Önder: Ankara’dan David Harvey’e İyi Laboratuvar Olur

Sırrı Süreyya Önder, Haziran direnişi henüz Gezi’de bir tohum halindeyken, yıkmaktan başka bir şey bilmeyen haliyle AKP’yi andıran o dozerlerin önünde durarak tarihi bir sürecin fitilini ateşleyenlerden olmuştu. İlerleyen günlerde milyonlar, Gezi direnişinin öncülüğünü eline geçirdiğinde Önder için “Gezi’de dozerleri durdurdu ve bir kulübede Süpermen gibi kıyafetlerini değiştirip yeni maceralara atıldı” diyenler de oldu. Ama Önder, “Toplumsal hareketlerin ‘hami’ye ihtiyacı yoktur!. Önlerinde birilerinin durmasına sizce oradaki onca insanın ihtiyacı var mıydı?” diyerek meseleyi özetliyor. Bugünlerde Ankara’daki seçim çalışmalarını sürdüren, Önder’le, Gezi’yi, HDP’yi, ‘Ankara’yı ve sanatı konuştuk.

Fevzi ÖZLÜER — EVRENSEL

Sırrı Süreyya Önder, Haziran direnişi henüz Gezi’de bir tohum halindeyken, yıkmaktan başka bir şey bilmeyen haliyle AKP’yi andıran o dozerlerin önünde durarak tarihi bir sürecin fitilini ateşleyenlerden olmuştu. İlerleyen günlerde milyonlar, Gezi direnişinin öncülüğünü eline geçirdiğinde Önder için “Gezi’de dozerleri durdurdu ve bir kulübede Süpermen gibi kıyafetlerini değiştirip yeni maceralara atıldı” diyenler de oldu. Ama Önder, “Toplumsal hareketlerin ‘hami’ye ihtiyacı yoktur!. Önlerinde birilerinin durmasına sizce oradaki onca insanın ihtiyacı var mıydı?” diyerek meseleyi özetliyor.

Bugünlerde Ankara’daki seçim çalışmalarını sürdüren, Önder’le, Gezi’yi, HDP’yi, ‘Ankara’yı ve sanatı konuştuk.

Çocukluğunuzda bir fotoğrafçılık deneyiminiz var. Düğün dernek fotoğrafları kadar aile fotoğrafları ve portreler 70’li yılların görsel hafızasını işaret ediyor. Bu hafızadan sizin payınıza ne düştü?

70’lerin görsel hafızası bugün bazı yapımlarda her ne kadar hor kullanılsa da darbe öncesindeki, neoliberal dalgaya kapılmamış bir Türkiye’nin hafızasını yansıtıyor. Sol yayınların biraz gizlendiği ama bir o kadar da gururla taşındığı, Türkiye dışında olanlara dair ilginin görsel kültür, özellikle de TV ve sinema üzerinden şekillendiği bir dönemden bahsediyoruz. Bu dönemden benim payıma düşen hem politik bir birikim hem de ilk kez karşılaştığım biçimlerin zihnime kazınması oldu.

Geniş açıyla belli bir mesafeden bakmak yerine, olay yerine intikal ederek, daha doğrudan ve birebir ilişki kurma yeteneği kazanmanızda da sanırım ilk gençliğinizde yaptığınız tüm bu işlerin etkisi oldu?

Herkesin kimin kimin çocuğu olduğunu bildiği, birbirini tanıdığı ve birbirini tanımak için bilgisayara ihtiyacı olmadığı bir dönemde yetişmenin avantajını da “olay yerine intikal etmeyi” zorunlu kılan o günün fotoğrafçılık teknolojisinin güzelliğini de yaşadım diyelim. Büyüdüğüm yerde de yetişme biçimimde de olaylara geniş açıyla belli bir mesafeden bakacak kadar serin kanlı olamayacak kadar yakındık aslında insanlarla.

Birinci tekil şahıs ilişkisi kuran siyaset dilinizle Ankara’da son yıllarda gelişen “delikanlı” edebiyatı dili arasında bağ kuranlar var, deri ceketiniz sırtınızda Başbakanla görüşmeniz vardı sanırım, bu görüşe ne dersiniz?

Herhalde Behzat Ç. ile karıştırıyorlar. Şaka bir yana Başbakan’ın karşısına ceket kravat gitsek de başka dert olurdu. Bir kere de genel kurula bir belge vermek için “kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı” girmeme takmışlardı. “Delikanlı” edebiyatı derken kastedilen maço bir edebiyat ya da dilse bu sanıyorum ki bu yaptığımız, yapmaya çalıştığımız siyasete fena halde haksızlık olur. Kastedilen samimiyetse, lafı eğip bükmemek, kapalı kapılar ardında iş çevirmemek, düğme iliklemek yerine söz söylemenin demokrasiye hizmet edeceğini düşünmekse ve kastedilen dil buysa, bunda umarım bir katkım olmuştur. Ya da en azından birileri böyle düşünmüştür. Ama Ankara’dan bir edebi damar çıktığının ve buna duyulan ilginin farkındayım. Bana kalırsa bunun sebebi erkeklerin ya da kadınların illa ki süper kahraman ya da sonuna kadar naif karakterler olmadığını görmemiz bu akım içinde. Meşhur tabirle anti-kahramanlara olan hasreti dindirmesi.

ANKARA’DAN HARVEY’E LABORATUVAR OLUR

Ankara’da okudunuz ve muhtemeldir ki mahalle çalışması da yaptınız. O yıllarda halka toprak dağıttığınız arsa ofisi gibi çalıştığınız faaliyetleriniz de oldu bildiğim kadarıyla, Onca yılda Ankara’da mahallelik nerden nereye gelmiş?

Ankara yıllardır aynı irade tarafından yönetiliyor. Bayrak değişmiş, bıyığın kesimi değişmiş ama akıl değişmemiş.Taksi durağı açılışından başka övünecek bir şeyi kalmamış bir belediyesi var Ankara’nın. Ankara’da yaşanacak alan, üstünde nefes alınacak mekan olarak kalan yerlerine bakın, o belediyenin en çok saldırdığı alanlar onlar. Üniversiteler ve üniversiteliler resmen Ankara’nın nefes alma hakkını savunuyorlar. Mahalleler ise sistemli bir saldırıyla yıkılmışlar ya da yıkılmaya direnmekteler. Geçtiğimiz hafta David Harvey buradaydı, kent mücadelesinin bugünün sınıf mücadelesindeki yeriyle ilgili tespitlerini doğrulamak istiyorsa hâlâ Türkiye’deyse uzağa gitmesine gerek yok. Bu işin laboratuvarı Ankara’dır. Mahallenin nasıl bir saldırı altında olduğunu en rahat burada görebilir. Mahalleli olmanın nasıl terörize edildiğini burada görebilir

KENTSEL POLİTİKA MÜŞTEREK BİR GİRİŞİMDİR

Bu mahallelilerin bir kısmının bugün kentin toprak zenginleri haline gelmiş olduğunu gördüğünüzde nasıl bir kentsel politika geliştirmek gerektiğini düşünüyorsunuz?

Kentsel politika müşterek bir girişimdir ve bana kalırsa her şeyden önce kentin ekolojik olarak ciddi bir çalışmayla ele alınmasını gerektirir. Var olan ya da var edilmesi planlanan Ankara’daki yerleşim yerlerine baktığımda insanların “toprak zengini” haline gelişinden çok o toprağa nasıl ihanet edildiği kahrediyor beni. Ankara’da insanlar hangi arazinin kaç lira edeceğini havadan sudan konuşur gibi konuşmaya başlamış. Bazıları “beklenmedik” arsalardan kazandıkları paraları anlatıyorlar. Şehirde kamu binaları haricinde endüstriyel bir üretim damarının oluşturulmamasının bedelini ödüyor Ankaralılar. Ortada bir kent kültürü bırakmamışlar. Çünkü ortada emek diye emekçilik diye bir şey bırakmamışlar. İnsanları beton blokların arasına sıkıştırmışlar ve havalı bir isim bulup konut projesi diye yutturmuşlar insanlara. Kentsel politika, toplu konutların, distopya filmlerindeki gibi küçücük evlerin içerisine hapsedilmiş insanların üzerine kurulamaz. İnsanlar aslında bu doğal olmayan durumu reddediyorlar. İçlerindeki mahalleliyi konuşmaya çağırmak lazım. Çünkü birçok mahalleli TOKİ’deki yaşamı da mahalledeki yaşamı da gördü. Onlara bu soruyu sormadan kentsel politikayı konuşmaya başlayamayız.

ÜLKE BÜYÜK BİR ’F TİPİ’

Cezaevi süreci, direniş ve siyasal kopuş hattı.. Ankara’dan ayrılmanızda bu sürecin etkisi oldu mu? Ya da neden İstanbul?

İstanbul’a gelmeden önce birçok şehir gezip birçok iş yaptım aslında. 90’lar sonrası Türkiye’sinde neden İstanbul sorusuna verilebilecek tek yanıt sizin oraya gitmenizden önce oranın girdabına çekilmek.

“F Tipi” filminin yönetmenleri arasında yer aldınız. Yüksek güvenlik siyaseti karşısında, Gezi’de kepçenin karşısında dururken, filmden hangi kare canlandı gözünüzde?

Bir bütün olarak diğer arkadaşlarımın çektikleriyle birlikte, kenti ve ülkeyi büyük bir F Tipi hapishaneye çevirmekte olduklarını gördüm.

TOPLUMSAL HAREKETLERİN HAMİYE İHTİYACI YOKTUR

Gezi’de dozerleri durdurdu ve bir kulübede Süpermen gibi kıyafetlerini değiştirip hızlıca uzaklaştı, yeni maceralara atıldı, deniyor.. Toplumsal hareketlere hamilik yapmayan bu tarzınız yanlış mı anlaşıldı sizce?

Toplumsal hareketlerin “hami”ye ihtiyacı yoktur!. Önlerinde birilerinin durmasına sizce oradaki onca insanın ihtiyacı var mıydı? Tam o anda benden başka kepçenin önüne duracak kimse yoktu. Tereddütsüz ben durdum. Halkın sizden daha iyi yaptığı şeylerde saygıyla onlara yer vermek zorundasınız. O gün orada olan benden oldukça genç insanlara bakıyorum, bugün birçoğu HDP’nin kampanyalarına omuz veriyor. En azından benim Gezi’yi yanlış anlamadığımı gösteriyor bu. Benim kıyafetimi değiştirmem meselesine gelince, ben Gezi’nin bu ülkedeki yakın zamandaki en büyük barış ve eşitlik hareketi olduğuna inanıyorum. Orada sahneyi kim büyüttüyse sahnede de onlar vardı. Ben de sahneye çıktım ve vaktim gelince ortalarda, halkın tam içinde bir yere geçtim. Gezi iyi bir kumpanya gibiydi, birçok şeyle bizi yüzleştirdi ve kendi yıldızlarını, kendi hikayesini kendi yarattı.

GEZİ VE HDP

Gezi’nin taleplerinin HDP’nin seçim bildirisiyle bu kadar kesişmesi ne demek?

Böyle bir tespitiniz varsa herhalde HDP olarak bu işi doğru yaptık diyebiliriz. Bu topraklarda insanları sokağa dökebilecek kadar büyük sözler söyledi Gezi. O sözleri doğru okumak, onlarla yolu kesiştirmek HDP’nin şansıdır. Bildirideki politikaları hayata geçirmek de Gezi’ye olana borcu ödemenin bir adımı olacak işte.

SİNEMAYA DÖNÜŞ

Sinemaya dönecek mi Sırrı Süreyya Önder? Döndüğünde ilk filmi neyi anlatacak acaba?

Maraş Katliamı, Göçmen işçilik ve barışa dair her şeyi diyelim ve dönüş gününü bekleyelim.

ANKARA’DA İŞÇİ SINIFI

Daha iki gün önce bir iş kazası daha oldu Ankara’da bir çimento fabrikasında mühendisler yanarak öldü. İş cinayetleri konusunda seçim sürecinde nasıl bir tutum sergilediniz, bu konuda Ankara’da işçi sınıfının örgütlülüğünü nasıl değerlendirdiniz?

Ankara Tekel Direnişi’ne ev sahipliği edeli çok olmuyor. Meydanda hâlâ o komünün kokusunu duyabiliyorsunuz. İş cinayetleri Türkiye’de üstüne titrenen bir konu olmadığı sürece sol bir muhalefetten söz edemeyiz. Biz mecliste bu konuda iyi bir sınav verdik; ama işçi sınıfının Ankara’daki örgütlülüğü umut verse de Türkiye genelindeki sendikalaşma karşıtı yasal durum ve en son Bursa ve Kocaeli’deki fabrikalara kadar taşan sınıfın kendini sendika olsa dahi güvende hissetmeme hali elbette Ankara’da da mevcut. Türkiye’deki her kategoriden siyasal hareket neoliberal baskı ile AKP baskıları altında ciddi bir tekinsizlik hâli yaşıyor. Sendikalardan sivil kolektiflere kadara durum böyle. HDP’nin bu konuda örgütlü bir çaba olarak umut yarattığını söyleyebilirim.

Ankara’da milletvekili olduğunuz bölge çok farklı toplum kesimlerini içinde barındırıyor. Köylere , fabrikalara, mahallelere gidiyorsunuz, bir devrimci nüve görüyor musunuz? Ankara’da toplumsal devrim şehirden mi kırdan mı yoksa kırşehirden mi olacak? Ne dersiniz?

Ben “şehirden mi kırdan mı” sorusunun artık pek bir karşılığı olmadığını düşünüyorum. Zira Ankara’da küçük yerlerde yapılan devrimci siyasetle şehirdeki kentsel dönüşüm karşıtı yeni siyasal zemin arasında uzlaşılabilir ciddi bir zemin var. Toplumsal devrim tüm hücrelerde hissedilecek. Elektrik direğinin üstüne tırmanan on on beş yaşındaki yoksul çocuklardan beyaz yakalılara dek geniş bir alanı kapsayacak. Bunu görmek çok kolay.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.