.

Bu sene UIF’in 5. yıl kutlamaları kapsamında eski yıllardan pek çok fellow d.school’u tekrar ziyaret etti. Son gün tüm katılımcılar ile birlikte yürütülen “Music Design Challenge” adında müzik odaklı bir tasarım çalışması yapıldı. Kendi grubuma beni oldukça etkileyen bir konu geldi: “Konsere giden kitleleri sosyal sorumluluk odaklı aktivitelere nasıl daha fazla yöneltebiliriz? Bol post-it’li beyin fırtınalarından sonra her grup fikrini bir video hazırlayarak prototipledi. Bizim gruptan çıkan fikir konserler esnasında sanatçının da yönlendirmesiyle yürütülecek canlı bir crowdfunding kampanyasıydı. Bu seneki müzik teması kapsamında çağırılan konuşmacılardan Ge Wang kurduğu girişimi Smule, programlanabilir müzik teknolojileri, Chuck programlama dili gibi konuları gündeme aldı.

Yalçın UIF projelerimize duyduğu heyecanı ifade ederken. :)

Tüm süreç boyunca takım içerisinde nasıl çalıştığım üzerine gözlemler yapma fırsatım oldu. Hangi anlarda düşüyorum, yükseliyorum, takımdan kopuyorum ya da ortaya atılıyorum? Kendimi nasıl ifade ediyorum? Kişisel, duygusal, yanıltıcı içgörülere kapılıyor muyum? İşlerin devam etmesini, herkesin düşüncesini rahatça ifade edebildiği bir ortamın yaratılmasını, en kısık sesin bile duyulmasını nasıl sağlayabilirim?

Yazabileceğim pek çok noktayı sonraki yazılara bırakarak hikayenin benim tarafındaki kısmını burada bitiriyorum. UIF, meetup sonrası yeni başlıyor aslında. Program umarım Koç’ta, Boğaziçi’nde ve Türkiye’de olabildiğince fazla okulda yürütülür. Tüm yolculuk boyunca bizimle olan Ceylan Uşaki Erali’ye, mentorlarımız Elliot Roth ve Mert Çetinkaya’ya, bizi bu yolda destekledikleri için imece’ye, Duygu’ya, Buğra’ya, tüm ekibe; ATÖLYE’ye, Koç Üniversitesi OIP’ye, sevgili Rena Polat’a çok teşekkür ederiz.

İstanbul’a dönerken taşıdığım hisleri bu fotoğraf özetliyor. :)
One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.